Büyük takım nedir? Yıllar önce, site ve forum ilk açıldığı zaman forumda dönen bir tartışmada, son yılların en büyük takımının San Antonio Spurs olduğu konuşulmuştu. Orkun Çolakoğlu da şöyle demişti; "büyüklük başka bir şeydir, birkaç sezonluk performansla ilgili değildir. yerkürenin diğer yüzünde açılan şu sitedir lakers'ın büyüklüğü, ya da sadece bir playoff contender'ıyken espn'in takımlar hakkındaki preseason kampları yazı dizisinde onca şampiyonluk adayının önünde spurs'ün ardından 2. günün konusu olmasıdır. bir yerlerde sabahın 6'sında 10 kişinin manyak gibi msn'de toplanıp hava aydınlanırken internetten maç takip etmesi, her yenen baskette fena olup her atılan baskette kendilerinden geçmeleridir."

Büyüklük ha? Şimdi ben de ekliyorum... Büyüklük budur usta, her sene burada olmaktır, buraya ait olmaktır.. Boston gibi 15 yıl lotaryaya oynayıp, bir sene büyük takım kurduktan sonra "longlife Boston babaaa" demek değildir büyüklük, buraların kokusuna alışık olmaktır, aşık olmaktır. Büyüklük playoff boyunca her tur için yapılan, hatta 2'şer 3'er yapılan toplu buluşmalardır. 10 kişi gecenin 2'sinde suratı asık çorbacıya gitmektir, 40 kişi sabahın 7'sinde vedalaşmadan evlere dağılmaktır, ev dediğim de İzmir, Bursa, Trabzon, Ankara... 25 kişi başkent sokaklarında üçlü çekmek, bir baba hindiye eşlik etmektir. Büyüklük bazen buruklukları yaşamak, ama bir baba hindilerin geleceği günleri bilerek bu buruklukların arkasında durmaktır işte.

Büyüğüz ulan. Çok büyüğüz.

Çağlar YILDIZ

* * *

14 Haziran 2009 5:20 AM... Beşinci maçı bekliyorum şu an, NBA TV'de basın toplantısı var Ayarcı'nın. Gazetecilerden biri "Geçen sezon sizinle basın toplantılarında, orada burada görüştüğümüzde hepinizin yüzünden gülücükler saçılıyordu takım gerideyken bile, şu anda 3-1 öndesiniz ama sanki cenaze evindeyiz, olayınız nedir" diye soruyor. Fisher'ın orada söylediklerini bir şekilde bulmak lazım, güzel şeyler... Ama herkesin hikayesi farklı. Geçen seneki serinin 4. maçında Nevizade'nin çıkışında bir grup güzel insanın ağzında bıraktıkları tarifsiz tattan, Orkun Çolakoğlu'nun batug.com için yazdığı 04.06.2009 tarihli yazıdan, takıma teletext sayfalarında aşık olmuş çocuklarken zamanla teknolojiyi kullanıp birbirlerine "Shamu mu, McKie mi" diye sorar olmuş kocaman adamlardan ve bu adamların şampiyonluk hasretiyle devrilen 6 yıl sonunda Ankara sokaklarında yapabildiklerinden bihaber olduklarına inanası gelmiyor insanın, kazanma içgüdüsüyle donanmış o halini gördükçe her bir aslan parçasının. Şampiyonluk mottosu "Yüreğinize sağlık" ile bitirelim.

Cem PEKDOĞRU

* * *

Jim Hill: How improve/restore relationship with Kobe after the book?

Phil Jackson: I think it's rebuilding the trust we had. Kobe called me this a.m. and congratulated me. I'm confident that he's confident we can go forward.

Yukarıdaki diyalog, 14 Haziran 2005’te Phil Jackson’ın bir yıllık aradan sonra, takıma tekrar dahil olduğunun açıklandığı basın toplantısında geçiyor. 4 koca sene geçti üzerinden, bu takımı bebeklikten aldık, önce yürümeyi öğrettik, nasıl bir bebeğe yürümenin öğretileceğini öğrendik. Konuşmayı cümle kurmayı öğrettik, öğretmeyi öğrendik. Takım hayatının zorunlu gereksinimlerini nasıl karşılayacağını öğrendi… Sonra okula gönderdik. Başarısızlığı gördü, üzüntüyü yaşadı, yenilgiyi öğrendi… Şimdi koca adam oldu, bize mutluluğu öğretiyor… Helal olsun be çocuk, helal olsun… Yüreğine sağlık…

Şampyionluğa ithaf olsun, söz Nazım'da...

Hoş geldin

Hoş geldin!
Kesilmiş bir kol gibi
omuz başımızdaydı boşluğun...
Hoş geldin!
Ayrılık uzun sürdü.
Özledik.
Gözledik...
Hoş geldin!
Biz
bıraktığın gibiyiz.
Ustalaştık biraz daha
taşı kırmakta,
dostu düşmandan ayırmakta...
Hoş geldin.
Yerin hazır.
Hoş geldin.
Dinleyip diyecek çok.
Fakat uzun söze vaktimiz yok.
YÜRÜYELİM.....

— Bülent BEDRİ

* * *

82 maç oynarsın. Hepsini kazanırsan en büyük kârın tarihe geçmek olur. Play-off oynarsın. Tüm maçları kazanırsan özel bir detay olursun. Ama bunların hiç biri sizi şampiyon yapmaz. NBA tarihinde normal sezonda tozu dumana katıp ilk turda konferans sekizincisine elenen takımlar da vardır, play-off’larda ortalığı birbirine katıp finallerde tozu dumanı yutan da. Şampiyon olmak için orada olmanız yetmez, onu alacak takım olmak zorundasınız. Teker teker tüm o millerin değerini bilen ve hepsini uç uca eklediğinizde yolun sonuna varacağınızı bilen takım olmanız gerekir. Tüm o miller, sizi zirveye çıkardığında gözünü kırpmadan büyük ödüle, güneşe, bakabilen tek bir takım vardır ve şampiyonla yarışmacı arasındaki farkı bu belirler. Lakers’ın tabii ki tozu dumana kattığı anlar da olmuştur, tozu dumanı yuttuğu da… Play-off’u silip süpürdüğü yıllar da, finallerde tüm o millerin yetmediği de… Ama Lakers güneşi eve dönüş yolunda daha fazla görmüştür. Gözleri o ışığın kör edici, sersemletici ve nihayetinde hayranlık verici parlaklığına, vazgeçmenin ve kendi halinde yaşamanın verdiği uysal sıcaklıktan daha fazla alışkındır. Ve artık Lakers güneşe gözlerini diken adamdan daha fazlasıdır. Öyle bir an gelir ki, öyle bir şekle bürünürsünüz ki ancak bir yılanın sesindeki tehditte ya da bir boğanın gözündeki meydan okumada saklı olan bir cesaretle ne kadar geriye çekilirseniz çekilin yüzünüzü asla ışıktan çevirmeden gerisin geri olduğunuz yere dönersiniz. Ve bir gün tüm o karşınıza çıkanların miğferleri, sizi geriye çekenlerin yıkıntıları o kadar büyür, güneşe o kadar fazla yaklaşırsınız ki… Güneş olursunuz. Cesur yeni Lakers’la tanışmaya hazır mısınız?

Şansal KULABAŞ

 

- devam edecek...

Los Angeles Lakers taraftarı oluş tarihim 1989'du.. 7 yaşındaydım.. Lakers ve Magic sevgisi benim basketbola başlamama neden olup bu sporu çok sevmemi sağlamıştı.. Gözümle gördüğüm ilk şampiyonluk için 11 yıl bekledim.. Magic'in basketbolu bırakmasından sonra çok zayıf takımlarla NBA'de yer aldı Lakers ama hiçbir zaman vazgeçmedim takımı desteklemekten.. 2000 yılında gelen şampiyonluğun bu bağlamda değeri inanılmazdı benim için.. Sabrın sonunun selamet olduğunu 2000 yılında öğrendim ben.. Şimdi yine uzun bir bekleyiş, kötü dönemlerden sonra benzer bir geri dönüş, yeni bir Lakers klasiği.. 2009 şampiyonluğu da Lakers taraftarlığımın 20. yılında en değerli ikinci kazanış olarak kişisel tarihime geçti.. Phil baba, Kobe, Gasol, Ariza, Fisher ve diğerleri.. Sağolsunlar..

Emre ÖZCAN

* * *

Geçen sene ortasında Gasol'ün takıma katılmasıyla beraber Lakers'ın "tepe"ye geri dönüşü konuşuluyordu. 2008 finallerinde çok önemli bir tecrübe edinen takımın bu sene de motivasyonundaki eksikleri playoffta aştığını görüyoruz. Takım, final serisinin 1. maçından itibaren Orlando Magic'e kupayı almadan rahat etmeyeceğini empoze etti. Maç, hücum, defans, faul sıkıntılarının üstesinden inançla gelindi. Kendisine çokça hayıflandığımız Derek Fisher'ın bile şu şampiyonlukta hiç de azımsanmayacak bir katkısı var. Lakers, NBA'in başarı geleneği olan belki de tek takımı olarak şampiyonlukların bu sayede kazanıldığını çok iyi biliyor. Oyuncularımıza, teknik ve idari kadromuza da bu geleneği devam ettirdikleri için ne kadar teşekkür etsek az.

LakersTR.com için de sevindirici bir gelişme oldu şampiyonluk tabii ki. Çok şey gördük geçirdik şu şampiyonluğa kadar. Özellikle buluşmalar takımın okyanus ötesindeki insanları birbirine nasıl bağlayabildiğini gösterdi. Bazen sevindik bazen üzüldük ama hepimiz bu günün geleceğini biliyorduk. İnanmıştık. LakersTR.com da siftahını yaptı.

Daha söylemek istediğim o kadar şey var ki aslında... Daha fazla yer işgal etmek istemiyorum. Son olarak diyeceğim şu ki: büyük camia, büyük taraftar, NAH BEAT LA!

Hilmi DOĞAN

* * *

15 şampiyonluk 30 final, NBA tarihinin en fazla şampiyonluk kazanan koçu,Staples'ın duvarına sadece ve sadece şampiyonluk flamalarının asılması, basketbolun sayfalarına efsane olarak geçmiş oyuncular... Şu sayılanlar bile Los Angeles Lakers'ın gerçek anlamda şampiyonluk geleneği olan bir kulüp olduğunu göstermeye yeter. Bu sezon da bunu kanıtlarcasına gelen, takımın büyüklüğünü tekrar tüm dünyaya gösteren çok değerli bir şampiyonluk. Bir kere daha tarihe Lakers efsanesini yazan,bizlere büyük gurur ve coşku yaşatan tüm oyunculara,coaching staff'e sonsuz teşekkürler.

— Çağatay YILDIZ

 * * *

Bana diyorlar ki sen manyak mısın gecenin bir saati uykunu bölüyorsun maç izliyorsun? Dünyanın öbür ucundaki bir takıma “biz” diyebiliyorsun? Ya da en kilidi Galatasaray mı, Lakers mı abi? Ne yapayım seviyorum bu takımı. Sınavmış, finalmiş, okulmuş dinlemedim ileride de işmiş güçmüş dinlemeyeceğim peşini bırakmayacağım bu renklerin. Manyaklıksa manyaklık en azından en az 2600 tane daha manyak var benim gibi. Şampiyon olsa da olmasa da fark etmez tutacağım ben bu takımı. Ama madem yedi sene sonra şampiyon olduk, madem şampiyonlukla ilgili bir şeyler yazacağız diye oturduk bilgisayarın başına elimiz mahkum yazacağız.

 3-peat çok kolay gibi gelmişti. Kobe-Shaq varken bizi kimse yıkamaz gibi geliyordu. Fakat 2003’te önce Duncan’lı Spurs açar gibi oldu gözümüzü, derken Malone-Payton geldi dedim “tamam hanedana bir şey olmaz”. Derken yeni nesil Bad Boys geldi ve peri masalı bu sefer resmen bitti. En önemli iki parça Shaq ve Phil Jackson gitti ve tüm iş Kobe’ye kaldı. İlk sene play-off bile göremedik, sonra iki sene üst üste ilk turda anka kuşları gün yüzü göstermedi bize. İmdada İspanyol boğası yetişti ve yeni ikili takımı finale kadar çıkardı ama yine olmadı. Fakat bu sefer 2004’ten farklı olarak gelecek için umut vardı ve o umut bu sene gerçek oldu. Yedi senelik bu serüven bu şampiyonluğun önemini gayet iyi anlatıyor. Bu kupanın değerini arttıran diğer bir şey ise bu şampiyonluğun belli bir kesime tabir-i caizse kapak olması. Gına gelmişti basketbolu bilen bilmeyen herkesten başta Kobe ve Lakers hakkında eleştiri duymak. Gözü kapalı, tecavüzcüden girip bireysel oyuncudan çıkıp, eleştirmek için eleştiren basketbol cahillerine laf anlatmaya gerek kalmadı artık. Biz en iyisiyiz, bu böyle biline.

 Seni sevmeyen ölsün.

— Kaan SUNMAN

* * *

Bu öyle birşey ki, bütün sene sabahlara kadar ayakta kalıp internetten maçlarını kaçırmamaya çalıştığınız, oyuncularını sosyal hayatınızdaki bireyler olarak hissettiğiniz, okyanus aşırı taraftar sitesinde saatlerinizi geçirdiğiniz bir takımın size o yıl aldığınız en iyi doğum günü hediyesini vermesi gibi. Son zamanlarda bu kadar rahatladığımı, keyiflendiğimi hatırlamıyorum.

— Umut TUĞAÇ

* * *

Bu takımı sevmeye 2000'in başlarında başladım. O zamanlar Lakers taraftarı olmak çok kolaydı. Harika bir takım, tarihin en başarılı koçlarından biri ve üst üste gelen şampiyonluklar vardı sadece. O yıllarda da zor seriler, çok zor maçlar oynamıştık ama final serilerinde sonuca ulaşıp 3 kez üst üste kupayı kaldırdığımızda hep böyle olacak sanmıştım. O zamanlar küçüğüz de tabii biraz, Lakers en büyük Lakers hep büyük sanıyoruz. 2003 yılında Spurs'e elendiğimizde hiç yaşamadığım duygular sarmıştı bedenimi. Hemen ertesi yıl yine Malone'lu, Payton'lı kadro kurulduğunda three-peat dönemi geri dönecek sandım, Lakers hep şampiyon olmalıydı ya hani, çok kolaydı ya şampiyonluk, o hesap. Fakat o finalden sonra anladım ki işler o kadar da kolay değilmiş hakikaten. O final ardından çok çileler çektik Lakers taraftarı olarak. Gün geldi playoff'a giremedik, uzaktan takip ettik. Gün geldi 3-1'den seri verip ilk turlarda elendik. Gün geldi adını anmak istemediğim oyuncularla en kritik maçları oynamak zorunda kaldık. Fakat tüm bunlara rağmen en kötü sezonlarda bile takıma sarılacak bir sebebimiz vardı. Yeri geldi tek başına oynayan Kobe'yi izledik, 81 sayıyı izledik, 4x50 sayılı performanslarını izledik. O takım yavaş yavaş yapılandı, büyüdü ve yeniden şampiyon olacak bir takım haline geldi. Geçen yıl istedik olmadı, bu yıl ise en başından beri 'çok' istedik ve bu sefer isteyerek ve hak ederek kazandık. İşte tüm bu zorluklardan, çilelerden sonra bir takımın en baştan şampiyonluğa kadar nasıl büyüdüğünü en yakından takip ederek görebildiğim, tüm heyecanını en içten şekilde yaşayabildiğim için bu şampiyonluk benim için en kıymetlisi. Şimdi sadece keyfini sürmek kalıyor geriye. Hepimize kutlu olsun.

— İsmail ÖZKISAOĞLU