“Konuşan” Maç

“Konuşan” Maç

Los Angeles Lakers, bu sabah yalnızca ilk maçı kazanmakla kalmadı, serinin kalanını da nasıl kazanacağını çok net şekilde görmüş oldu. Bu maç resmen konuştu, hepimize bir şeyler anlattı.

Lakers, 10-23 geriye düşerek kabus gibi başladığı maçın o anından itibaren, 4. çeyreğin başlangıcına kadar rakibine 83-44’lük korkunç bir üstünlük kurdu. Miami Heat, adeta 3. çeyreğin ortasında havlu attı. Hatta, tamamen formaliteye dönen ve son birkaç dakikada Heat’in biraz “yalandan” umutlandığı 4. çeyreğin hikayesi bile bize bir şeyler anlatıyordu.

Bu maçın Lakers’a anlattığı ve galibiyetin şifresini verdiği bir numaralı şey, Amerikalı’ların “bullyball” diye adlandırdığı oyun biçimi. Yani sert, fiziksel oyun. Lakers, zaten fiziksel olarak üstün olduğu rakibine bu üstünlüğünü hem hücumda, hem savunmada hissettirerek oynamaya devam ederse, yolu yarılamış demektir. Miami de her ne kadar bazı basketbol ulemalarının bahsettiği gibi sertlikler ve zorluklar içinden gelmiş olsa da, Lakers’ın bir Celtics olmadığını ilk maçtan güzelce tecrübe etmiş oldu.

Maça istediği her şeyi yaparak, screen’leri müthiş kullanarak ve boş şutları bularak, savunmada da Lakers’ın switch’lerine aldırış etmeden yardımlarla durdurarak başlayan Miami, üst üste kaçan 1-2 şuttan sonra düşmeye, Lakers’ın vidaları sıkmasıyla da tamamen dağılmaya başladı. Lakers’ın hücumda ekstra üçlük attığını kabul edelim. Ancak atmasa da işlerin çok farklı seyredeceğini düşünen var mı? Sanmıyorum. Lakers, savunmada öyle bir yıldırdı ki Miami’yi, ben bırakın NBA Finalleri’ni, bu play-off’larda bile 3. çeyreğin başında maç bırakan başka bir takım görmemiştim.

Zaten Lakers’ın iki süperyıldızı bu kadar agresif ve ne yaptığını bilir halde olduklarında karşıda herhangi bir takımın durması çok zor. Bir de bu agresifliği tüm takıma yaydığınız zaman dünyanın açık ara en iyi takımı oluveriyor Lakers. Özellikle AD’nin hem hücum, hem savunmada inanılmaz agresif oluşu, boyalı alanı diğer hiçbir seride olmadığı kadar zorlayışı muazzamdı.

Son çeyreğin hikayesine gelince.. NBA Finalleri ilk maçında farkı 32’ye çıkaran takım elbette bir miktar ipleri gevşetebilir. Oyuncular daha 3. çeyreğin ortasından itibaren muhtemelen  sıradaki maçı düşünmeye başladılar çünkü. Ancak son 4-5 dakikada Kendrick Nunn’ın ekstra performansı önderliğinde farkı 10’lara kadar indirip umutlanan bir Miami vardı. Onu da hemen 1-2 dakika içinde LeBron savuşturdu. Bence maçın asıl hikayesi ise, o dakikalar ve maç sonrasında fısıldandı kulağımıza.

LeBron ve AD’nin (özellikle LeBron) maç sonunda farkın kapanmasına ne kadar sinirli olduklarını gördük. Bir savunma pozisyonunda LeBron’un, Rondo’nun yaptığı hataya nasıl bağırdığını duyduk. Maç sonunda yine LeBron ve AD’nin açıklamalarında son çeyrekteki oyuna nasıl kızdıklarını dinledik. Bunlar Lakers için çok iyi haberler. Her şeyin farkında olduklarının, son galibiyeti alana kadar işin hiçbir zaman bitmiş sayılmayacağının net göstergeleri.

Özet olarak.. Ekstra üçlükler, Miami’nin yaşadığı sakatlıklar (ki biz de yaşadık) bir kenara.. Bu maç bize konuştu. Dedi ki, “bu oyun anlayışıyla oynarsanız şampiyon sizsiniz kardeşim” dedi. Ben bu maçı biraz o anlamda Denver ilk maçına benzetiyorum. İstediklerini tamamen yapan ve Denver yıldızlarının faul problemine de girmesiyle çok rahat galibiyet alan bir Lakers vardı. Tamamen serinin öyle geçmeyeceği belliydi, ama o maç bize bazı ipuçları vermişti. Nitekim çoğu maç kafa kafaya gitse de, ilk maçta gördüklerimizi yapabildiği her anda rakibine büyük üstünlük sağladı Lakers. Jokic başta olmak üzere de rakip oyuncuları bol bol faul problemine sokmayı ve seriyi dikte etmeyi başardı. Bu maçın da teması aynı gelişti bana kalırsa.

Sonucunun da aynı gelişeceğini umuyor ve düşünüyorum..