2010’larda Lakers

2010’larda Lakers

Los Angeles Lakers tarihinin tartışmasız en karanlık 10 yılını geride bıraktığımız bu günde, son bir kaç ayın trendine uyup, Lakers’ın son 10 yılını değerlendirmeye karar verdik. Lakers’ın geleceğe umutla bakmaya başladığı 2019-2020 sezonu da dahil olmak üzere, geçtiğimiz 10 yılda yaşadığımız büyüklü küçüklü hayal kırıkları, beklentilerimiz ve nasıl sonuçlandığıyla ilgili konuları ele alacağız.

 

Şampiyonluk Umutları (2011-12-13)

Son üç yılın Batı Finalisti, son iki yılın şampiyonu olarak girdi Lakers 2010-2011 sezonuna. Kalça problemleri nedeniyle NBA temposunu çok yorucu bulan ve emekliliği düşünen Phil Jackson, 12.şampiyonluğunu alabilmek için emeklilik planlarını bir yıl ertelemişti. Hedef 4. “three-peat” idi. Ligin en bilinen dost-düşman ilişkisi olan Kobe-Shaq rekabetinde 1 şampiyonluk öne geçen Kobe Bryant’ın hedefi ise, 6. şampiyonluğunu kazanarak idolü olan Michael Jordan’a yüzük sayısında yetişmekti. Sezon genelini rölantide geçiren takım, All-Star arasından sonra 18 maçta 17-1 ile başlayarak bu sezon da şampiyonluğun favorisi mesajı verse de, sezonu çok kötü kapamış ve son 7 maçın 5’ini kaybederek normal sezonu tamamlamıştı. Playoff’larda ilk turda Chris Paul’un Hornets’ı ile eşleşen Lakers’ta alarm zilleri bu seriden çalmıştı aslında. Kobe Bryant’ın diz problemleri, Chris Paul’un hiçbir şekilde yavaşlatılamaması gibi sıkıntılara rağmen ilk turda Lakers, New Orleans Hornets’ı 4-2 ile geçmeyi bilmişti. İkinci turda rakip Nowitzki’nin önderliğindeki Dallas Mavericks’ti. İlk turda Portland’ı 4-2 ile geçen Mavericks karşısında son şampiyon Lakers net favori çıkmıştı. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Lakers önce evinde oynadığı iki maçı da kaybetti. Daha sonra 3.maçın büyük bir kısmını, ilk maçta olduğu gibi, önde götürmesine rağmen 3-0 geriye düşmekten kurtulamadı. Ve en sonunda 4.maçtaki büyük hezimet. Dallas 4.maçta 32 üçlük denemesinde 20 isabet bularak efsanevi bir gece geçirdi ve son şampiyon Lakers süpürüldü. Bu seride Lakers’ın çaresizliğini en iyi resmeden olay ise, yüksek koltuğunda sakin sakin oturmayı seven Phil Jackson’ın, Pau Gasol’den reaksiyon alabilmek için bench’te onu neredeyse tokatlamasıydı.

2011 yazında malum Chris Paul takasının vetolanması, üstüne 2011 sezonunun en iyi 6. adamı Odom’un, bir hiç pahasına takaslanması, Phil Jackson’ın emekliliğinden sonra yerine Mike Brown’ın gelmesi ve lokavt muhabbetleri nedeniyle 66 maçlık bir sezonun oynanması gibi büyük değişiklikler ile geçti. 2011-2012 sezonu başlangıcında çok büyük umutlar yoktu, Kobe-Gasol-Bynum-Fisher-Artest çekirdeğinin son bir kurşunu kalmış mı denemesi gibiydi. Bynum’un sağlıklı bir sezon geçirmesi ve All-Star seviyesine çıkması heyecanlandırıcıydı. O dönem bilmediğimiz şey ise bu sezonun Bynum’un sağlıklı bir şekilde basketbol oynadığı son sezon olacağıydı. Sezonun en heyecan verici olaylarından birinin takas ile Ramon Sessions’ın takıma katılması olduğunu söylesem, ne kadar umutsuz bir sezon olduğunu anlarsınız zaten. Lakers ilk turda Nuggets’ı zorlanarak 4-3 geçtikten sonra, NBA’in yeni yüzü olmaya gelen Oklahoma City Thunder tarafından sürklase edilip 4-1 elenmişti. Bu seriyle ilgili son aklımda gelen sahne ise, 5.maç çıkışı yapılan basın toplantısında Kobe’nin “Biz tekrar toparlanacağız ve şampiyonluk adayı olacağız. Bu Bulls Pistons’ı eledi ve Pistons tarihe karıştı gibi olmayacak.” açıklamasıydı. Geriye dönüp baktığımızda, ne kadar OKC sahip oldukları potansiyele bir türü ulaşamasa da kısmen Bulls-Pistons serisinin bir tekerrürü gibiydi Thunder-Lakers serisi.

2012 yazı ise, bu dönemin en umut verici takaslarının gerçekleştiği dönemdi. Takıma Howard ve Nash katılmış, “Big 3” döneminde “Big 4” kurulmuştu. Nash’in yaşı, Howard’ın sırt sakatlığı, Kobe’nin vücudunun artık ona sırtına çevirmeye başlaması önemli değildi. O sezon bu sezondu. NBA analistlerinin sezon öncesi şampiyonluk favorisi de Lakers’tı. Ama yine yeniden bir süper takım planı tutmadı. Öncelikle sezonun daha 2.maçında Nash’in bacağı kırıldı. Howard zaten bel problemlerinden sağlıklı dönememişti. Sezonda ilk 5 maçından 4’ünü kaybedince de Mike Brown, Kobe’nin ölüm bakışlarından sonra kovulmuştu. Yerine Phil Jackson gelmesi beklenirken(umut edilirken), Mike D’Antoni getirilmişti. Takım Brown’sız dönemde biraz toparlanmıştı ama D’Antoni’nin gelmesi de ilaç olamamıştı. Bir türlü parçalar yerine oturmuyor, sakatlıklar ve egolar buna izin vermiyordu. All-Star arasına girildiğinde Lakers 25 galibiyet 29 mağlubiyet ile Playoff potasının dışındayken, Kobe Bryant Playoff sözü verdi. Bir nevi “Playoff Mode”unu açtı. Lakers sezonun kalan 28 maçını 20-8 geçerken, Kobe sözünü tutmayı başarmıştı. Ama bedeli ağır oldu. Sezonun 80.maçında Warriors’a karşı maçı alırken, Aşil tendonunu sahada bıraktı…

Tarihin En Kötü Dönemi (14-15-16-17-18)

Kobe sakatlığı sonrası Lakers’ın tam anlamıyla çöküşünün başlangıcıydı. Herkesin tutunduğu, ölümsüz kahraman sadece yenilmemişti, parçalanmıştı. Takım bütün ileriye dönük draft haklarını Howard ve Nash takaslarında harcamıştı. Howard, hem Kobe ile yaşadığı problemler hem de Lakers döneminin kapanmaya başlamasının sinyallerini görüp, batan gemiyi terk eden ilk kişi olmuştu. Bu hareketiyle, Lakers süper yıldızların takımı algısını da yıkan ilk oyuncu da oldu Howard. Hiçbir umut olmadan girilen 2014 sezonunda, Mike D’Antoni takıma keyif veren bir basketbol oynatmıştı. Ama sonuç 27 galibiyetlik hüsran dolu bir sezondu. O dönemde Lakers taraftarlarının farkında olmadığı gerçek ise, bu sezonun takımın daha iyi günleri olduğuydu. Kobe bu sezon dönüşünü yapmaya çalışsa bile dizi buna izin vermemiş ve sezonda sadece 6 maça çıkabilmişti.

2014 yazında Lakers 2005’ten beri ilk defa lotaryadan bir draft hakkına sahipti. 7.sıradan Julius Randle’ı draft eden Lakers, Kobe’nin sağlıklı bir şekilde dönmesi, Lin ve Boozer gibi eklemeler ile en azından Playoff zorlayabilir diye bakılıyordu. Bu arada D’Antoni kovulmuş ve yerine eski bir Lakers efsanesi olan Byron Scott getirilmişti. Ayrıca bir Lakers efsanesine dönüşen Pau Gasol, yazın Chicago Bulls ile imzalamıştı. Ama olmayınca olmuyordu, Lakers’ın sağlık konusunda yüzü gülmüyordu. Sezonun açılış maçında Lakers’ın genç oyuncusu Randle ayağını kırdı. Kobe Bryant ise nadir maçlar dışında eskisi gibi görünmüyordu. Ocak ayında da omzunda bir yırtılma sebebiyle tekrar sezonu kapadı. Bu sezonun özeti de, bir Lakers galibiyetinden sonra Young, Hill ve Lin’in galibiyeti dalga geçerek kutlaması ve bir Jimmy Kimmel şovunda bu video gösterildiğinde Kobe’nin bakışlarıydı. Lakers artık bir dalga konusuna dönüşmüştü. Sadece 21 galibiyet alarak NBA genelinde sondan 4.olmuştu.

2015 yazında 2.sıradan draft hakkına sahip olan Lakers, o dönemde buradan seçilmek için en uygun aday gözüken Jahlil Okafor yerine D’Angelo Russell’ı seçerek bir risk almıştı. Aslında çok doğru bir hamle yapmış olsa da, bu hamlenin ekmeğini yiyemedi Lakers. Aynı zamanda 27.sıradan Larry Nance Jr.’ı seçerek genç çekirdeğini büyütüyordu Lakers. Kobe Bryant ise denemekten hala yılmamıştı. Bu sefer de sezon öncesi hazırlık maçlarında sakatlanan Kobe, kariyerinin en kötü maçlarından birini oynadıktan bir hafta sonra sezon sonunda emekli olacağını açıkladı. Bu açıklamadan sonra Lakers’ın tüm sezonu bir Kobe Bryant’a veda turuna dönüşmüştü. Byron Scott’ın rezil koçluğu, Kobe şovu derken çok sağlıksız bir sezonun sonuna geldik. Lakers sezonu 17 galibiyet ile Batı Konferansının dibinde kapattı. Ama 17.galibiyet, belki de tüm sezonun acısını unutturacak cinsten bir maçtı. Kobe Bryant kariyerinin son maçında 60 sayı atarak, NBA tarihinin en özel gecelerinden birini yaşattı.

2016 yazı ise yeni bir dönemin başlangıcı olacaktı. Öncelikle Byron Scott ile yollar ayrıldı, bir önceki sezon Golden State Warriors’ın başında, Steve Kerr’ün yokluğunda beklentileri aşan bir performans gösteren ve yine eski bir Lakers oyuncusu olan genç koç Luke Walton getirildi. 2016 draftında 2.sıradan Brandon Ingram seçildi. Ama tüm bu hamleleri gölgede bırakan, Jim Buss ve Mitch Kupchak döneminin bitişini hazırlayan hamleler, serbest piyasadan çekilen Mozgov ve Deng’e verilen kontratlardı. Lakers tarihinin en korkunç iki hamlesi arka arkaya gelmişti. Jim Buss 2 yıl önce, Playoff yapamazsak takımdaki yönetici koltuğumdan ayrılırım demiş ve verdiği bu zaman diliminin son yılına girildiğinde son kurşunları kendi ayağına sıkmıştı. Yine de Lakers beklentilerin çok üstünde başlayıp ilk 20 maçta 10 galibiyet almayı başardı. Daha sonra Lakers’ın son yıllarının ana teması olan sakatlıklar Lakers’ı yalnız bırakmadı ve genç takım bu eksiklerin altından kalkamayarak dağıldı. Bu arada da, Lakers’ın rezalet gidişini fırsat bilen Jeanie Buss Lakers yönetimini kardeşinin elinden alıp, başa Lakers tarihinin en önemli oyuncularından Magic Johnson’ı ve yardımcısı olarak da Kobe’nin eski menejeri Rob Pelinka’yı getirdi. Lakers sezonu 26-56 bitirdi ama bar o kadar alçaktaydı ki, bu derece bir önceki sezona göre 9 galibiyetlik bir gelişim demekti.

2017 yazında Lakers üçüncü defa 2.sıra draft hakkını almayı başardı. Bu sefer de yerli bir kolej fenomeni olan, UCLA guard’ı Lonzo Ball’u draft etti Lakers. Draft öncesi pek çok kişinin beklentisi bu yöndeydi ve Russell Ball uyumu nasıl olur diye merak ediyordu. Ama bu ikiliyi yan yana hiç göremedik. Magic Johnson, D’Angelo Russell’da liderlik vasfı yok diyerek onu ve Mozgov’u, 27.sıra draft hakkı ve Brook Lopez karşılığında Nets’e takas etti ve Lakers’ın genç çekirdeğinden ilk yollanan oyuncu oldu Russell. Lakers 27.sıradan Kuzma ve 30.sıradan Hart’ı da seçerek, çok geniş bir genç çekirdek kurmuş oldu. Luke Walton önderliğinde takım sezona çok kötü girdi. Bir ara 11 galibiyet 27 yenilgi seviyelerine kadar gerileyen Lakers’da umutlar yine kaybolmuştu. Ama sezon ortasında oyuncuların aralarında yaptıkları bir oyuncu toplantısı, Luke Walton’ın ilk beşi değiştirmesi derken Lakers sezonun ikinci yarısını hem galibiyet hem de oyun olarak çok umut verici şekilde kapadı. Yine bir önceki sezondan 9 galibiyet fazla alarak bu sefer 35-47’lik bir derece ile bitirdi Lakers sezonu. Bu aynı zamanda 2013’ten beri Lakers’ın aldığı en iyi dereceydi. Ama yine de, daha önce tarihinde hiç üç sezon üst üste Playoff yapmadığı bir dönem olmayan hatta tarihinde sadece 5 defa Playoff kaçırmış olan Lakers, 5 sezon üst üste Playoff’ları kaçırarak tarihinin en dip noktasına demir atmıştı.

Umutlar ve Hayal Kırıklıkları (19-20)

Ve artık kritik 2018 yazı gelmişti. Bütün yeniden yapılanma planları bu sezona hazırlık niteliğindeydi. Magic Johnson başa geldikten sonra en önemli planının Lakers’a yıldızları getirmek olduğunu defalarca dile getirmişti. Hatta bazen o kadar açık bir şekilde dile getirdi ki, Lakers hakkında soruşturma açıldı ve “tampering” yaptığı kanıtlanarak tarihin en büyük cezalarından birini yedi. Bu dönemlerde de takımdan ayrılmak isteyenler kervanına Kawhi Leonard da katılınca ve Ama Magic yine de sözünü yerine getirdi ve LeBron Lakers ile anlaşırken takımın başındaki yönetici olarak Lakers’a yıldız sözlerinden ilkini tutmuş oldu. LeBron sonrası takımın imzaladığı oyuncular ise biraz daha kafa karıştıran cinstendi. Yine de öyle ya da böyle, artık 34 yaşında da olsa, Lakers ligin en iyi oyuncusunu kadrosuna katmayı başarmıştı. Artık tek hedef Playoff’tu. Daha aşağısı teklif dahi edilemezdi. Ama yine yeniden Lakers’ın sakatlıklar konusunda yüzü gülmedi ve tam da takım bir uyum yakalamaya başlamışken LeBron James Christmas gecesi Warriors’a karşı alınan galibiyette sakatlandı. Üstüne Lonzo’nun sakatlanması Ingram’ın pıhtı problemleri ve Davis takas dedikoduları da eklenince, Lakers LeBron’un “Playoff Mode”unu açmasına rağmen, Playoff’lara kalamayarak belki de bu karanlık dönemin en büyük hayal kırıklığı sezonunu yaşattı. Bu sezona tüy diken olay ise, Magic Johnson’ın sezonun kapanış maçından önce istifasını açıklaması, onun yerine takımın başına geçecek olan Rob Pelinka’yı okların hedefi haline getirmesiydi. LeBron James ise bu olaylardan sonra açıklama yapmayarak, bütün bu olaylardan kendini uzaklaştırdı. Ve 2019 yazına girilirken Lakers taraftarlarının artık takımdan gram umudu kalmayan bir yaza girildi.

Bu kadar umutsuzluk ve hayal kırıklıklarının üzerine 2019 yazı bir ilaç gibi geldi. Pek çok farklı olayın Lakers’ın lehine gelişmesi sonucu, Lakers Anthony Davis takasında favori konumuna geldi ve geleceğini tamamen ipotekleyerek 26 yaşındaki süper yıldızı kadrosuna kattı. Serbest piyasa dönemi başlarken kadrosunda sadece LeBron, Davis ve Kuzma olan Lakers, 2019 yazının gözde ismi son şampiyon Kawhi Leonard’ın peşinden gitmek için neredeyse diğer tüm olasılıkları hiçe saydı ve şansını denedi. Ama Kawhi Leonard, yanına daha önce Lakers’ı reddeden Paul George’u da yanına katıp, Lakers’ın komşu takımı olan Clippers ile imzaladı. Lakers ise bu üçlünün yanına rol oyuncuları doldurma planını uygulamaya soktu. Belki de en heyecan verici hamle, sakatlıklar nedeniyle son 2 sezonda çok forma giyememiş ama hala bir yıldız gözüyle bakılan Cousins’ı 3.5M gibi düşük bir kontrat ile kadroya katması oldu. Ama Lakers’ın sağlık konusunda talihsizliği bitmiyordu ve Cousins bir antreman maçında ön çapraz bağlarını kopararak sezonu kapattı. Bu sakatlık ise sezonun en ilginç hikayelerinden birinin önünü açtı ve Lakers taraftarlarının en nefret ettiği oyuncular listesinde başı çekecek Dwight Howard ile anlaşıldı. Lakers artık kadrosunu kurmuştu, Magic Johnson’ın istifasına rağmen planı kasislere çarpa çarpa gerçekleşmişti. Lakers iki süper yıldız ve rol oyuncularından kurulu bir kadro ile yola çıktığı 2019-2020 sezonunda tarihinin en iyi başlangıçlarından birini yaparak, 24 galibiyet 3 yenilgilik bir başlangıç yaptı. Şu anda biraz tökezlese de, hala Batı Konferansı 1.liğini koruyarak 2020 yılına adım atacak Lakers. 6 yıldır Playoff yapamamış bir takım için hedef şampiyonluk demek artık bir hayal ürünü değil. Bu sezonun hikayesi ise daha yazılmadı ve bu 10 yıllık sürecin son sezonunu nasıl bitirecek bilmiyoruz. Ama en azından taraftarların, önceki yıllara oranla, yüzünü güldüren geleceğe umut ile bakmasını sağlayan bir takım var sahada.