| Welcome to The Jungle |
|
|
| >> HER TELDEN: Şansal Kulabaş | |
| Pazartesi, 26 Haziran 2006 | |
Filmde asıl amaç orman kaosuna macerayı taşımak. Bu yüzden filmin sonuna kadar alabildiğine uzanan düzlükler yerine hapishane parmaklıkları gibi etrafı çevreleyen yapraklar ve dallar görüyoruz. Aynı zamanda Vietnam Savaşı'nın arka plan olması olayın çerçevesini çok daha fazla büyütüyor. Bu filmin konusuna bir tablo hazırlarken,askerlerin gerilimine de ev sahipliği yapıyor.
Blain: Kamboçya burasının yanında Kansas gibi kalıyor. Ayrıca John McTiernan filmlerinin büyülerinden birisi kahramanların gönülsüz olmasıdır. Ya bir şekilde işe bulaşmak zorunda kalırlar (Last Action Hero), ya kendi canlarını kurtarmak için savaşırlar (Die Hard), ya da tüm film boyunca kaçıp filmin sonunda bunun işe yaramadığını anlayıp savaşırlar. Burada işte son örnekteki gibi savaşmak, öldürmek ve hatta “harcanmak” üzere eğitilmiş bir grup askerin kaçış hikayesi anlatılıyor koca bir süre. Sonunda tek silahı kendisi kalan bir asker sinema tarihinin en büyük meydan okumalarından birini gerçekleştiriyor.Dutch: Eğer kanıyorsa,onu öldürebiliriz. Arnold Schwarzenegger ondan başka çok az kişinin oynayabileceği bir karakterde. Soğuk kanlı asker. Ülkesinin harcamak için tereddüt etmeyeceği türden. Ormanın içine orman kanunlarını uygulamaktan çekinmeyecek bir grup yerleştirilince rekabet seyircinin gözünde çok daha büyüyordu. Arnold’un mimiksizliği de Terminator ile beraber en fazla burada işe yarıyor ve onu hissiz, profesyonel ve acımasız bir çavuş kimliği içine sokuyordu. Arkadaşlarının ölümü karşısında tepkisiz. Ama asıl sihir böylesine bir kişilik ve fiziğin içinde inşaa edilen karakterin bir filmin son 20 dakikasına kadar uzaylıdan kaçarken sonunda onunla savaşmadan ondan kurtulamayacağını anlaması. Ve tüm film boyunca dantel örer gibi gerilimi düzenleyen yönetmen bu son 20 dakikada sinema tarihinin en büyük düellolarından birine imza atıyordu. Arnold’un zaten seyircinin gözündeki imajı cabası iken üstüne üstlük bu noktada kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış, zaten savaşmak için eğitilmiş bir adamın oyunun kurallarına dönmesi ve son kavgada savaşması bu periodu unutulmaz kılıyor. Aynı metod Alien gibi bir başka efsanevi bilimkurguda da konu gereği biraz değiştirilerek kullanılır. Oradaki kahramanlar tehlikeden habersiz onun kucağına giderler, ve varlığını öğrenince tek amaçları kaçış yolunu bulmak olur. Ve filmde son anda sizin diken diken olmuş tüyleriniz Ripley’nin Alien’ı öldürüp öldürmeyeceği değil, acil durum mekiğinin ateşlenip ateşlenmeyeceğidir. Ayrıca Predator’ın sonunda, tüm harabe ve yıkımın arasında helikopter inerken Arnold’un tek başına dikilişi onu bir kez daha harcanabilir güç sınıfına sokar. Arnold bir türlü kahraman olamamaktadır. Dutch: Biz bir kurtarma ekibiyiz, suikast değil. Billy: Korkuyorum Poncho. Poncho: Saçmalama. Sen hiçbir insandan korkmazsın. Billy: Orada bizi bekleyen bir şey var ve o insan değil. Hepimiz öleceğiz. Dutch: Sana ne oldu? Sen eskiden güvenebileceğim birisiydin. Dillion: Uyandım. Neden sen de denemiyorsun? Sen güçsün. Harcanabilir güç. Ve ben seni,işin yapılması için kullandım. Tüm gücü, zekası ve reaksiyonları ile Predator sinema tarihinin ekol isimlerinden biri olur. Onun belli lafları ezberleyerek tekrarlaması,aslında bu ormanda kalmasının doğal sonucu gibi yansıtılır. O, hep ormandaydı, bu yüzden ormana göre hareket eder: İz sürer, takip eder, yuvayı bulur, avlar. Bu ona kendisi hakkında konuşulabilecek bir davranış kalıbı ve karakteri yaratır. Tüm döktüğü kan ya onun doğası gereğidir ya da içinde bulunduğu doğa gereği. O işi yapması gerektiğine inandığı için yaptığından en tehlikeliler sınıfına girer zira bu onun doğrusudur. İnsanların adakları gibi... Aynı zamanda bu onun medeniyetinin bir parçasıdır. İnanışının, ayinlerinin ve belki de dualarının. Tüm yaptıkları onun varoluşunun bir parçasıdır. O başka yerden gelen bir yabancıdır. Ve tabii ki onun geldiği yerde bu tür kıyımlar yapılmıyordur ama evinden belki ışık yılları boyunca uzaktayken, Apocalypse Now imzalı bir ormanın içindeyken sizin de adaptasyonunuz böyle oluyor. Hatta Vietnamlı kızın konuştuğu çok az şeyden de anladığımıza göre yöre halkı ve Predator, bir tarafın gücüne ve diğer tarafın fedakarlıklarına rağmen bir noktada birbirlerinin varlıklarını kabullenmişler. Aynı zamanda haksız bir savaşın ortasında uzayın ortasından ormanın derinliklerine düşen bu yaratığın Amerikalı askerleri avlaması ise alt metinde yazılmış ve okunmayı beklenen bambaşka bir bütünün parçası. Ayrıca Predator’un silahsız birisini öldürmemesi de onu, bizimkinden farklı olan ama yine de onu belli bir etik anlayışın içine iten anlayış bütününe yerleştiriyor.Dutch: sen NEYİN NESİSİN böyle? Predator: SEN neyin nesisin böyle? Poncho: Ormanın... Onun canlanıp onu götürdüğünü söylüyor. (Anna silaha uzanırken...) Dutch: Bırak onu. Seni silahsız olduğun için canlı bıraktı. Film birçok yarışmadan ödülle ayrıldı. Alan Silvestri’nin muhteşem müzikleri çoğu yerden adaylık kazanırken BMI Films ve Bilimkurgu, Fantezi, ve Korku filmleri derneğinin ödül töreninden mutlu ayrıldı. Oscar’da en iyi görsel efekt ve Hugo’da en iyi drama filmi ödüllerini aldı. Predator bilim kurgu sinemasını Alien ile beraber bir noktadan en tepelerde bir yere taşımayı başarmış filmlerden. Bilim kurgu etiketi burada avcı bir canavar ve avlanan bir grup insan kıstası alınarak daraltılarak kullanılmıştır. Bundan önceki filmler belki gişede başarılı olsa da seyirci yine de onlara yazın gösterime giren korku filmlerine yaklaştığından daha ciddi davranmıyordu. Bu yeni kuşak ortamları değiştirerek,karakterlerle oynayarak yepyeni bir zihniyet kazandırmayı başardı. Öncelikli amaç yine gişe iken bunu drama, ya da soğuk savaş dönemi politik gerilimlerinde olduğu gibi belli bir ciddiyet ve farkındalık ile vermeyi amaçladılar. Bunun sonucunda bu tür hala eleştirmenlerin takdirini kazanmasa bile yarattığı ekol isimler, klişeler, kültler ile dikkatleri çekmeyi başardı. Tabii burada Ridley Scott, John McTiernan, James Cameron, John Carpenter gibi yönetmenlerin eğilmesi de bunda büyük pay sahibi oldu. Aynı zamanda bu filmin yarattığı ormanda kaos ve kapışma teması halen en favori macera kurgusudur. Predator’ın başlattığı inşaat bugün sadece birkaç filmin ya da ismin değil, koca bir ekolün yaratılmasına ön ayak oldu. Dutch: Seni çirkin piç kurusu... |
| < Bu köşeye yazılan bir sonraki yazı | Bu köşeye yazılan bir önceki yazı > |
|---|
- Sezon 2008-09





Filmde asıl amaç orman kaosuna macerayı taşımak. Bu yüzden filmin sonuna kadar alabildiğine uzanan düzlükler yerine hapishane parmaklıkları gibi etrafı çevreleyen yapraklar ve dallar görüyoruz. Aynı zamanda Vietnam Savaşı'nın arka plan olması olayın çerçevesini çok daha fazla büyütüyor. Bu filmin konusuna bir tablo hazırlarken,askerlerin gerilimine de ev sahipliği yapıyor.
Ayrıca 