Sevgili Kahramanım…

Sevgili kahramanım, odamın kapısına astığım potaya hayalen sana yardımcı olabilmek için attığım basketlerden bu yana tek bir gerçek olduğunu biliyorum; Sana ve basketbola aşık olduğumu. Yıllardır gecemizi gündüzümüze katan, bize belki de hayatımızın en güzel hobisini hediye eden, mantalitesiyle yaşantımıza ilham kaynağı olan ve maalesef 26 Ocak akşamı trajik bir şekilde aramızdan ayrılan o isim; Kobe Bryant.

Tesadüfen denk geldiğim bir Lakers-Rockets maçında, sahadaki karizmatik duruşu ve estetik hareketleriydi ilk dikkatimi çeken. Sağ dipten potaya hareketlenip vurduğu ters smaç, o yaşa kadar gördüğüm en havalı şeydi. Futboldan başka bir şey bilmeyen ben, anneme pazardan aldırdığım potayla basketbol oynamaya başladım. Sonra tabii işleri büyütüp sitedeki tüm arkadaşlarıma bunu aşılayarak, “Shaq dün neler yaptı gördün mü?”, “Kobe’nin smacı nasıldı ama?” gibi sohbetler eşliğinde sabah akşam basket oynar olduk. Mesela hiç unutmam, okulun futbol takımındaydım ve önemli bir maçın hemen öncesinde basket oynayan birkaç arkadaşımı görünce dayanamayıp başlıyordum oynamaya. İnsan neden böyle mantıksız bir şey yapıp maçtan önce kendini deliler gibi yorar ki? Cevabı ise basit, aşık olmuştum.

Yavaş yavaş büyüdükçe ve maç izleme imkanları genişledikçe Kobe Bryant’ı daha ciddi şekilde takip etme şansına eriştim. Şans diyorum çünkü bu tip olağanüstü yeteneklerin sürekli karşımıza çıkmadığını idrak etmeye başlamıştım. Sahada gördüğüm şey gerçekten inanılmazdı. Adeta ışıl ışıl parlıyordu, bu yetenek ve estetik olacak iş değil. Ben 20 yıl boyunca böyle bir aurayı başka hiç kimsede görmedim. Sanki bir film senaryosu yazılmış ve biz de o yapay dünyayı izliyor gibiydik. Takımın en kötü dönemlerinde dahi bu akıl almaz anları şaşkınlıktan ağzımız açık, keyiften dört köşe izliyorduk onun sayesinde. En vasat maçında bile 30-40 atıyordu gerçi ama; 81 sayısı, üç çeyrekte attığı 62 sayı, üst üste 50 attığı maçlar, attığı son saniye basketleri, fizik kurallarını zorlayan şutları, muhteşem smaçları. Bunların hangisini unutmak mümkün?

Kobe’yi kahramanım yapan en önemli şeylerden biri de pes etmek nedir bilmeyen mantalitesi ve çalışma azmiydi. Bana şu hissi verirdi hep; bizler için bedenini ve ruhunu tam anlamıyla bu işe adayan birisi. Fanatiği olduğun bir oyuncudan ve tuttuğun takımdan her zaman istediğin en önemli şey nedir? Tabiri caizse kanının son damlasına kadar kazanmak için savaşması. İşte bunun tam karşılığıydı Kobe. Ve bunu başarmak için de herkesten saatler önce kalkıp antrenman yapar, özel olarak çalışırdı.

Sırtına 24 numarayı geçirdikten sonra oyununa ve kendisine olgunluk katarak, harika bir lidere dönüştü bu sefer de. Şimdikiler gibi 3-4 yıldızlı bir takımla değil, Gasol takasıyla birlikte oluşan bir süperstar, bir all-star ve yan parçayla birlikte, müthiş bir sinerjiyle iki şampiyonluk daha görmemizi sağlayan isimdi o. Ülkemizde de LakersTR sayesinde yüzlerce, binlerce insan tek yürek olmuştu tabii tüm bunlar yaşanırken. Hiç unutmam; sanırım playoff’lara yaklaştığımız bir dönemde Bynum sakatlanmıştı ve bu takım için çok kötü bir haberdi. O an forumdan bir abimiz “Şampiyon olacaksın Kobe. Her şeye rağmen o kupayı getireceksin.” minvalinde bir şey yazarak bizleri tekrar şampiyonluk moduna sokmuştu. Geceleri annemin “deli misin oğlum n’apıyorsun bu saatte?” serzenişleri eşliğinde her maça kalkar, çeşitli totemler yapar, birlikte üzülür, birlikte sevinirdik. Mottomuz şuydu; “Yüreğinize Sağlık”. Tam bir yürek insanıydı Kobe. Onun bizler için yaptıkları, bizlerin onun için yaptıkları. Artık öyle bir noktada buluştuk ki; 20 yıl birlikte yaşadığımız bir arkadaşımız, bir abimizdi.

Gelelim basketbol hayatını bir bakıma bitiren aşil tendonu sakatlığına ve sonrasına. Sakatlıklar ve uyumsuzluk yüzünden hayal kırıklığı olan bir sezonda, takım playoff’a girsin diye kanının son damlalarını döktüğü anlardan biriydi yine. Kendisini o kadar parçalamıştı ki, artık vücudu da dayanamamış, aşil tendonu kopmuştu. El parmağı kırıldığında sahalardan uzak kalmamak için ameliyat olmayı reddedip, kariyerinde uzun bir süre kırık parmakla oynasa da, aşil sakatlığı Kobe için bile fazlaydı. Artık o eski Kobe’yi göremeyecektik.

Ve artık son maçı. Gerçekten yaşanıyor olduğuna inanmakta zorluk çektiğimiz bir performansla oldu vedası. Özellikle maçın son 3 dakikasında bizi gerçek dünyadan koparıp rüyalar alemine sokmuştu yine. İnanılmaz. Kobe son maçında 60 sayı atıp galibiyeti getirmişti. Burada saat sabah 8 civarıydı. Hatıra olsun diye televizyonun başına geçip selfie çekilmiştim. Bunun son hatıramız olacağını nereden bilebilirdim ki?

Çok çok üzgünüm. Hala inanamıyorum, konduramıyorum. Bize yaşattığı her şey için ne kadar minnet duysak az ama bu nasıl bir erken veda, bu nasıl trajik bir ölüm, bu nasıl bir acı. Hepimiz için ilham kaynağıydı, bir şekilde oyunuyla, söyledikleriyle bize çok şey kattı.  Hepimizin başı sağ olsun. Huzur içinde uyu kahramanım. Yazının başında olduğu gibi yine Kobe’nin veda mektubundan bir alıntıyla ona son sözlerimi söylemek istiyorum.

5 …4 …3 …2 …1 …

Seni Sonsuza Dek Seveceğim Kobe.

Bu yazı Kobe Bryant, Lakers Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.