Kobe Bryant’ı Anlamak

Kobe Bryant’ı Anlamak

Bugün herkesin bildiği gibi Kobe Bryant’ın doğum günü. Sahaların gördüğü en yırtıcı, inatçı, havalı, rekabetçi ve yetenekli oyuncularından biri olan Mamba, yaşasaydı bugün 42 yaşına girmiş olacaktı. NBA ile az çok ilgili olan herkes onu andığımız zamanlarda aklımıza gelen “Mamba Mentality” kavramının ne anlama geldiğini biraz da olsun biliyordur. Yaptığın işte en iyisi olmak için her türlü zayıflığının üzerine gitmek ve sürekli kendi sınırlarını aşabilmek… Bunu yaparken de her türlü mental ve fiziksel zorluğa karşı sürekli olarak hazır olmak “Mamba Mentality” kavramını genel olarak tanımlıyor gibi.

Burada bu kavramdan bahsetmek ne kadar kolay gibi görünse de bu “takıntılı” düşüncenin nasıl bir süreç içinde gerçekleştiğini ve başarıya ulaşmak için ne kadar zorlu durumlar atlatıldığını Kobe Bryant’ın kendi cümlelerinden sizler için çevirdim. “Allen Iverson’ı savunmak” örneği üzerinden tüm basketbol kariyerine yaklaşımını açıklayan Kobe’yi, bir kez daha saygıyla anıyor ve sizlere de keyifli okumalar diliyorum.

“Takıntı Doğaldır”

12 Kasım 1996’da Allen Iverson, MSG’de Knicks karşısında 35 sayı atmış ve Sixers galibiyetle evine dönmüştü. 12 Kasım 1996’da Lakers’ın Houston galibiyetinde ise ben, 5 dakika oynayıp maçı 2 sayı ile tamamlamıştım. Maçtan sonra otel odasında döndüğümde televizyonda Iverson’un 35 sayısını görünce kendimi tamamen kaybettim. Sandalyeleri, masaları fırlattım ve televizyonu kırdım. Çok sıkı çalıştığımı düşünüyordum. 5 dakika, 2 sayı. Daha fazla çalışmam gerekiyordu ve bunu da yaptım.

19 Mart 1999 tarihinde Iverson bana karşı 41 sayı ve 10 asist ile oynadı. Çok çalışmanın da yetmediğini anladım. Bu adamı delicesine “öğrenmeliydim”.

Iverson hakkında bulabildiğim her makaleyi, yazıyı okudum. Oynadığı her maçı izledim. Lisedeki oynadığı All-Star maçını bile… Takıntılı bir şekilde bütün güçlü yönlerine ve zayıflıklarına çalıştım. Bu da beni büyük beyaz köpek balıklarının deniz ayılarını nasıl avladığı konusuna getirdi. Zamanlama. Sabır. Doğru yerde bekleme.

20 Şubat 2000 tarihinde Philadelphia’da oynadığımız maçta PJ bana iknici yarıya başladığımız zaman Iverson’ı savunma fırsatı vermişti. Bu rekabetin bana ifade ettiklerini benden başka kimse bilmiyordu. Onun, benim hissettiğim stresi ve kızgınlığı hissetmesini istedim. Iverson’ın bana karşı kaydettiği 41-10’a gülenlerin, kahkahalarında boğulmalarını istedim. O, ikimizin de birbirimizi durduramadığını söyleyecekti. Bense buna inanmayı reddettim. Ben 50 sayı attım, sen ise 0. Ben buna inanıyordum. AI’ı savunmaya başladığımda ilk yarıda 16 sayı kaydetmişti bile. Ancak benden itibaren maçı da aynı şekilde 16 sayıda bitirdi.

İntikam tatlı gelmişti; ama galibiyeti elde ettikten sonra da tatmin olamamıştım. Hala beni ilk zamanlarda düşürdüğü durumlardan ötürü ona karşı kızgındım. Size yemin edebilirim ki, o noktadan sonra, karşılaştığım her rakibime bir “ölüm kalım mücadelesi” zihniyetinde yaklaştım. Benim dikkatimin üzerinde kimse böyle bir kontrole sahip olamayacaktı artık.  Kimi hedef alıp da hedefe kilitleneceğimi ben seçeceğim. Önümüzdeki sezon için hedeflerinizin 20 yıl sonra nerede olmak istediğimden ödün verip vermeyeceğini seçeceğim. Vermiyorsa, size iyi avlanmalar. Ama veriyorsa… Sizi takıntılı bir şekilde avlayacağım. Ve bu çok doğal bir süreç…


Şuradan çeviri: https://www.theplayerstribune.com/en-us/articles/kobe-bryant-allen-iverson-obsession-is-natural