Çok Özlemişiz! – Sezon Ortası Değerlendirmesi

Çok Özlemişiz! – Sezon Ortası Değerlendirmesi

Harika smaçlar, kişiye özel karışık tokalaşmalar, harika savunma sekansları, rekorlar, yüksek kimya ve bolca galibiyet.. 41 maçı geride bırakarak, tam olarak yarısını tamamladığımız NBA normal sezon serüveninin ilk yarısı için kısa bir özet. Sonu, sonucu ne olur bilemeyiz; ancak Lakers taraftarları olarak böyle bir sezona fazlasıyla ihtiyacımız varmış ve ben, sonuçtan tamamen bağımsız olarak bundan sonuna kadar keyif almaya çalışacağım.

Çocukluğumdan beri Lakers’ı destekleyen biri olarak, Lakers’ın sefasını sürdüğümden daha çok cefasını çektim. Genelde başarılı ve güçlü olduğu için Lakers taraftarı olunduğu düşünülür. Ancak baktığınız zaman, Lakers’a sempati duymaya başladığım 1996-97 sezonundan bu yana geçen 23 sezonda 5 şampiyonluk, 2 NBA Finali görmüşüm. Kalanı başarısızlık. En azından Lakers kalibresinde başarısızlık. Ayrıca bu 23 sezonun tam 7 tanesinde playoff bile yapamamış Lakers. 2 tanesinde ilk turda, yine 2 tanesinde de ikinci turda süpürülmüş. Yani evet, Los Angeles ve Hollywood faktörüyle güçlü oyuncuların hedef noktası haline gelmeye devam ediyor Lakers, ki bunun bitmeye başladığı düşünülse de geçen sezonki LeBron James imzası, bunun hala bir cazibe olduğunu kanıtlıyor. Ancak sürekli NBA’i domine eden bir takım falan değiliz, ki NBA de buna müsait bir lig değil zaten. Konuyu şöyle toparlıyorum, kendi adıma cefa süreci ilk kez bu kadar uzun sürdü. Neredeyse tam 10 yıldır gün yüzü görmedik desem abartmış olmam. O yüzden, şahsi olarak böyle bir sezona gerçekten çok ihtiyacımın olduğunu hissediyorum. Gerçekten güven veren bir Lakers izlemeyeli asırlar olmuş gibi..

Lakers, yaz başında Anthony Davis takası açıklandıktan sonra bomboş bir kadroyla kalmıştı aslında. Evet LeBron James ve Anthony Davis gibi NBA’in en iyi birkaç oyuncusundan ikisine sahipti, ama etraflarında Kyle Kuzma dışında kimse yoktu. Derken Kawhi Leonard ihtimali belirdi ve Lakers, haftalarını Kawhi peşinde koşarak geçirdi. Onu beklerken önemli isimler başka takımlara imza atıyordu. Bunların içinde alma ihtimalimiz olan Kyrie Irving, Kemba Walker, Jimmy Butler, D’Angelo Russell gibi yıldızların yanında;  Khris Middleton, Malcolm Brogdon, Terry Rozier, JJ Redick, Ricky Rubio, Marcus Morris, Patrick Beverley gibi çok önemli oyuncular da vardı. Kawhi Leonard’ın oyun çevirerek Clippers’la imzaladığı açıklanır açıklanmaz ise korktuğumuz neyse ki başımıza gelmedi ve hemen yan parçaları tamamlayarak sezona tam kadro girmeyi başardık. Leonard gelseydi belki de NBA’de şampiyonun bir numaralı adayı ilk kez bu kadar net olacaktı.

Sezona birazcık buruk ve tedirgin, ama umut dolu girdi Lakers taraftarı. Takımdaki güzel havaya rağmen o tedirginlik, ilk maçta oyuncuların da üzerinde vardı. Çok daha hırslı ve kendine güvenerek oynayan Clippers karşısında mağlubiyetle başladı sezona Lakers. Daha sezonun ilk maçıydı, ama en büyük rakip olarak görülen Clippers, Lakers’a istediği her şeyi yaptırarak başından sonuna kadar kontrolünde götürmüştü maçı. Sezon öncesi tedirginliği bu maç sonunda biraz daha artan Lakers taraftarı, takımlarının sıradaki 26 maçtan 24’ünü kazanacağından habersizdi. 24-3 gibi inanılması güç bir başlangıca imza atmıştı Lakers ve tüm NBA’in zirvesine oturmuştu.

Bu dönemde dikkat geçen en önemli şey, Lakers’ın özellikle kağıt üzerinde basit gözüken maçlarda ağırlık koyamaması veya koymamasıydı. “İhtiyacımız kadar oynuyoruz” kalıbı türemişti Lakers taraftarı için. Rakip Denver, Dallas, Miami gibi güçlü bir takımsa eğer, deplasman falan dinlemeden sapasağlam top oynuyorduk. Ama Pelicans, Bulls, Grizzlies gibi zayıf takımlara karşı maçlar son topa kalıyordu. Lakers’ın yakın zamanda çözmesi gereken bir konuydu bu. Çünkü maçlar bir şekilde kazanılıyordu evet, ama hem rakibe son bir şut atıp maçı verme fırsatı tanıyorduk* ve bunlar bir gün girecekti. Bundan daha da önemlisi, takımın biri 35 yaşında olan ve diğeri bu tempoya alışık olmayan iki süperyıldızı her maç çok yüksek dakikalar almak zorunda kalıyorlardı.

* Nitekim, dün sabahki Orlando Magic maçını aynen bu şekilde kaybettik.

Lakers’ın bir diğer sorunu da hücumdaydı. Bahsi geçen çoğu maçı, konsantrasyon eksikliği nedeniyle kötü hücum ederek ve kötü şut atarak geçiren Lakers, savunmasıyla maç kazanıyordu. Şampiyonluk yolunda iyi savunma yapabilmek çok önemli evet, ama maç kazanmak için şut da sokmanız gerekecek. Bu sıkıntı özellikle Aralık ayının ilk gününde Staples Center’da oynanan Dallas maçında baş gösterdi. Dallas karşısına 10 maçlık galibiyet serisi ve yüksek özgüvenle çıkan Lakers, özellikle işin hücum tarafında yaşadığı tıkanıklık sebebiyle rakibine farklı yenilmiş ve hücumda tehlike sinyalleri çalmaya başlamıştı. Lakers, özellikle James ve Davis kenardayken neredeyse hiçbir şey üretemiyor, onlar oyundayken rakiplerinin onlara fazla odaklanması sonucu diğer oyunculardan da istediği verimi alamıyordu.

Dallas maçı sonrası Lakers oyuncularındaki ortak görüş “asla iki maç üst üste kaybetmek istemiyoruz” şeklindeydi. Üstelik sonraki maç, Denver’la deplasmandaydı. Lakers, Dallas maçından dersini fazlasıyla almış görünüyordu. Neredeyse baştan sona kontrolünde götürdüğü ve son dakikalarında Anthony Davis’in savunmada yıldızlaştığı maçı kazanmayı başararak yeni bir galibiyet serisine başlayacaktı Lakers. Bu seri de tam 7 maç sürdü. Bu zorlu fikstürde Nuggets deplasmanından sonra Jazz, Blazers, Heat gibi zorlu deplasmanlardan da galibiyetleri koparan Lakers, “Aralık ayında Lakers patlayacak” görüşünde olanların yüzüne sert bir tokat çarpmıştı.

Ancak Aralık ayının henüz yarısı bitmişti ve ikinci yarısı, o tokadın Lakers’ın yüzüne geri çarpmasına sebep oldu. İki maç bile üst üste kaybetmeye tahammülü olmayan Lakers, üst üste tam 4 maç kaybedecekti. Anthony Davis’ten yoksun çıktığı Indiana deplasmanında son anda kaybeden Lakers, kendi evinde LeBron James’ten yoksun çıktığı Denver Nuggets karşısında da fark yemişti. Bunlar da yetmezmiş gibi, deplasmanda Bucks’a karşı adeta perişan oldu. En kötü haber ise henüz gelmemişti. Üst üste 3 maç kaybeden Lakers’ın kendini affettirip tekrar işleri yoluna koymak için önünde mükemmel bir fırsat vardı. En büyük rakibi Clippers ile ev sahibi olarak oynayacaktı. Clippers’a kaybettiği ilk maçtan sonra üzerine çok şey koymuştu Lakers ve bu kötü gidişe son vermek için bundan daha iyi bir fırsat olamazdı. Ancak kaybettiğimiz ilk maçta çok kötü oynayan LeBron James’in, bu maçta daha kötü oynayacağını hesap edememiştik. Bu kez maç boyu skoru kontrolünde tutan taraf Lakers’tı. Ama çok komik bir şekilde son periyotta ellerimizle verdik maçı. Clippers, Lakers’a olan üstünlüğünü adeta resmiyete dökmüştü bu sonuçla birlikte. Ama daha sezonun 3’te 1’i tamamlanmıştı. Önümüzde kat edilecek çok yol vardı.

Silkinerek kendine gelmesini beklediğimiz takım, beklentileri geri çevirmedi. Hemen ardından back-to-back oynayacağı, deplasmanda Portland ve evdeki Dallas maçlarını çok zorlanmadan geçti Lakers. Ardından oynadığı 9 maçın da tamamını kazanarak, 9 maçlık seri ile sezonun en uzun ikinci galibiyet serisini yakaladı. Bu galibiyetlerin özellikle iki tanesi çok etkileyiciydi. Back-to-back oynayacak olduğu iki deplasman rakibi Dallas ve Oklohama’yı, birinde Anthony Davis’siz, diğerinde hem LeBron James, hem Anthony Davis’siz yendi Lakers. Üstelik iki maçta da rakibini farka boğdu. Ayrıca bu süreçte, yukarda da bahsettiğim zayıf rakipler karşısında konsantrasyon kaybı nedeniyle zorlanma, maçlarda farkı açtıktan sonra maçı bir türlü koparamama, ve yıldızları dinlendirememe gibi problemleri de son bulmuş gibi göründü. 41. ve ilk yarısının son maçta ise Lakers, tamamen kopuk başladığı Orlando Magic karşısında 21 sayı geriye düşmesine rağmen bench yardımıyla son periyotta 4 sayı öne geçmeyi dahi başarsa da, son anlarda Markelle Fultz’u durduramayınca kalp kırıcı bir mağlubiyet aldı.

Sezonun tam yarısını tamamladığımız gün itibariyle, Lakers’ın 33 galibiyet ve 8 mağlubiyetlik son derece başarılı gidişatı ve Batı Konferansı’ndaki rahat liderliği tam gaz devam ediyor. Bu rahat liderlik Lakers için çok kıymetli. Takdir edersiniz ki çok genç bir kadromuz yok. Süperyıldızlarımızdan biri 35 yaşında ve diğeri de görece kolay sakatlanabilen bir adam. O yüzden bu farkın açılması, gerek yerimizi erkenden sağlama alıp playoff’lara girmeden önce onları dinç tutabilmek, gerekse arada oynanan maçlarda zaman zaman dinlendirebilme toleransına sahip olmak için çok önemli. O yüzden şu sıralar gaz kesmeden her maçı vurup geçmemiz gerekiyor. Bunu devam ettirebilirsek, en büyük rakibimiz Clippers’ın erken yapmaya başladığı ve sıralamada zararlı çıktığı “load management” olayına bizim daha rahat ve huzurlu şekilde soyunma şansımız bulunacak.

Kısacası LeBron James’in MVP kalibresinde geçirdiği, Anthony Davis’in ufak tefek arızalarla uğraşsa da çok sağlam performanslara imza attığı ve ciddi fark yarattığı, Danny Green’in üç sayı konusunda sıkıntı yaşamasına rağmen playoff’larda performans göstereceğinden emin olduğumuz, Kyle Kuzma’nın ritim bulmaya başladığı, Avery Bradley’nin şut konusunda sıkıntılar yaşamasına rağmen savunmada ciddi fark yarattığı, KCP’nin sezona kötü başladıktan sonra takımın en güvenilir atıcılarından birine dönüştüğü, Rondo’nun yine sallantılı başlangıçtan sonra performansını yavaş yavaş yukarı çektiği, Caruso’nun savunmada ciddi fark yaratıp kritik anlarda mutlaka sahada olmaya devam ettiği, Dwight Howard’ın resmen NBA’e geri dönerek oynadığı oyundan ciddi keyif almaya başladığı, JaVale McGee’nin özellikle çember savunuculuğu rolünde elit seviyede iş çıkardığı, Troy Daniels ve Quinn Cook’un çok istikrarsız olsalar da özellikle son maçta resmen takımı taşıdıkları, rüya gibi bir ilk yarıyı geride bıraktık.

Ayrıca 2020 All-Star oylamalarında LeBron James’in tüm NBA’de birinci sırada olduğu açıklandı ve Anthony Davis (tüm NBA’de dördüncü sırada) ile birlikte Batı karmasında ilk beş çıkacağı kesin. Taraftarlar arasında fenomen olan Alex Caruso da Batı’da en çok oy alan oyunculardan biri. Ayrıca Lakers, konferanstaki liderliğini sürdürdüğü için kadronun başında Frank Vogel’ın olacağını da hatırlatmak gerek. Kısacası, bu harika geçen ilk yarının üstüne bir de Lakers taraftarını çok eğlenceli bir All-Star Haftasonu bekliyor.

Ligin ikinci yarısına girmeden önce 2 günlük bir dinlenme sürecimiz ve önümüzde de 20 günlük bir takas/free agent dönemimiz bulunuyor. Takımdaki yaratıcı kısa oyuncu ve forvet savunucusu eksiklerini kapatmak için önümüzde önemli bir fırsat bulunuyor. Bunu yapamazsak hala çok iyi bir takım olduğumuz gerçeği değişmeyecek. Ama yapabilirsek, şahsi düşüncem, ligin bir numaralı şampiyon favorisi haline geleceğimizdir.