Sezonun En Büyük Galibiyeti

Sezonun En Büyük Galibiyeti

Çok iyi bir normal sezon geçiren Lakers için Ekim ayından beri en önemli soru işareti ve eleştiri, büyük hedef maçlarında alınan olumsuz sonuçlardı. Denver deplasmanları dışında dişe dokunur büyük maç kazanamamış bir takımdık. Geçtiğimiz günlerde eksik Celtics’e karşı son saniyede alınan galibiyet, her şeye rağmen tam anlamıyla tatmin etmemişti hiç birimizi. Bu sabah ise, çok açık şekilde sezonun her açıdan en önemli ve büyük galibiyetini aldık.

61 maç oynadık şu ana kadar. Genele bakıldığı zaman kendinden zayıf takımlara karşı birkaç kaza kurşunu dışında kusursuza yakın bir galibiyet yüzdesiyle oynayan; Denver, Jazz ve Rockets gibi kendisine yakın güçteki rakiplerini de çoğu maçta yenmeyi başarmış olan; ancak Clippers (iki kez), Bucks, tam kadro Celtics ve tam kadro Sixers gibi gerçekten dişli olan rakiplerine yalnızca kaybetmemiş, kaybederken karşılaştığı sertliklere cevap verememiş ve defoları net şekilde ortaya çıkmış bir takımdı Lakers. Bu defolar da temel olarak kanat savunması ve LeBron kenardayken hücuma hükmedebilecek bir skorer guard eksiğiydi. Aslında bu “defoları” henüz hayal ettiğimiz şekilde kapatabildiğimiz tartışılır. Kanat savunmacısı olarak Markieff Morris geldi ama bu alınan galibiyete çok etkisi olduğu söylenemez. Ama yarınki Clippers maçında ona Kawhi Leonard ve/veya Paul George savunmasında büyük iş düşecek. Yine skorer guard eksiğini kağıt üzerinde Dion Waiters ile kapattık ama henüz maç oynamış değil. Yarınki maçta oynayacak mı, bilmiyoruz.

Giriş paragrafında bahsettiğim Celtics maçına dönerek tekrar bugüne bağlayacağım konuyu. O maçta Lakers’ta belki de ilk kez hiç görmediğimiz bir şeyi gördük. Sertliğe ve rakibin yanan yıldız oyuncusuna gerçek anlamda cevap verebilmek. Bu sezon çok kez geriye düşüp maç kazanıldı, çok kez kafa kafaya giden maçlar galibiyetle sonuçlandı. Ancak bunların birçoğu daha üstün olduğumuz rakipler karşısındaydı. O maçta ise hem gerçek anlamda sert ve kararlı bir rakip vardı karşımızda, hem de Jayson Tatum gerçekten durdurulamaz bir hücum performansı sergiliyordu. Bu da yetmezmiş gibi takım kritik anlarda 7 sayıya kadar geri düşmüştü. Oradan takım geri sıçrayarak önce rakibin sertliğine cevap verdi, sonra maçın son çeyreğinde Tatum’ı durdurdu ve ardından balyozu indirmeyi başardı. Ancak Celtics’in sağlam bir rakip olmasına rağmen, Kemba Walker gibi bir yıldızdan yoksun olması ve maçın son şuta kadar sarkması, o maçın değerini bu maça yaklaştırmıyor bile. Nitekim o maçtan birkaç gün önce de, uzatmalarda ve deplasmanda alınan benzer bir Denver galibiyeti vardı.

Bu maç ise her anlamda başka bir seviye. Bir kere NBA’in açık ara lideri olmasının ve neredeyse her maçı çok rahat kazanmasının dışında, Batı’daki en büyük rakibimiz olan Clippers’ı her iki maçta da rahat yenen, hatta birinde paramparça eden bir rakip vardı karşımızda. Giannis gibi savunması neredeyse imkansız bir “freak” ve çevresinde bezenmiş harika yardımcı oyuncular. Deplasmandaki ilk maçta da, son çeyrek geri gelmiş olsak da maç genelinde rakibin çok gerisinde kalmıştık ve istediği anda masaya yumruğu vurmuştu Bucks.

Dolayısıyla Lakers, bu maça sezonun şu ana kadarki en zor ve önemli maçı olarak çıktı. Maçın ilk bölümünde de yine o maçlardan biri olacak zannettik, çünkü iki takım da çok kötü şut atarak başlamasına rağmen, biz daha da kötü olan taraftık ve Bucks skor üstünlüğünü elinde tutuyordu. Ancak 2. çeyreğin ortasından itibaren hem oyun, hem skor üstünlüğünü ele aldık ve bir daha da vermedik. Burada her açıdan kritik noktalar var.

Bireysel performanslara değinmeden önce, takım olarak Lakers müthiş mücadele etti ve maçın büyük bölümünde mükemmele yakın bir savunma performansı sergiledi. Rakibin kalitesi ve sertliği karşısında kimse hiçbir şekilde geri adım atmadı. Ki özellikle ikinci devresi play-off sertliğinde geçen bir maç oldu. Bunun dışında, Bucks ile oynanan ilk maçta alamadığımız bench katkısını da bu maçta alınca takımın maça etkisi çok daha fazla olabildi.

Ayrıca, bunun bireysel sebeplerine geleceğim ama maça yumruğu vurduğumuz 3. çeyrekte inanılmaz bir sekans var. NBA lideri Milwaukee Bucks gibi bir takıma karşı tam 18-0’lık akıl almaz bir seri yakalayarak üstünlüğü ele geçirdi Lakers. 15-2, 11-0 falan değil. Tekrar ediyorum 18-0. Bu seviyede ve böyle bir maç için inanılmaz bir şey bu.

LeBron James.. Gerçek anlamda sezonun ve dolayısıyla Lakers kariyerinin en iyi maçını çıkardı. 7’de 1 üçlük atmasına rağmen 37-8-7 yaptı ama istatistikler onun sahaya koyduklarını tam anlamıyla yansıtmıyor. Zaten iki sezondur 35-40’lı sayılara çıktığı birçok maç var. LeBron, bu maçın o kadar her anına pozitif etki yaptı ki.. Sürekli içeriyi zorladı, rakiplerini faul problemine soktu, 15 kez faul çizgisine gitti ve bunların 12 tanesini isabete çevirdi. Tam anlamıyla “play-off LeBron” vardı sahada. İlk kez zorluk seviyesi bu kadar yüksek bir maçta bu kadar dominant bir performans ortaya koydu. Ayrıca sadece hücumda değil, savunmada da, özellikle Giannis savunmasında inanılmaz iş çıkardı. Kendisinden çok daha uzun, çok daha genç MVP’ye karşı bire bir savunmada kusursuza yakın oynadı. Şahsen, 35 yaşındaki LeBron James’in bu sezon, özellikle All-Star arasından beri oynadığı oyuna büyük saygı duyuyorum. Duymamak için de aptal olmak gerek zaten.

Öte yandan, maçın başında aldığı enteresan düdüklerle erkenden faul problemine giren ve maçın son 6 dakikasına kadar hiçbir türlü ritim bulamayan Anthony Davis, tüm bunlara rağmen son 6 dakika öyle bir etki etti ki. LeBron maç boyu takımı sürüklemiş ve artık yorulmuştu. Tam da Whatsapp grubunda ve Forum’da hepimiz “işte şimdi artık AD’nin ağırlığını koyması gerek” yorumu yaptık aynı anda. Sesimizi duymuş gibi hem hücumda, hem savunmada direkt olarak maçı koparan adam oldu Davis. İşte iki büyük yıldıza sahip olmak bu yüzden çok önemli.

Böylece “Lakers büyük maçları” kazanamıyor ezberi de bozulmuş oldu. Bu maç, hem mesaj verme, hem de takımın play-off’lar öncesi yapabileceklerini gösterme anlamında çok önemli bir sınavdı. Lakers bu sınavı çok iyi geçti. Şimdi sırada yarın akşamki Clippers sınavı var. İlk iki maçta kaybettiğimizi ve NBA Finali yolundaki en büyük rakibimiz olduğunu düşünürsek, önem olarak Bucks maçından hiçbir farkı yok ve hatta belki daha da önemli. Burada gelecek olası bir galibiyet, Lakers için net olarak “şampiyonluk yoluna hazırız” mesajı olacaktır.

Ayrıca ben, yarın akşam galibiyet gelmesi durumunda artık Lakers’ın ciddi ciddi “load management” hazırlıklarına başlaması gerektiğini düşünüyorum. Bazı maçlarda LeBron ve Davis’i hiç oynatmayıp, bazılarında sürelerini 5’er 10 dakika kısabiliriz. Zaten mağlubiyet sütunu göz önüne alındığında en yakın rakibimiz olan Clippers ile aramızda 6 mağlubiyetlik bir fark var ve kazanmamız halinde bu fark 7’ye çıkacak. O saatten sonra Batı liderliğini kaptırma ihtimalimiz çok düşük. Sıradaki Nets maçına zaten (kendi sahamızda) direkt LeBron ve Davis’siz çıkıp, üst üste gelecek olan Houston, Denver, Utah, Utah maçlarından alınacak 2-2’lik bir sonuç bile bizi resmen Batı lideri ilan edecektir zaten. Normal sezonun son düzlüğünde de takıma alışmaları için bol bol Dion Waiters, Markieff Morris ve Kyle Kuzma (!) izlemek hakkımız.

Yazının başlığını aslında ilk başta “Şampiyonluğun Habercisi” şeklinde düşünmüştüm. Çünkü Doğu’nun mutlak favorisi olan ve NBA Finali’nde olmasına kesin gözüyle bakılan Bucks’ı sadece yenmekle kalmadık, her türlü silahlarına cevap vererek olası bir eşleşmede onlardan üstün gelebileceğimizi de gösterdik. Ancak yarınki Clippers maçını da görmek istiyorum, çünkü bizim en zayıf karnımıza karşı çok fazla silahları var. Onların da zayıf karınlarına bizim cevabımız var ama ilk iki maçta bunu kullanamadık. O maçtan da galibiyet çıkarırsak malum başlıkla hafta başında yine karşınızda olacağım.

Herkese iyi hafta sonları diliyorum.

– Çağlar