Çocukluğum, Gençliğim, 20 Senem…

Çocukluğum, Gençliğim, 20 Senem…

Nereden, nasıl başlarım bilmiyorum. Haberi aldığımdan beri nasıl davranacağımı bile kestiremiyorum. Çünkü ilk kez bir kahramanım ölüyor. Çocukluk, gençlik kahramanım. O benim için hayran olunan bir basketbolcudan çok daha ötesiydi. 20 yıldan fazladır benim hayatımın her yerindeydi Kobe. 8-9 yaşlarındayken öyle bir sevmeye başlamıştım ki onu, nefret edilesi bir sevgiydi bu. Çünkü sevginin bu boyutu, her zaman tehlikeli ve antipatiktir.

Bütün arkadaşlarım, ailem ve iş çevrem dahi, ona olan hayranlık ötesi bağımdan o kadar haberdarlardı ki, ölüm haberinden sonra dünden beri lise arkadaşlarım, basketbolla alakası olmayan tanıdıklarım ve hatta akrabalarım bile telefonla arayıp sanki bir yakınım, aileden biri ölmüş gibi bana sabır dileyip üzüntümü paylaşıyorlar.

8-9 yaşlarında tanıdım onu. Yaşım çok küçük olduğu için tam yılını hatırlamıyorum ama 1997 veya 98 diye tahmin ediyorum. Televizyonda rastgele bir görüntü izlerken yaptığı hareketleri sevmiştim. Çocuksu bir sempatiyle başladı yani aslında. Onun sayesinde basketbol izlemeye ve oynamaya başladım. O günden sonra her detayını takip ettim. Basketbola dair her anını, her başarısı ve başarısızlığını, özel yaşantısını, mahkeme duruşmalarını, karısıyla olan kavgalarını, her bir çocuğunun doğduğu gün yüzümde oluşan tebessümü.. Hepsini dün gibi hatırlıyorum. Onunla birlikte büyüdüm. Hayatımda olan ve girip çıkan herkes Kobe Bryant gerçeğiyle karşılaşmak zorundaydı. Ve babam dahil, benim hayatıma Kobe Bryant kadar dokunan bir erkek daha olmadı. Benim yaşım 31 arkadaşlar. Ben çocukluk kahramanımı, idolümü, abimi kaybettim.

Onun benim hayatımdaki etkisi için poster, forma gibi detaylar çok sıradan kalıyor. Mail adreslerime, nicklerime, kullanıcı adlarıma, sosyal medya ve banka hesap şifrelerime, şirket bilgisayarının şifresine, günlük giydiğim kıyafetlere kadar her şey Kobe Bryant içeriyordu. Çocukluk, gençlikten kalma alışkanlıkla bir çok arkadaşımın telefonunda hala Kobe diye kayıtlıyım.

Her ölüm, geride kalanın bakış açısına göre ölçülüyor tabii. Bu kadar şeyi anlatıyorum, abim öldü falan diyorum, ama alakası olmayan ve onun benim hayatımda edindiği yerin farkında olmayan biri için bu üzüntüm komik veya abartı bile gelebilir. Onu da anlıyorum. Ama umrumda değil.

Dedim ya onun sayesinde basketbolu sevmeye başladım diye. Giyerdim onun formasını, 1 metrelik boyumla basket sahasına gider onun adını haykırarak topu potaya yetiştirmeye çalışırdım. Büyüdükçe yetiştirmeye de başladım. Sonra bir kaç amatör kulüpte basketbol maceram oldu, lise takımıyla 3 sene üst üste şampiyon olurken takım kaptanıydım. Hepsinde forma numaram 8’di. Aynı onun gibi oynuyordum. O nasıl Jordan abisini taklit ederek büyüdü ve onun gibi olduysa, ben de onun gibiydim. Onun stiliyle şut atıyor, onun gibi el üstü şutlarımı geliştirmeye çalışıyor, onun gibi kalça feykiyle fadeaway atıyor, serbest atış rutinimi onun gibi yapıyor, formamı ısırıyor, potaya topu gönderdikten sonra onun gibi elimi havada tutuyor, alçak pota bulduğum zaman onun gibi smaç vuruyordum. Çöp kutularına buruşturarak kağıt atarken, kirli sepetine kıyafetlerimi atarken Kobeeeee diye, “Bryant for the wiiinnn” diye bağırıyordum.

Gelelim LakersTR ve Kobe ilişkisine. Buna ilişki falan demek hafif kalır aslında. LakersTR’nin açılma ve var olma sebebi direkt Kobe Bryant’tır. Zaten açıldığı tarihe bakıldığında da (2006) başka bir ihtimal olması söz konusu olamaz da, bunu bir çok yerde anlattım, böyle bir oluşuma Kobe’nin 81 sayı attığı maç sebep olmuştur. Malum 2005 ve 2006 dönemleri, Kobe’nin çılgın attığı zamanlar. Batug.com’un Lakers tayfası olarak (bugün tanıyacağınız Orkun Çolakoğlu’nun öncülük ettiği grup) her gece maç izleyip veya boxscore’dan canlı skor takip edip MSN grubunda konuşuyoruz. Resmen sırf Kobe için her maçı kalkıp izliyoruz, ki Kobe o zaman gerçekten insanlık dışı oynuyor. 22 Ocak gecesi, Kobe’nin tarih yazmasının ardından bu siteyi oluşturmaya karar verdim ve tayfanın da desteğini aldım. O zamanlar lise 3 öğrencisiyim. Vaktim bol, gecelerim uzun. Site kurma konusunda da çok ilgiliydim ve ondan önce de tecrübelerim olmuştu. Hemen hazırlıkları başlatıp bir hafta, on gün içinde siteye start verdim, yazar ekibini topladım, çok kısa süre sonra forumu aktif hale getirdik ve LakersTR efsanesi Kobe sayesinde başladı. Sitenin açılışı da 2 Şubat’a denk geliyor zaten. Sonra Kobe dominasyonunda geçen uzun yıllar, kaybedilen NBA finali, gelen şampiyonluklar, MVP’ler.. Hepsi Kobe.

Sonra iyice büyüdüm artık. İş hayatına, kurumsal hayata geçiş yaptım. Takım elbiseyle çalışan kocaman bir adam olmuştum. Ama yukarda yazan hiçbir şey değişmemişti benim için. Ben büyüyordum, benimle birlikte o da büyüyordu. Birlikte büyüyüp iş hayatına atılmıştık. Takım elbise detayını veriyorum, çünkü işten dönünce kravatı, gömleği, kumaş pantolonu yine “Kobeeeee” diye bağırarak kirli sepetine atıyordum, Kobe eşofmanımı ve hoodie’mi giyip sinemaya gidiyordum film izlemeye, restorana gidiyordum yemek yemeye, Starbucks’a gidiyordum kahve içmeye. Kız arkadaşımla Lakers ve Kobe kıyafetlerimizi giyip rakı içmeye gidiyorduk. İki gün öncesine kadar hayatım bundan farksızdı. O kadar her anımda ve detayımda vardı ki, 3 buçuk yıl önce basketbolu bırakmış olduğu aklıma bile gelmiyordu.

Aslında başlarda çok zor oldu onun basketbolu bıraktığı fikrine alışmak. Bana bu sporu sevdiren adam artık bu sporu yapmıyordu. Ama daha sonra her gün videolarını izleyerek, kurduğu basketbol akademisini ve kızının basketbol macerasını takip ederek, onun izlediği Lakers maçlarını daha dikkatli izleyerek, her attığı Instagram postunun altına Türkçe yorum atarak onunla hala bir bağ halindeydim kendimce. Hala hayatıma dokunuyordu. Zaten en üstte anlattığım detaylarla günlük hayatta sürekli aklımın bir köşesindeydi. Sadece oynadığı basketbolu özlüyordum.

Hayatıma, çocukluğuma ve gençliğime böylesine dokunmuş bir adamın, böylesine şok edici ve trajik ölümüne nasıl alışacağım hiç bilmiyorum. Basketbolu bıraktığına alışmam birkaç sezon sürmüş birinin 41 yaşında vefat ettiği gerçeği, hala cümle kurarken bile gerçek dışı geliyor. Daha hala tam olarak idrak edebildiğimi düşünmüyorum. Zaten haberini aldığım gece sabaha kadar uyumadım ve her an “yanlış habermiş, Kobe kurtulmuş” haberini alacağım diye bekledim. Bizi kariyeri boyunca öyle imkansız şeyleri yapmaya alıştırmıştı ki, saçma bir şekilde böyle bir his vardı ve salak gibi bekledim saatlerce. Ama gelmedi öyle bir haber. Aksine 13 yaşındaki kızı Gianna’nın de onunla birlikte olduğu ve öldüğü haberi gelmişti. Acının bizde ne kadar büyüdüğünü bir kenarı koyuyorum, eşi Vanessa’nın halini düşünmek bile istemiyorum. “Dert penis gibidir…” sözünde olduğu gibi, doğal olarak herkes kendi açısından bakıyor ama oradaki acıyı tarif etmek bile mümkün değil muhtemelen. Zaten 2 gün geçmesine rağmen ne Lakers, ne de Vanessa tarafından henüz hiçbir açıklama gelmedi.

Abimi kaybettim diyorsun da; insan ailesinden birini kaybettiken 2 gün sonra oturup yazı mı yazar? sorusunu ben olsam ben de sorardım. Sordum da zaten. Bir şeyler yazarken buldum kendimi ve bu soruyu düşündüm aslında ilk başta. Ama cevabını yalnızca birkaç saniye içinde buldum. LakersTR, 2006 yılında kuruldu ama ben internete erişebildiğim, internet kafelerin patladığı 2001 yılları civarından beri Kobe ve Lakers’la ilgili şeyler izliyorum, okuyorum ve yazıyorum. Ben kendimi bildim bileli Kobe Bryant’la ilgili yazılar yazdım, forumlara postlar attım, kavgalar ettim, videolar editledim. O yüzden onu anmanın ve biraz da içimi dökmenin en iyi yolu olarak yine neredeyse 20 yıldır olduğu gibi bu yolu seçmek istedim.


What can I say? MAMBA OUT.