Senin İçindi Kobe

Senin İçindi Kobe

Los Angeles Lakers, 10 sene sonra tekrardan şampiyon oldu ve kulüp tarihinin 17. şampiyonluğunu kazandı. NBA tarihinin belki de en farklı, en ilginç sezonunu şampiyon tamamlayan Lakers, sporseverlerin asla unutamayacağı bir hikayeyi geride bıraktı.

Bir sezon öncesinden başlamak istiyorum. Lakers, kendi tarihine hiç yakışmayan, sonsuza kadar kara leke olarak anılacak senelerin ardından LeBron James’i takıma katarak ilk ışıkları görmüş oldu. LeBron, çok genç bir takıma adım attı. Bunun yanında ekibe kendisiyle birlikte Rajon Rondo, JaVale McGee, Michael Beasley ve Lance Stephenson gibi son derece tartışmalı karakterler de katıldı. Şampiyonluk için bariz bir şekilde yeterli olmayan kadro için eklenmesi beklenen büyük bir isim vardı: Anthony Davis.

Tüm sezon boyunca Lonzo Ball, Brandon Ingram, Kyle Kuzma gibi isimler baz alınarak “LeBron sizi takaslayacak” tezahüratları geldi, dedikodular çıktı. Anthony Davis’in takası istediği zaten ortadaydı ama yönetimler arasındaki anlaşmazlık son bulmadı. LeBron’un yaşadığı sakatlıklar, takımın genç olması, kadronun yetersizliği gibi sebeplerin sonucu olarak Lakers play-off hasretine son veremedi. Serbest oyuncu statüsünden NBA tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir yıldızla imzalamış takım ve taraftarları için hayal kırıklığı yaşandı. Artık Anthony Davis’in takıma katılması olası bir durumdan öteye çıkmış ve olmazsa olmaz seviyesine gelmişti.

Nitekim, sezon sonunda beklenen takas gerçekleşti. Lakers; Brandon Ingram, Lonzo Ball, Josh Hart ve üç tane ilk sıra draft hakkı karşılığında Anthony Davis’i takıma kattı ve rotayı serbest oyuncu piyasasına çevirdi. Kawhi Leonard, Kyrie Irving, Kemba Walker başta olmak üzere pek çok isimle görüşüldü ama en azından taraftarlarının beklediği ölçüde bir isimle daha el sıkışamadı. Onun yerine Avery Bradley, DeMarcus Cousins, Danny Green, Quinn Cook, Jared Dudley, Dwight Howard ve Troy Daniels’ı takıma katıp sözleşmeleri sona eren Rajon Rondo, JaVale McGee ve Kentavious Caldwell-Pope ile yeniden anlaştı.

Koç olarak da başa Frank Vogel’ın getirilmesinden sonra tartışmalar başladı. Lakers, koç olarak ilk tercihiyle anlaşamamış, taraftarların aklına soru işaretleriyle birlikte gelecek bir isimle imzalamıştı. Bunun yanında görüşülmüş olsa da hiçbir net oyun kurucuyu kadroya ekleyemediği için Lakers’ı, Milwaukee Bucks ve Los Angeles Clippers gibi takımların yanında zayıf olarak nitelendiren pek çok basketbolsever de vardı. Ancak unuttukları şey LeBron’un Kyrie ile vedalaşmasından bu yana kariyerinin bu dönemlerinde net bir oyun kurucuya evrildiğiydi. Kariyerinin her bölümünde kendine yeni şeyler katan Kral, takımdaki bu açığı kapatacak kişiydi.

Sezonun ilk maçında en net rakibi Clippers karşısında mağlubiyet aldıktan hemen sonra hızlı bir seri yakalayıp sert bir giriş yaptı  ve sonuna kadar bırakmayacağı Batı Konferansı liderliğine erkenden yerleşti. Günler ilerledikçe işler onlar için olumlu ilerliyordu ancak bazı soru işaretleri yerlerini yeni soru işaretlerine bıraktı. Kadroda bulunmasının sebebi LeBron oyunda değilken oyun kurucu rolünü üstlenmek olan Rajon Rondo neden sürekli LeBron’un oynadığı varyasyonlarda forma buluyor ve verimsiz formu daha ne kadar sürecek? Kyle Kuzma’nın bu takımdaki rolü ne, sezon ilerlemesine rağmen neden hâlâ kesin bir göreve oturtulamadı? Bunlar benim de içinde olduğum bir grup Lakers taraftarının aklını kurcalayan bazı sorulardı. Hiç değilse Rondo hakkındaki sorunun cevabını play-offlar boyunca fazlasıyla aldığımızı düşünüyorum.

Tüm bunların yanında bu şampiyonluk öyküsünde en büyük etkisi olan olaylardan ilkine geçmek istiyorum. Kobe Bryant ve kızı Gianna Bryant’ın aramızdan ayrılışı…

Los Angeles Lakers, NBA’in en görkemli geçmişine sahip takımlarının başında gelir. Basketbol tarihinin gördüğü en büyük isimlerin çoğu bu takımın formasını giymiş ve bu takımla yüzükler kazanmıştır. Wilt Chamberlain, Elgin Baylor, Jerry West, Magic Johnson, Kareem Abdul-Jabbar, Shaquille O’Neal ve daha niceleri ile geçmişinde NBA’in zirvelerinde barınmış pek çok isim bu franchise’dan gelip gelmiştir ama tek bir kişi tüm bu yıldızların, süper yıldızların arasından sıyrılıp tarihin en iyi Laker’ı olarak anılmaktadır. O kişi hepimizin bildiği gibi Kobe ‘Black Mamba’ Bryant. Sadece LA Lakers taraftarlarının değil, günümüzde basketbol takip eden neredeyse herkesin hayatına dokunmuş olan ve tüm bu insanlar için bir sporcudan çok daha fazlasını ifade eden Kobe Bryant’ın vefatı bu sezonu olduğundan çok ama çok daha fazla değerli kıldı. Şu an bizlerle birlikte, efsanesi olduğu takımın 17. şampiyonluğunu kutluyor olmasını çok isterdik. Senin içindi Kobe!

Fakat ortada bir gerçek var ki hikayeyi büyüten olay sadece Kobe’nin acı vefatı değil. COVID-19 salgını, tüm dünyada hayatı durdurdu ve herkesi farklı bir yaşama zorladı. Evlerimize kapandık, maskesiz sokağa çıkamaz olduk. İnsanlık bu zor süreçten geçerken spora tabii ki ara verildi ve 2019-20 sezonu bir şokla daha karşı karşıya kaldı.

Takımların Orlando’daki bubble’a katılmasının ardından NBA tekrar hayat buldu. Lakers ise Disney kampüsüne kadrosunda Avery Bradley’in eksiliği ile gidiyordu. Bunun karşılığında J.R. Smith ile anlaşarak durum dengelemeye çalıştı. Sezon ikinci kez Clippers maçı ile açıldı ve bu sefer gülen taraf altuni-morlulardı. Normal sezonun Orlando’da noktalanmasını takiben Lakers, 7 senelik aradan sonra play-offlara kavuştu. Bu hasrete taraftarlarından uzak son verse de tamamlaması gereken bir iş vardı.

Play-offlara Portland Trail Blazers serisi ile başlayan Lakers ilk maçtan mağlup ayrılsa da ilk turu rahat geçti. Aldığı 4-1’lik skorla konferans yarı finaline yükseldi, bu sefer rakip Houston Rockets’tı. Rockets karşısında fiziksel üstünlüğü ile ön plana çıksa da seriye yine mağlubiyetle başladı. İlk maçın sonrasında dikkat etmesi gereken en büyük özelliği kesinlikle hücum ribauntlarıydı. En fazla ribaunt konusunda üstünlük sağlaması gerekirken seriye yaptığı bu ilginç başlangıç onları birkaç önlem almaya itti ve uzun rotasyonundaki JaVale Mcgee-Dwight Howard ikilisi benche çekildi. Burada altı çizilmesi gereken şey Frank Vogel’ın oyununun rahat değişkenliği. Koç planında inatçılık yapmayıp keskin bir değişikliğe gitti, neticesini de kısa sürede aldı. Bu seriyi de 4-1’lik üstünlük ile tamamlayan Lakers, konferans finallerine giderken sezonun başından beri en büyük iki rakibi olarak görülen takımların birer birer elenmesiyle işler daha ilginç hale geldi. Milwaukee Bucks, zaten kötü başladığı seriden 4-1 mağlup ayrılırken Los Angeles Clippers, 3-1 öne geçtiği seride Denver Nuggets’a 4-3’lük skor ile elendi.

İyiden iyiye en büyük favori haline gelen Lakers’ın konferans finallerindeki rakibi Denver Nuggets’tı. Rakip Nuggets, üst üste iki kez 3-1 geriden gelip seri kazanmış ve NBA tarihinde görülmemiş bir ilki başarmıştı. Lakers ivmeli rakibi karşısında da çok zorlanmadı. Bu seriyi de 4-1 önde kapayan takım finalde Miami Heat ile eşleşirken “İş henüz bitmedi.” şifresiyle 10 sene sonra tekrardan NBA Finallerinde boy gösterecekti.

Heat’in Goran Dragic ve Bam Adebayo gibi en kritik oyuncularından ikisini kaybetmesiyle Los Angeles ekibi zorlanmadan 2 galibiyet ile başladı. Bu noktada herkesin bahsettiği alan savunması mı adam adama savunma mı tartışması da cevapsız görünüyordu. Heat ilk iki maç özelinde Lakers karşısında ancak nasıl yenileceği konusunda karar alabilmişti. Ancak üçüncü maçta Miami Heat adeta “Bizim de söyleyeceklerimiz var.” dedi. Jimmy Butler’ın direksiyona geçmesi ve uzun yıllar unutulmayacak bir performans sergilemesiyle seride fark tekrardan bire indi. Sıradaki maçta ise parola belliydi: Jimmy Butler’ı savunmak. Haliyle Frank Vogel planda bir değişikliğe daha giderek Butler’ın karşısına Davis’i koydu. Bu da takıma 3. galibiyeti getiren hamleydi. Hücumun değil savunmanın ön planda olduğu 4. maçtan galibiyetle ayrılan Los Angeles Lakers durumu 3-1’e getirdi ama hepimizin aklına kazınan o 5. karşılaşma yoldaydı. LeBron James’in 40 sayıya ulaştığı, inanılmaz bir şut performansıyla oynadığı 5. maçta liderinin yanına skorer bulmakta çok zorlanmakla kalmayıp Jimmy Butler’ın triple-double’ına engel olamayan Lakers şampiyonluk hayallerini 6. maça erteledi. Ancak erteleme bu kadarla sınırlıydı. Takım, kapanış maçına kendinden çok emin, fazlasıyla konsantre bir şekilde çıktı. Herkes bu işi burada bitirmeye kararlıydı ki öyle de oldu.

Daha ilk yarı sona ermeden farkı 30’lara kadar çeken Lakers hiç zorlanmadı ve 4-2’lik skora ulaşıp tarihinin 17. şampiyonluğunu kazandı. Takımın, Boston ile rekabetinde durumu eşitlediği finallerde MVP ise LeBron James seçildi. Sadece koyduğu performansla değil, ekibine kattığı ruhla, liderlikle de şampiyonluğu getiren en büyük etkenlerden birisi olan James, kariyerinin 4. yüzüğünü kazanırken aynı zamanda 4. kez de Finaller MVP’si seçildi.

Ben bir Lakers taraftarı olarak bu takımın bir araya gelmesinde ve şampiyonluğun kazanılmasında emeği olan herkese minnettar hissediyorum ve en çok da beni basketbola aşık eden, beni Lakers taraftarı yapan o adama sesleniyorum. Senin içindi Kobe, senin içindi.