Başın Öne Eğilmesin…

Başın Öne Eğilmesin…

Üzücü ve moral bozucu bir yenilgi oldu, evet. Takımın hücum organizasyonları başta olmak üzere hala çok fazla eksiği var, buna da evet. Ama bu eksiklere, kötü üçlük ve hatta serbest atış performansının devam etmesine ve en faciası sadece 4 (dört) bench sayısına rağmen, Bucks deplasmanında son dakikaya kadar taşınan heyecan, umutları diri tutmak için geçerli bir sebep.

Ligin zirvesindeki iki takım arasında sezonun en heyecan verici maçı olmasını bekliyordu herkes haklı olarak. Ama Lakers, artık biraz deplasman turunun yorgunluğu, biraz son maçlardaki ritimsizliğin de etkisiyle maçın ilk devresini çok kötü geçirdi. Oyun tamamen Bucks’ın kontrolündeydi. İkinci devreye iyi başlamasına rağmen, “Giannis hayvanı”nın repertuarında olmayan tek şey olan üç sayıları üst üste bulmasıyla bu geri dönüş çabasını da savuşturdu Bucks. Daha sonra aynı hayvanın 4’lemesi ve daha sonra 5’lemesiyle Lakers geri dönüş sinyalleri vererek farkı 8’e kadar çekti. Burada da devreye Lakers’ın kısır hücum organizasyonu sorunsalı girdi malesef. Hem yaşlı, hem yavaş, hem de atletizm sıkıntısı çeken bir takım olmamızdan mütevellit, Bucks’ın hareketli ve iştahlı savunmasına karşı LeBron ve AD merkezli, iso ve post oyunu oynamaktan başka bir plan sunamadık. Hâl böyle olunca da takımın kazanmaya gücü yetmedi. Genel anlamda çok olağan bir mağlubiyet. Bucks, NBA’in zirvesinde olmasının yanında, birbirine fazlasıyla alışmış ve müthiş görev oyuncularından kurulu, NBA’in -muhtemelen- en iyi benchine sahip takımı. Ve bu adamlarla deplasmanda oynuyorsunuz.

Frank Vogel takımları için bu handikaptan aslında haberdardık. Savunmada her takıma çağ atlatabilir, ama hücumda aynı etkiyi beklemek zor. Hücum LeBron ve Davis’in üzerine çok yıkılıyor. Üçüncü bir skorer çıkaramamış olmak böyle maçlarda elimizi kolumuzu bağlıyor. Üstüne bir de üç sayı gerisinden şeytan taşladığımız sürece böyle performansların kopyasını daha bir çok maçta görmemiz olası. Kyle Kuzma’nın bir an önce dönüp ritim bulmasına aşırı derecede ihtiyaç duyuyoruz şu anda. Onun korkmadan attığı şutlara, içeri dalışlarına ihtiyacımız var. Elimizde daha iyisi olmadığı sürece, olanı el üstünde tutup ona konforlu bir alan yaratmaya çalışmaktan başka çaremiz de yok. Onun dışında hücumda çok daha hareketli ve akıcı oynamamız gerekiyor, ama yaratıcı oyuncu eksikliğinin üzerine bir de Bradley ve Caruso gibi adamlar boş şutları sokamadığı ve sırf bu iş için alınan Cook ve Daniels’ın da onlardan kalır yanları olmadığı için rakip savunmaların eli çok güçleniyor.

Bucks maçına geri dönelim. Clippers’ı paramparça ettikten sonra, bize aynı tarifeyi uygulayamasalar da maçın genelini kontrol ederek kazandılar ve NBA’in en iyi takımı tartışmalarını bir süreliğine rafa kaldırdılar. Şimdilik bize biat etmek düşer. Bucks ile olası bir final eşleşmesinin hayalini kurmak şimdiden çok gerekli mi, emin değilim. Ama iş oraya gelirse her şeye rağmen şartların değişeceğini, Lakers’ın oyun hızını çok daha iyi kontrol edeceğini düşünüyorum ben. Bucks zaten gün itibariyle oldukça yüksek viteste oynuyor ve tüm yan parçalardan ciddi verim alıyorlar. Lakers’ın önünde ise gideceği çok yol ve potansiyel olarak yükseltebileceği çok vites var. Hepsinin yanında, Giannis’in 5 üçlük ile saçma sapan bir performans sergilediğini de unutmamak lazım.

Sezon geneline baktığımızda; aslında bu mağlubiyet, Lakers’ın ne kısa vadede, ne de uzun vadede hedeflerine ulaşmasına en ufak bir zarar vermedi. Son iki maçı kazanmış olsak zaten ligdeki yalnız krallığımızı masaya vurmuş olacaktık, o ayrı. Ama sezonun en zorlu fikstürüne sahip olan Aralık ayında yalnızca 3. mağlubiyetimiz oldu. Bugün itibariyle de Batı Konferansı’nda en yakın takipçimiz Denver ile aramızda 3 galibiyet var (ki sıradaki maçımız onlarla, evimizde). Clippers, Rockets ve Mavs ile de 4 mağlubiyet farkımız bulunuyor.

Şimdi, son iki mağlubiyeti nötrlemek, hatta bana göre Aralık ayını ve sezonun geride kalan kısmını fazlasıyla artı hanede kapatmak için önümüzde ciddi bir fırsat var. Bu ay sonuna kadar sırasıyla Denver, Clippers, Portland ve Dallas ile oynuyoruz. Yalnızca Portland maçı deplasmanda. Tamamını kazanmamız son derece olası. Denver’ı deplasmanda yenmiştik, Clippers ile görülecek bir hesabımız var, Portland çok iyi durumda sayılmaz ve Dallas muhtemelen Doncic’siz olacak. Ondan sonraki fikstür görece kolay. Sırayla; Phoenix, New Orleans, Detroit, New York ile oynuyoruz ve hepsi içerde. Kaybedilen son 2 maçın da gazıyla, şu 8 maçlık fikstürden mağlubiyetsiz çıkmak için ciddi bir challange var önümüzde.

Yapabilir miyiz? Bence yapabiliriz, daha önce yaptık.