Los Angeles Lakers
- Sezon 2008-09
· Sırada: Denver
· G-M: 9-1

Son Maç...
LA Lakers 105, Phoenix 92

Lig Sıralaması | İstatistikler
Anasayfa arrow Yazarlar arrow The Mechanic: Şansal Kulabaş arrow Şişman Kadın Sahneden İndi
Anasayfa
Hakkinda
Forum
Fikstür
Oyuncular
Salary
Lakers Store
Staples Center
Laker Girls (2008-09)
Lakers'lı Ünlüler
Lig Sıralaması
Yazarlar
Linkler
Yazi Gönderin
İletişim
Röportaj YaptIk!
J. Crittenton ile yapılan röportajı okumak için tıklayın! —02/09/07
Kaan Kural ile yapılan röportajı okumak için tıklayın! —23/05/07
Maç Yorumlari

Takımımızın hergün oynadığı ve oynayacağı maçlar, forumda sitemizin ziyaretçileri tarafından yorumlanıyor. Tıklayın...

İletİşİm
· Editör & Bilgi Destek:
admin@lakerstr.com

· Umut Tuğaç:
damarcus@lakerstr.com
· Kaan Sunman:
sunmankaan@hotmail.com
· Şansal Kulabaş:
da_mekanika@hotmail.com
· Emre Özcan:
parmamaniac@gmail.com
· Ali Güney:
alikguney@gmail.com
· İ. Yalçın Şeker:
yalcinseker@hotmail.com
· Burak Omay:
lakers99@gmail.com
· Hilmi Doğan:
hilmydogan@gmail.com
· İsmail Özkısaoğlu:
eomer_info@yahoo.com
Multimedya

Forum sayfamıza üyelerimiz tarafından eklenen video ve resimler için buraya tıklayın...

Şişman Kadın Sahneden İndi Yazdır E-posta
>> THE MECHANIC: Şansal Kulabaş   
Perşembe, 08 Haziran 2006
Uzun bir şarkıydı... İnişleri de vardı çıkışları olduğu gibi. Takdir etmek gerekir ki çıkışları beklenenden fazlaydı ve umulandan başarılı. İnişlerin ise dağın zirvesinin dibinde pusuya yatan uçurumlar gibi olması seyircinin canını çok sıktı. Öylesine sinir bozucu idi ki bu düşüşler, California'da birilerinin kendisini Baudelaire gibi hissetmiş olması sürpriz sayılamazdı. Ama yeniden altını çizmek gerekir ki nefesini tahmin edilenden uzun tuttu, cüssesine bakarak yapılan varsayımlardan. Ve sonunda o kadar nefessiz kaldı ki sessiz sedasız terk etmek zorunda kaldı sahneyi, yorgunluktan mı eğildi yoksa saygıdan mı anlaşılamadı bile.

Perdeler bir kez daha açılana kadar gösterinin birçok parçası ile ilgili değişiklik yapılmalı. Bunun için bir sonraki geceyi de bitiş tarihi olarak alabiliriz, bir başka mevsimi hedefleyen daha büyük bir resmi de. Kusursuz gösteri yoktur, bir eksik ya da yanlış bulmak için çoğu zaman pek fazla uğraşmanız da gerekmez. Tabii ki bunlardan herhangi birini bulmak isterseniz... Zira nadir anlarda kusurlarına, eksiklerine ve yanlışlarına rağmen öylesine etkilenirsiniz ki, bunları aramak aklınıza dahi gelmez ya da görmezden gelirsiniz. Şampiyonlular kazanmış basketbol takımları ya da MVP payeleri alabilmiş oyunculara yapılan muameleler gibi. Bu noktadan yola çıkarsak daha iyi bir Los Angeles Lakers için önce hangi açıklarımızın olduğunu belirlemeliyiz sonra bunların hangileri ile yaşamayı öğrenebileceğimizi. Hatta daha da fazlası hayatta kalabileceğimizi ve onlara rağmen kazanabileceğimizi, hangilerini kapatmak için sadece çalışmanın yeteceğini. Başarı için mükemmelliyetçilik, illa ki, gerekli değildir ama çalışma elzemdir. Zira oturarak başarıya ulaşan tek canlı tavuktur.

Takımın ana sorunu savunma başlığı etrafında kümeleniyor. Bu tür problemlerinin tek başlarına değerlendirmelerinden muaf tutuğumuz ve kendi başına, kendi özel koşulları altında değerlendirilmesi gereken 2 numara bu mevzuda da ortalamanın üzerinde. Pg, sf, pf pozisyonundaki isimler savunma yapmaktan oldukça uzaklar. Bu konuda birbirlerini tamamlama kabiliyetleri de yok. C pozisyonu ise kısıtlı bir durumda bu işin altından kalkabiliyor. Hala her türlü hücum silahına karşı bir cevabı yok ve basketbol bilgisi eksikliğinden ya da Homer Simpson'ınkilerin karbon kopyası büyüklüğündeki ellerinden dolayı blok tehdidi de oluşturamıyor. Kalan 4 adam içindeki en fazla umut veren seçeneğimiz Kwame Brown. Ben de kendimle baş başa kaldığımda aynı soruyu sürekli kendime sorarak yaşamaya çalışıyorum: Bu takım batı ikincisi ile serisini nasıl 3-1'e getirdi? Garip ama mantıki yakınlık kurmak gerekirse bu sorunun cevabının tam karşıtının yaptığı açıklama nasıl o serinin 4-3 bittiğini anlatıyor.

Oyun kurucumuz top çalmaktan başka bir defans mantığı içinde kendi oyununu dahi raya oturtamıyor. Pf ise daha ılımlı yaklaşılmayı hak ediyor. İyiye gitme belirtilerinden dolayı değil ama... Koca bir beyaz çocuk olarak eşyanın tabiatı gereği elinden bu kadarı geldiği için. Ve yanında oynayan Kwame onu biraz daha toparlayabildiği için. Ancak sf pozisyonundaki savunma boşluğu dehşete düşürecek boyutta. Salt Odom'un yaptığı savunmayı basit müdafaa kriterleri bazında değerlendirebiliriz ve bu bile Los Angeles'tan koca bir okyanus ve sadece o okyanusun yanında mütevazi bir büyüklükte kalacak bir kıtanın uzaklığında kalan bir ülkenin NBA seyircisinin bile başını ağrıtabilir. Üstüne bir de bu müdafaayı biricik rakiplerimizin sf'lerinin defans perfomansları ile karşılaştırırsak... Jack Bauer'in bir gününü altüst edebilecek boyutlarda bir derdimiz var arkadaşlar.

Hücum konusunda daha iyimser olabiliriz. Sf ve pf pozisyonu işçilerimiz bu konuda sistemde bağımsız olarak, doğal yetenekleri ile dahi bize bazı opsiyonlar ve şanslar tanıyabiliyor. Kwame'yi ise olduğu gibi kabul etmek lazım; Yani taş elli bir yetenek yoksunu. Şut atmayı bir kenara bırakın, en belirgin özelliği olan atletizmini dahi on dönüm bostanlık boş alanlar dışında kullanamıyor. Pg'de ise Parker'ın bu konuda katkısı şut olarak olabilir ama öylesine silik bir karaktere bürünüyor ki maç sırasında büyük ihtimalle diğer oyuncuların aklına, şut atması için onu aramak bile gelmiyordur. Zaten öyle belirgin bir yeteneği de yok. Lakers'ın beklentisi kritik anlarda maçı sırtına alabilecek bir adam değil, Kupchak'ı en azından gerçekçi olmadığı için suçlayamayız. Sadece bu konuda topu dışarı açabilmemizi sağlayacak ve bundan daha da önemlisi savunma alışkanlığı bulunan bir oyuncu ihtiyacı içindeyiz. Tamam sadece 800.000 dolar veriyoruz ama bunun karşılığı sadece 2 top çalma mı? Ve daha önemlisi, bu off-season'da bir pg'ye vermeyi planladığımız mid level exception'ın karşılığı olan ücretin üzerinde yazdığı çekin bir yerine ismini yazdırmaya yetecek bir performans mı bu?

Özetlemeye çalıştığım gibi sg her mevkide teknik kapasite olarak sorunlar yaşıyoruz. Bunlar oyunun 2 tarafını da bağlamakla beraber genellikle savunma kurgusunu aksatan açıklar. Bu noktada Lakers yönetiminin yapması gereken hamlelerde gözetmesi gereken nokta Bu takıma ne gibi değişiklikler yapılmalı ki hala devam eden sorunlara rağmen başarılı olabilsin?” sorusuna verilen cevaptan yola çıkmaktır. Zira son yılların başarılı takımlarına bakarsanız, şu halimizle ağzımızın sularını akıtacak bir çok avantajları olmasına rağmen ne gözden ne de gönülden ırak olabilen problemler var; Spurs’un şutör problemi, Pistons’ın bench problemi, Heat’in konsantrasyon problemi… 3-peat döneminde bizim de başa çıkmamız gereken bu tip problemlerimiz vardı. Yeni kurulacak Lakers’ın da olacak.

Son yıllarda şahit olduğumuz NBA gözlemleri gösteriyor ki savunma yapmadan başarılı olmak çok zor. Hatta artık imkansız. Savunmayı önemsemeyen takımların uğradığı hüsrana ek olarak savunmayı prensip alan takımların kazandıkları başarılar bu gerçeğin altını çok daha kalın bir şekilde çiziyor. Pistons ve Spurs’un savunma kurgusu ile başarılı olmaları bir yana Dallas Mavericks’in savunma takımı olma konusunda hamle yapması ile 1,5 sene içerisinde sirk takımından NBA finallerine yükselmesi de savunma yapmayan takımların olağan bir çizgiye ulaşamamak bir yana “+” hanesindeki pek çok şeyi de feda ettiğini gösteriyor.

Peki savunma takımının esasları nedir? Ya da iyi bir savunma oyuncusunun? Kişisel kanaatime göre bir oyuncunun içinde savunma yapma becerisi ve en önemlisi ateşi olmalı. Trepagnier, savunma antremanları üzerine sorulan bir soruyla “Ya böyle doğarsın ya da asla yapamazsın” demiştir. Hızlı ayakları olan bir oyuncuyu motivasyon ile hustle oyuna yönlendirebilirsin ya da bir oyuncu yıllarca uğradığı başarısızlıklar ile kendini bu yola sevkedebilir. Ama öncelikle savunmanın temelini yapmasını sağlayacak noksanlara sahip olması için onun doğuştan gelen ve kişiyi spora iten motivasyonlarının içinde bu nosyonun bulunması gerekir. Ve fiziksel yeteneğin yanında psikolojik sertliğe de uyum sağlayabilmeli. Bu nokta belki somut verilerden daha önemlidir. Her maçın kötü adamı olmaya hazırlanmalı. Hakemlerin ve organizasyonun öncelikle hücum eden yıldız oyuncuyu kayırdığını bilmeli ve bununla doğru orantılı olarak verilen faullerin onun bir sonraki rakip hücumunda motivasyonunu yok etmesine izin vermemeli. Yediği dirsek darbeleri ya da sert perdelemelerin görmezden gelindiği ölçüde acısının hafiflediğini hayal etmeli. Marion gibi oyuncuların dahi belki bu yüzden underrated olmakla lanetlendiğini anlamalı.

İyi savunma yapan takımlarının ego problemlerinden sıyrıldıkları görülür. Oyuncuların birbirleri arasında kimlik ya da rol çatışması yaşanmaz. Savunma konusunda Bruce Bowen ya da Dennis Rodman gibi basketbolculuğunu tamamen bu konuya kanalize edecek adamlar gerekir. Eğer kişisel bir odaklanma etrafında kurulmuş bir düzen söz konusu değilse Pistons’daki gibi takımın birbirini tamamlaması ile oluşan bir düzen söz konusu olmalıdır. Raja Bell’i de Bowen örneğine benzetebiliriz ki Bell, Bowen kadar uzman değildir ya da Bowen, Bell kadar şutör değildir belki ama bir noktada ikisinin rakamları arasındaki farkı belirleyen şey birisinin Spurs'de, bir diğerinin Nash ile beraber oynadığı gerçeğidir. Bell örneğinden hücumun savunmaya etkisine bakarsak, oyuncuların savunmada kendilerini hırpalamalarına yol açabilmek için öncelikle onların hücumda adil bir top sistemi ile oynayacaklarına inanmalarını sağlamak lazım. Her hücumda topun gitmesi gereken yere gideceğini bilmeliler. Kalabalık bir hücum takımı olan ekiplerde bu denge oldukça hassastır. Bu yüzden Duncan gibi basketbol öngörüsü tartışılmaz isimlere bu rolü verirler. Pistons’ın bir maestro ile oynamamaları onları bu konuda geriye düşürmez zira önce doğru oyuncu seçimleri ile doğru mantığa sahip kişiler takıma dahil edilmiştir ve zaten takım 5 kişi hücum etmektedir. Eninde sonunda iyi bir savunma için adil ve dengeli bir hücum gerekmektedir. Bu hücumun saldırgan veya yıkıcı olmasına gerek yoktur. Zira doğru savunma uygulamayı amaç edinen takımlar maçı savunma ile kazanma güdüsü içindedirler. Hücum motivasyonları tamamlayıcı bir görünümdedir. Gereken mesaj rakibin boş geçtiği hücumu üçlük ile tamamlayarak verilmez, yapılan bir blokla ve hatta rakibe 24 saniyede şut kullanma şansı vermeyerek iletilir.

Lakers adına bu kısımdan çıkartılacak hisse seçilecek oyuncuların, yapılacak hamlelerin bu dengeleri görmezden gelmemesi gerekliliğidir. Lakers hassas dengeler üzerinden bu defans anlayışını yürütmek zorunda. İlk 3-peat'teki "Sadece yeter" anlayış bile bize ipin sonunu göğüsleme şansı bırakmaz zira o günlerdeki Dallas ve Sacto değişti veya değişim yoluna girdi. Yazıda bu noktanın ötesinde isimler üzerinde konuşmak yersiz olacaktır çünkü daha herşeyin başı ve sadece Lakers'ın değil, birçok takımın planları belli değil. Değişen durumlara göre pozisyonlar üzerinden olasılıklar değerlendirilebilir ancak Kobe Bryant hariç her oyuncusu bir takasa dahil edilebilecek bir kadroya sahibiz. Örneğin bu isimlerin şu an takas için en değerli elemanı olan Lamar Odom aynı zamanda üçgen hücumun beyni. Yani Lakers adına düşüneceğimiz her tektik olasılığında ismini defalarca anmak zorundayız. Üstüne bir de defans takımı olma amacı gütmeliyiz derken, Odom'un varlığının bu amaçla yarattığı tezat, onu daha derin incelememiz gerekliliğini ortaya çıkartıyor. Ancak takımın en önemli 2. elemanı dediğimiz Lamar Odom'un 2006-2007 sezonu takımda olmazsa kaç kişi şaşırır ki? Garip olan şu ki gitmemesi de çok fazla insanı şaşırtmaz. Sakat halimizle bile oldukça ince bir yolun üzerindeyiz ve hiç bitmemecesine uzun olacağını tahmin ediyorum.

Yönetimin yapmayı planladığı hamlelerden sadece bir tanesinden tam olarak haberdarız. o da bu yaz bir pg'ye mid-level exception'ın verileceği. Bobby Jackson, Speedy Claxton, Sam Cassell, Marcus Banks önde gelen fa pg'ler. Bu isimler içinde mid-level exception'dan daha iyi bir teklif bulması beklenen en iddialı isim Sam Cassell. İsmi ve yetenekleri ile listenin en önde gelen oyuncusu olsa da handikapları da oldukça görülür bir noktada. Ve yaşı itibari ile kısa devirli bir yatırım olduğu düşünülürse bunların sineye çekilir olup olmadığı tartışılır. Ayrıca Clippers'ın ligin en iyi kadrolarından birine sahip olduğu şu yıl, Suns karşısındaki etkisiz performansı "Livingston daha çok denenmeliydi" dedirtiyorsa, Lakers'ın kısıtlı kadrosu ile ilk birkaç seneyi nasıl atlatabileceğimiz de tartışma konusu olabilir. Öncelikle savunması zaten kariyeri boyunca belli bir seviyenin üstüne çıkamadı ve yaşının getirdiği handikap ile bu konuda artık daha iyiye gitmeyeceği de açık. Ancak şutu, deneyimi, ve takıma hücum anlamında getirdiği enerji ile bu açığı görmezden gelinebilir... mi? Sam Cassell'in üçgen hücuma da uygun olduğu gerçeğini hatırlatmakta fayda var zira topu asist merkezi olarak dağıtmadığı yerde öncelikli şut opsiyonlarından biri olarak fazlası ile mutlu olacaktır. Zaten sam i am lakabını Nash gibi asist dağıtabildiği iddiası ile topu elinde istediğinden değil, Wafer gibi şut atmaya istekli olduğu için topu elinde istediğinden almıştır.

Listenin bir diğer göz alıcı ismi ise Marcus Banks. Henüz çok genç ve mid-level exception ile kandırılması en kolay aday gibi. Savunması oldukça göz alıcı ve işte bu meziyeti ile hücumda Cassell'in bir sınıf altı olması açığını hasır altı edebiliyor. Bu pozisyonda bir kahramandan çok verilen görevi çekebilecek bir oyuncuya ihtiyaç duymamız da adını daha istekle telaffuz edilebilir yapıyor. Açıkçası Cassell bu pozisyonda 30 civarı sayı istatistiklerini bize oldukça aşina getirebilir ama ben 20 civarı sayı atıp, eli ayağı düzgün savunma yapabilecek bir opsiyonu tercih ederim. Henüz çok genç olması da 2 taraf adına olumlu. Onun da Lakers'dan gelen teklifi kabul etmesi için birçok gerekçe var. Potansiyeline rağmen Wolves, ona istediği parayı verse de hala Starbury'nin peşinden koşuyor. Ayrıca Starbury gibi bir isim takıma dahil edilmese dahi geçen senekinden daha önemli bir role sahip olma olasılığı hala tartışmalı. Diğer takımlardan gelecek tekliflerle Lakers'ın durumu karşılaştırılırsa, ilk 5 opsiyonu olma şansına en fazla bu takımda sahip. İddialı süreler alabileceği diğer takımlar şu an pek de ligde pek de meydan okuyacak durumda değiller ve Banks'in gelişi onları çok daha spektaküler noktalara getirmeyecektir.

Takımın şut problemi ise aslında yönetimi birkaç senedir gözlemleyebilen birisi için oldukça ironik gözükebilir. İnatla senelerdir sg özelliği baskın olan lakin şut isabeti konusunda arpa boyu mesafe alamayan adamları draftlarda tercih eden Kupchak'ın bu sene de mevcut şut problemini gidermek için zaten kötü olan ilk tur tercih sırasını bir sg'den yana kullanmasından endişe edebiliriz. Ancak problem yapılacak takas projeleri ya da takıma eklenecek fa isimler ile çözülecek gibi değilse yine bu yol tercih edilebilir. Takımın şutör konusundaki eleman sayısı aslında az değil ancak bunların hepsini toplasanız, ortaya çıkacak sonuç Steve Kerr'ü yeniden oynamaya ikna etmemiz ile alacağımız sonuçtan daha iyi olmayabilir. Bu kalabalıktan bir şekilde kurtulmamız da gerekiyor açıkçası. Ekibi, işini temiz ve düzgün yapan veya en azından bu yola baş koymuş olan ve bunun yolunu, yordamını aklında tutabilen isimlerden oluşturmalıyız. Bu noktada Wafer, Vujacic, Cook gibi isimlerin takımın sırtına ancak hamal yükü olduğunu düşünüyorum. Bu oyuncuların takas değeri de olmaması yönetimi takıma katılacak isimler konusunda uğraştığı da takımdan temizlenmesi gereken isimler konusunda da yoracaktır... Tabii ki böyle bir niyetleri varsa.

Takımın bir diğer ciddi problemi tabii ki uzun pozisyonunda. NBA'de bir takımın şaşmaz başarı formülü için iyi bir uzun ve iyi bir kısa olarak gösterilir. Bu temeller üzerine oturmuş bir takımın geri kalan noktalardaki noksanlarına rağmen düzenli olarak belli bir başarıyı yakalaması sürpriz sayılmaz. New Orleans Hornets'in yeniden yapılanmaya girmeden önce ki Baron+Magloire'lı kadrosunun istikrarı buna örnek gösterilebilir. Bizim kadronun düzeyine bakarsak ne iyi bir kısamız var, ne de oyunun 2 tarafında da ortalama üstü bir uzunumuz. Bu eksi denkleminin 2. tarafına bakarsak, draft veya fa'lerden çok takaslardan bahsetmemiz gerekecektir. Mihm elimizdeki en iyi uzun. Savunma konusunda ancak takdir edilecek bir iyi niyeti var, Elinden gelen herşeyi yapmaya hazır. Vujacic'in haybeye hustle'larını da pek andırmıyor açıkçası. Dikkatten kaçmayacak sonuçlar alsa da bu noktada, her bağlamda savunması yetersiz. Beli kalın olsa da kendi ebatlarındaki oyuncuların arkasında durma konusunda dahi güven vermiyor. Ama orta mesafe şutundaki başarı ve hücuma olan yatkınlığı 5 numara oynadığında avantaj sağlayabiliyor. En azından oyunun rakip yarı saha tarafında. Ama üçlüğünün yeterli olmaması 4 numaraya kaydırılmasını güvenilir yapmıyor. Bu reçete ile çok çekici gözükmese de ismi sürekli karşılıklı olarak takas dedikodularında geçen Boozer ile yer değiştirirlerse Utah için olumlu bir tablo oluşuyor. Memo 4'e kaydırılarak çok sevdiği üçlükleri daha çok atma fırsatı bulacaktır. Mihm zaten 5'de oynama konusunda itiraz sahibi değil, üstelik elinin yatkın olması sebebiyle Memo ile iyi bir pas trafiği oturtabilirler. Ancak bu 2'linin savunması ancak Allah'a emanet edilebilir.

Yeniden Lakers cephesine dönersek bir diğer uzunumuz Kwame ile Mihm'in kağıt üzerinde iyi bir ikili oluşturması beklenebilir. Ancak bu umutlar ancak Can Yücel şiirlerinin verdiğinden daha fazla olamaz, ama Aziz Nesin yazıları kadar güldürebilir. Zira böyle bir ikiliyi isteseniz bir araya getirmeyi başaramazsınız. En başta olumlu bir tablo yaratan durum 2 uzunun da 4-5 numara oynamaya meğilli olmasından kaynaklanıyor. Böylece arkalarında ele, avuca gelir bir yedek olmasa bile kendi aralarında oluşturacakları esneklik ile oyunumuza değişik bir boyut getirebileceklerini düşünebiliriz. Ancak kazın ayağı öyle değil. Çünkü 4 numaraya ancak boyu yatkın olan Kwame'nin 3 saniye içinden bile şutu yok, ilelebet 5 numarada oynamaya mahkum gibi. Bundan dolayı Kwame sahadayken 4 numarada oynatmak zorunda kaldığımız Mihm'in ise üçlüğü yok. Takımda bu işin altından kalkan birkaç kişi olsa görmezden gelinebilir ama hem takımda bu sorumluluğun altından kalkabilen adam yok hem de yeni dönem basketbolda özellikle, Avrupa etkisi kuvvetlendikçe, aranan bir meziyet haline geldi bu kabiliyet. Bu ikili ancak savunmada iyi bir ikili oluşturmaya yakın zira Kwame'nin bu uğurda aldığı yol ile Mihm'in hustle isteği ortalamanın üstü bir görüntü yaratıyor. Ancak bu noktada da blok tehdidi oluşturmamaları yine onların revizyona sokulması gereken bir ikili olduğunu gösteriyor.

Takımın bu eksiklikleri içinde ben öncelikle savunması olan pg sorununu daha can alıcı görsem ve bu konuda yönetimin de hamle yapacağı belirgin gözükse de uzun konusunda da belki de mecburiyetten bir gelişme yaşanabilir. Bu mecburiyet performans eksikliğinden değil, Mihm'in bitmek üzere olan kontratından kaynaklanıyor olduğunu söylemek lazım. Böyle bir durum söz konusu olmasa, ben yönetimin cap space üzerinde değişikliklere yol açacak ya da 2-3 senelik dönemde sağlanması planlanan istikrarı tehlikeye atacağını düşünmezdim. Ama bu kadro ile sağlanan istikrardan da bir hayır gelmeyebileceği California'da da anlaşılmaya başlanıyor olabilir. 2008 planlarının da tehlikeye girmesi ile Mihm'in takas edilmesini yapılamaz listesinden çıkartıyor. Böylece Mihm'in biten kontrayı yerine işimize yarayabilecek başka bir oyuncunun kontratını yüklenebiliyoruz. Mihm'in yapılmasını beklediğim takasına takımdan başka isimler de muhtemelen eklenecektir zira Mihm'in şu anda öyle abartı bir kontratı yok ve maddi olarak eşdeğerde olan çok az isim bizim işimize yarayabilir. Burada takas dedikodularını çok fazla kurcalamak istemiyorum çünkü bana kalırsa Kobe hariç Odom'dan Kwame'ye kadar her oyuncu bu pakete dahil edilebilir durumda. Bu kadar geniş çerçeveli bir liste elimizde olunca, yapılması beklenen, yapılması istenen, yapılacağı söylenen takaslar üzerinde kafa yormak ancak tek taraflı bir beyin cimnastiği olabilir. Bu paket karşısında alabileceğimiz oyuncular da bizim diğer sorunlarımıza yama olabilir ve fa pg ihtimalleri üzerine de çoktan boşuna parmak yormuş olabilirim.

Yazının bir köşesinde kısaca draft ihtimallerinden söz etmiştim. Burada biraz daha açıklık getirmeye çalışabilirim ama haddimi aşmadan. Zira bu konuda yetkin bir bilgi sahibi değilim. Ama google üzerinden yapacağımız çoğu draft araştırmasının da yalanlara gebe olduğunu bilecek kadar yorum ve görüş duymuş durumdayım. Bu yüzden yazıda alınması gereken isimlerden değil, pozisyonlardan bahsetmeye çalışacağım. Ancak yazının sonuna doğru mock draft listelerinin Lakers'a en fazla yakıştırdığı 2 isme kısaca değineceğim.

Takımın sorunlarını, açıklarını giderecek isimler tercih edilebilir ama gerçekçi davranarak bu oyunculardan kısa sürede getiri beklemek yanlış olur. Bynum ve Turiaf gibi nispeten daha hazır olduklarını umduğumuz oyuncuları dahi kısıtlı sürelerde denediğimize göre yeni oyuncular konusunda en azından taraftar olarak gerçekçi olmalıyız. P-jax'in genç oyunculara karşı olan temkinli tutumu da işin cabası.

Pg konusunda bir tercih yapılabilir mi? İlk tur tercihimiz 26., ikinci tur tercihimiz 51. sıra. Madison Square'da yapılacak tercihlere kadar bir takas ile daha iyi noktalara taşınmazsak, bu 2 sıradan pek mühim olan pg pozisyonuna ideal isim aramak yanlış olur. Ortalama bir draft senesinde dahi bu sıralar Sina çölünde su bulabilen bedeviler için tehlikesiz bir yerdir. Bu seneki gibi nispeten daha sönük bir draft’ta yılların verdiği gözlemleri yorumlarsak, Kupchak ancak takıma bir kutup ayısı kazandırabilir.

Şutör konusunda Kupchak boğazımıza kadar getirdi ama sorun hala devam ediyor. Takım 1 numaradan 4 numaraya kadar vasat şutörlerle dolu. Bu isimler öylesine can sıkıcı bir performans gösteriyor ki yedek olsunlar diye kenara oturduklarını bile görmek istemiyorum açıkçası. Milicic'in hiç olmazsa bir havlu getirebilitesi vardı. Takımın bu konudaki gediği yine şutör seçeneği ile giderilmeye çalışılabilir. Üstelik seçeceğimiz noktada pek vasıflı adam kalmayacağı için tek ipe sapa gelir yanı şut isabeti olan pek oyuncunun bu sıralarda yığılacağını düşünüyorum. İlk 5'te başlamayacağı ve ancak boğazımızdaki daralmayı kenardan gelerek üçlük isabetleri ile açması beklendiği için böyle bir tercih en azından anlaşılmaz olmaz. Ayrıca artık hasada yatmanın vakti biraz geçti. Seçtiğimiz adamdan tek yönlü olsa da birşeyler elde etmemiz lazım. Bynum ve Turiaf'ı henüz yormadığımız doğru çünkü onlardan olan beklentilerimiz sadece şut isabeti bulmasını beklediğimiz bir gençten çok daha fazla. Yeni gelecek isime erken bir şut için kızılmayabilir, top kaybı için kızılmayabilir... Henüz ilk senesinde olduğu ve topu topu 26. sıradan seçildiği göz önünde bulundurulur. Ancak kapasitesine rağmen sene boyunca gidebilecek bir şut istikrarsızlığı bizi yine nbdl haberlerine yönlendirebilir. Takımın sırtındaki şutör yükü temizlenip, sadece şut atmasını bilmesine rağmen bunu layığı ile yapabilecek bir isim olduktan sonra ben bir üçlükçüye razıyım ama bu takasları hala Kupchak yapıyor değil mi...?

Uzun seçmemiz ise çok olası değil zira hem takaslar ile takıma bu konuda daha tecrübeli bir isim katılabilir hem de daha önemlisi Bynum ve Turiaf gibi 2 proje hala devam etmekte.

Eğer bir sg draft edilecekse, Kobe ile beraber oynayabilmesi gerekliliği unutulmamalı. Sadece şut tehdidi olsa dahi hücuma çeşitlilik ve opsiyon getirmesi ve rakip defansın ezberini bozabilmesi açısından bu önemli. Mock draft'lara bakarsak internet sitelerindeki tahminlerde bizim şutör tercih edeceğimiz kanısı yaygın. Özellikle iki isim dikkate alınacak düzeyde telaffuz edilmiş; Rudy Fernandez ve Quincy Douby. İnternet site ve Google ezberlerinden yola çıkarak şu adamlar hakkında destan yazacak değilim. Zira hem kişisel olarak draft mevzusu ve adayları konusunda tecrübeli değilim hem de bu sitelerden alınacak bilgilerin ne kadar yanıltıcı olabileceğinden haberdarım. Örneğin nbadraft.net sitesinin Rudy Fernandez yorumuna kapılırsak, 26. sıradan Larry Bird'ü draft edeceğimizi düşünebilirsiniz.

Daha zararsız değerlendirme noktaları seçmek gerekir. Fernandez'e ilk olarak odaklanırsak, tercihin olumlu olabileceğini gösteren ilk işaret şu anda İspanya milli takımında oynuyor olması. Genel yorumlarda şutunun yanı sıra defansının da iyi olduğu söyleniyor ama henüz 19 yaşındaki bir oyuncu için bu kadar kesin bir yorum yapılabileceğini zannetmiyorum. Üstelik Avrupalı olması da Amerikalı kaynakların değerlendirmelerini daha şüpheli hale getiriyor. Bu tip yorumlar ile gelen Milicic, Kristic ve Planinic'in hali ortada. Douby ise yorumlara bakılırsa Fernandez'den daha kötü bir tercih. Lisede basketbol oynamaya başlamış ve bu kısa sürede gösterdiği gelişi dikkat çekici olsa da şuttan başka bir özelliğinin olmadığı söyleniyor. Pg için de çok çekici olmadığı yorumları var. Sadece Fernandez'le karşılaştırmadan genel oyuncu kriterlerini de işin içine sokarsak pek de göz alıcı bir tercih gibi gözükmüyor.

Kıssadan hisse; Ekip yapısı çok karmaşık bir takım olduğumuzu düşünmüyorum. Bu seneki tecrübelerimiz Kobe ve takımın geri kalanını nerelere koymak gerektiği konusunda hem teknik ekibe hem de izleyiciye faydalı bir rehber oldu. Bunun yanında sorunlarımız oldukça gözle görülür düzeyde ve bu onları analiz etmeyi kolaylaştırıyor. Durumu seyirci açısından zorlaştıran şey, yönetimin aklındaki planlardan haberdar olmamak ve her durum senaryosu üzerinde kafa yormak zorunda kalmak. İşte o yönetimin aklındaki planın herşeyden önce biten sezonun gösterdiklerine uygun bir rotada takımı yola sokmasını umut edebiliriz. Çünkü şarkı bitti, şişman kadın sahneden indi ve perdeler kapandı. Ve bir gece sonra kapılar yeniden açılana kadar yapılması gereken doğru değişiklikler, her yazıdan sonra kalemlerini kıran eleştirmenlerin değil mevzubahis her yazıyı dikkate almakla da mükellef olan yönetmenin işidir.
 
< Bu köşeye yazılan bir sonraki yazı   Bu köşeye yazılan bir önceki yazı >
Bu site en iyi 1024x768 çözünürlükte, Mozilla Firefox 2 tarayıcısı ile görüntülenebilir!
Copyright © 2006-2008 LakersTR.com | admin@lakerstr.com