Los Angeles Lakers
- Sezon 2008-09
· Sırada: Denver
· G-M: 9-1

Son Maç...
LA Lakers 105, Phoenix 92

Lig Sıralaması | İstatistikler
Anasayfa arrow Yazarlar arrow Staples Büfe: Emre Özcan arrow One Lucky Match Deserves Another
Anasayfa
Hakkinda
Forum
Fikstür
Oyuncular
Salary
Lakers Store
Staples Center
Laker Girls (2008-09)
Lakers'lı Ünlüler
Lig Sıralaması
Yazarlar
Linkler
Yazi Gönderin
İletişim
Röportaj YaptIk!
J. Crittenton ile yapılan röportajı okumak için tıklayın! —02/09/07
Kaan Kural ile yapılan röportajı okumak için tıklayın! —23/05/07
Maç Yorumlari

Takımımızın hergün oynadığı ve oynayacağı maçlar, forumda sitemizin ziyaretçileri tarafından yorumlanıyor. Tıklayın...

İletİşİm
· Editör & Bilgi Destek:
admin@lakerstr.com

· Umut Tuğaç:
damarcus@lakerstr.com
· Kaan Sunman:
sunmankaan@hotmail.com
· Şansal Kulabaş:
da_mekanika@hotmail.com
· Emre Özcan:
parmamaniac@gmail.com
· Ali Güney:
alikguney@gmail.com
· İ. Yalçın Şeker:
yalcinseker@hotmail.com
· Burak Omay:
lakers99@gmail.com
· Hilmi Doğan:
hilmydogan@gmail.com
· İsmail Özkısaoğlu:
eomer_info@yahoo.com
Multimedya

Forum sayfamıza üyelerimiz tarafından eklenen video ve resimler için buraya tıklayın...

One Lucky Match Deserves Another Yazdır E-posta
>> STAPLES BÜFE: Emre Özcan   
Cumartesi, 13 Mayıs 2006
Bu sefer yazı biraz geç geliyor, o nedenle bütün Lakers'lılardan özür diliyorum.. Zira serinin bittiği günden beri moralimin anormal bozulması ve bununla beraber gelen üzüntü bir 4-5 gün boyunca seriyle ilgili hiçbir şey düşünmek istemememe yol açtı.. Gerçekten gelinen durum son derece üzüntü verici.. Herhalde 15-20 gün önce elendikten sonra bunları hissedeceksin deseler gülerdim. Hakikaten, seri başlamadan önce herhangi bir Laker'a, "İki takım da evlerindeki bütün maçları alacak ve 4-3 kaybedeceksiniz, kabul mu?" diye sorsanız, sorgusuz sualsiz kabul ederdi büyük çoğunluğu. Ama buna rağmen 3-1 öne geçip seriyi ordan vermek, hem de acı şekilde belki de son saniyede vermek oldukça üzücü.

Bir hafta geçti hemen hemen elendiğimiz günden beri, hala da öyle uzun şeyler yazmak, geniş bir analiz yapmak istemiyorum açıkçası. İçimden gelmiyor.. Zaten televizyondan 4 maçı izleyebildik ki hepsi de kaybettiğimiz maçlardı.. Bu konuda da anormal bir uğursuzluk var üzerimizde. Kazandığımız maçların hiçbirini canlı izleyemedik, böyle şanssızlık, uğursuzluk olur mu bir takımın taraftarları üzerinde? Zaten NBA TV ve NTV'nin verdiği maçların %90'ını kaybetmek gibi bir alışkanlığımız da var.. Bu 4 kaybedilen maç ve internetten indirip izlediğim efsanevi 3. galibiyetimiz dışındaki maçları maalesef göremedik. Şans bu ki, kaybettiğimiz 4 maçta daha kötü oynadığımız gibi mucizevi bir şekilde kazandığımız 4. maçta da aslında takım olarak Phoenix'ten biraz daha kötü bir oyun ortaya koyduk. Aldığımız galibiyeti haketmedik demiyorum ama Suns deplasmanda olan bir takım olarak o maçta biraz daha iyiydi kabul etmek gerekir ki.. Ama her zaman daha iyi oynadığınız maçları kazanmıyorsunuz.. Bunun dışında kazandığımız, kazanırken de çok daha iyi oynadığımız maçlarıysa ne yazık ki izleyemedik.. Okuduklarımızla yetindik..

Aslında her şey iyi başlamıştı.. İlk maçtaki Phoenix'e fast break izni vermeyen kontrollü ve bir o kadar da paylaşımcı oyunumuz herkese ümit vermişti.. Kobe'nin 21 şut gibi oldukça az sayılabilecek bir sayıda kalmasına rağmen maç boyu başabaş götürüp son dakikalarda kaybettiğimiz bir maç garip geldi bütün insanlara.. Seri öncesi yazımda insanlar Kobe'den 45 sayı bekliyor bu seride, ben de bekliyorum.. Ama bunu beklerken haksız değiliz demiştim.. Bu öngörüyü tamamen paramparça eden bir 7 maç oynadık fakat yazıda daha sonra Kobe'den bahsederken o çoktan nasıl oynayacağına Phil Jackson'la oturup karar vermiştir, ne desek boş diye de eklemiştim.. Gerçekten de oturup, konuşmuşlar, Phoenix'le nasıl başa çıkabilirizin saptamasını yapmışlar.. Bunu da gerçekten iyi uygulayan bir Kobe ve takım arkadaşlarını gördük.. Düşününce Phoenix'i tek oyuncuyla yenmenin ne kadar zor olduğunu, Kobe'nin zorlama atışlarının savunmayı nasıl dengesiz bırakabileceğini, bu adamları 4 maç yenmek için mutlaka diğer oyuncuları da devreye sokmanın gerekliliğini düşünemedik.. Ama bunu düşünmek de o kadar kolay değildi geride kalan 82 maça bakınca..

Lamar beklediğimiz gibi seri boyunca 4 numara oynadı.. Ama top getirmelerle beklemediğim derecede işi olmadı, oyun organizasyonunda neredeyse yoktu.. Pota altında tamamen bir yıkıcı güç olarak düşünülmüş ve Kwame'yle birlikte gerçekten fazla geldiğini söyleyebiliriz Suns'a.. Özellikle 3-1'e gelene kadar muazzam işler yaptı.. Yine daha önce bahsettiğim bazen tek uzun olarak kaldığı ve etrafına dizilen 4 kısayla birlikte oynadığı dönemde bile(özellikle ilk maçta) resmen parçaladı Shawn Marion'ı ve diğer Suns uzunlarını.. Kwame ve Lamar'ı dipte değerlendirip onlardan oynamak ve ek olarak ribauntlara bir de 3 numara Luke Walton'ı sokarak üstünlük kurmak(3-1'e gelene kadar Luke'un rebo ortalaması 7.25) gerçekten belki de hiç düşünülemeyecek ama Phil Jackson'ın bilgisine yakışacak değişikliklerdi.. Burada bir tek eleştirim var, Lamar'ı hücumu başlatan isim olmaktan çekip potanın altına koyan P-Jax neden Kobe'nin rolünü oyunu kuran oyuncu olarak yeniden düzenlemedi onu bilmiyorum.. Sonuç olarak o alçak postun hemen 1-2 adım gerisinde sırtı dönük bir şekilde Kobe'yi bırakıp teke tek oynamasını hücum planının ana parçalarından biri yaparken bunu play-off'ta değiştiren Phil baba Kobe'nin topla daha çok oynamasına(kullanma değil) izin verip hücumu biraz daha açabilirdi diye düşünüyorum ama belki Kobe'nin öyle olursa ara sıra kontrolden çıkabileceğini düşünmüş olabilir..

Seri boyunca dikkat çeken iki ana unsur vardı.. Biri seride 3-1 öne geçmemizi sağladı ana hatlarıyla.. Diğeriyse Phoenix'in geri gelmesini sağladı.. Öne geçmemizi sağlayan işte bu Lamar ve Kwame'den pota altında yararlanmamızı sağlayan Phil Jackson'ın oyun sistemiydi.. Özellikle ilk maçlarda sadece Phoenix Suns'lıları değil belki de tüm dünyayı ambale eden Lakers'ın bu oyun tarzına Mike D'Antoni'nin verdiği cevaptan sonra ne yazık ki yeni bir hamle yapamadı Phil baba.. Şöyle ki, özellikle mucizevi bir şekilde kazandığımız 4. maçla birlikte başlayan fakat asıl olarak 5. maçla birlikte sahada iyice ortaya çıkan Phoenix'lilerin yardım getirme olayına karşı koyamadık.. İlk maçlarda da evet arada yardım getiriyorlardı, her maçta pota altından sayı yemeye başlayan her takımın yaptığı gibi.. Bunlarda gerek Lamar'ın iyi pasörlüğü, gerekse Kwame'nin de bazı maçlarda oldukça kilit pasları kısalarımız tarafından iyi değerlendirilince faydasını bile gördük.. Fakat 5. maçla birlikte top ne zaman Kwame ya da Lamar'a inse devamlı yardımın gelmesi ve bu oyuncuların artık oradan rahat sayı bulma imkanlarının kalmaması ve sadece pasa yönelmeleriyle kısalarımızın da üstüne daha fazla binen yük bir yerden sonra bu ağırlığı taşıyamamıza neden oldu.. O harika 4. maçı indirip izledim söylediğim gibi.. Orada da son 3 maçtaki kadar olmasa da yavaş yavaş yardım savunmasına başlamışlardı, ki o maçtaki iyi oyunlarında da etkisi vardı.. Ama son 3 maçta bunun sürekliliğe dönüşmesi bizi bitiren ana etken oldu diyebilirim.. Phil Jackson'ı neden çözüm bulamıyorsun diye suçlayabilirsiniz bunda ama elindeki malzeme ve 4 maçta yarattığı basketbola bakınca pek fazla yerilecek bir durumu da yok.. Şahsen ne yapabilirdik buna karşı diye düşünüyorum, eldeki oyuncularla pek bir şey gelmiyor benim aklıma..

Ki buna rağmen de Staples Center'daki 6. maçta maçı kazanacağımız duruma getirdik.. son 20 saniyeye 3 sayı farkla önde girip Phoenix'e hücum ribaundu verdikten sonra 6 saniye kala yediğimiz üçlük asıl acı veren şeydi zaten.. Düşünün ki o üçlük girmese konferans yarı finaline çıkıyorsunuz ama işte basketbol bu.. Mucizevi bir şekilde kazandığımız maçtan sonra yine benzer bir şekilde maçın uzatmaya gitmesi ve kaybetmemiz sonucunda ulan ne şanssızız da diyemiyorum.. Derek Fisher'ın 0.4 saniye kala attığı basketle kazandığımız San Antonio Spurs maçından sonra Shaquille O'Neal, Fisher'ın basketinden hemen önce Tim Duncan'ın attığı zor ve sürenin sonunda gelen basketini kastederek "One lucky shot deserves another.." demişti.. O nedenle ben de Kobe'nin muazzam performansıyla kazandığımız maç ve Tim Thomas'ın üçüyle uzatmaya gidişin sonunda kaybettiğimiz maçlar için One lucky match deserves another demekten alıkoyamadım kendimi..


Kobe Bryant'ımıza gelince.. Phil Jackson'ın çizdiği plana kusursuz bir şekilde sadık kalarak 6. maç da dahil olmak üzere mükemmel bir liderlik örneği göstermiştir.. 10 üzerinden 9.9 bile vermiyorum kendisine, kırdığım 0.1 puana acırım çünkü.. Onun genel olarak silik kalan oyunu için Raja Bell'in süper savunması etkili oldu saptamasına zerre katılmıyorum öncelikle.. Kobe Bryant istese yine sezon yüzdesiyle 35-40 sayıları rahatlıkla bulurdu her maç.. Raja Bell karşısında iyi durmuştur, baskı kurmuştur zaman zaman o ayrı.. Her takımda zaten 1 tane o tip oyuncu bulunuyor Kobe'yi savunmak için.. Ama bu 25'li sayı ortalamalarının ana nedeni Raja Bell değildir, önce orada anlaşalım.. İkinci olarak, 35 top kullandığı 6. maçı onun yüzünden kaybettiğimizi söyleyen ahmaklara da az rastlamadık internet ortamlarında.. Kobe Bryant o maçtaki 50 sayısını takımın oyun düzenini baltalayarak değil, bütün takım arkadaşlarının elinin titremesi ve potaya bile bakamamaları nedeniyle mecburi bir şekilde bulmuştur.. Allahtan canlı olarak izleyebildiğimiz bir maçtı da görebildik.. Lamar Odom dışında bütün oyuncuların resmen ellerinin titrediği televizyondan bile anlaşılırken(ki o Lamar da söylediğim gibi sayılarının çoğunu kendi yaratarak buldu Phoenix savunmasının rahatsız edici pota altı yardımlaşması nedeniyle) Kobe'nin ortaya çıkıp bu zor anda 35 şut kullanıp 20 isabetle 50 sayı atmasını eleştirecek adamın alnını karışlarım ben.. O maçta da yine özellikle sonlarda Marion'ın inanılmaz savunmasına rağmen(ah ahh keşke Bell o cezayı almasaydı) akıl almaz şutlar soktu, Phoenix'in iyi oyununa rağmen takımı hep oyunda tuttu ve takımın son yarım dakikaya da 3 sayı önde girmesini sağladı.. Yapabileceği her şeyi yaptığı bir maçtı ama kazanamadık maalesef.. Bunun dışında yine Kobe'nin son maçta özellikle ikinci yarıdaki tutumunu takım arkadaşlarına ve hocasına küsmek gibi yorumlayanlar oldu ki artık bu tip art niyetli kişilere ne dense boştur kanaatindeyim.. Öyle bir Kobe düşmanlığı ve Laker Hater'lık baş göstermiş ki bu arkadaşlarda tedavisi bile yok.. Kobe'nin o maçtaki tutumu bir küslük durumu değil, bakın yeniliyorsak hep beraber yeniliyoruz, aynı oyunu oynamaya devam, bu oyunla buraya getirdik, bu oyunla bitirelim demektir bence.. Yoksa Kobe zaten fark 15-20lere çıkınca o maçın orda bittiğini anlayacak kadar zeki bir adam.. Hiçbir işe yaramayacak bir şekilde yine one man show'a dönüştürse işi ikinci yarıda belki daha az fark yememizi sağlardı ama o 7 maç boyunca gösterdikleri mücadeleyi aynı şekilde devam ettirmeyi uygun gördü, doğrusunu yaptı.. 6. maçta mecburiyetten takım oyunundan uzaklaşıp gerekeni ve üstüne düşeni yaptı, bunu 7. maça taşımaması beni seri boyunca en çok mutlu eden olaylardan biriydi ve Kobe'nin nasıl bir olgunluğa eriştiğinin de kanıtıydı kanımca..

Bir de seri boyunca neredeyse bazı şeylerin sorumlusu olarak gösterilen Smush Parker hadisesi var.. Hiçbir surette suçlanmaması gerektiği kanaatindeyim.. Bir anda kendisini Lakers'ta ilk 5 oyuncusu olarak bulup hayatında ilk defa bu tip maçlara çıkan bir oyuncu olarak elinden geleni yaptığını düşünüyorum.. Bir maçı kazandırması bile artıdır ki o maç da çok kötü oynamıştı.. Zaten Steve Nash karşısında paspas olacağını biliyorduk savunmada, hücumda bu hallere düşebileceğini tahmin etmemiştik ama etmeliydik belki de.. O baskıyı kaldıramadı, özellikle 6. maçta berbat oynarken Phil Jackson tarafından 41 dakika sahada tutulması çok ilginçti.. Ama bunda da kendisinin suçu yok.. Artık maçın sonlarına doğru sahada acı çektiği televizyondan belli olurken onu oyunda tutmak asıl konuşulması gerekendir.. Bir yanlış varsa da bu konuda Phil Jackson'ındır.. Devean George Phoenix farkı açmışken girip çat çat 2 tane üçlüğü sokarken son dakikaları Smush Parker'la oynamak tartışmalı bir tercihtir.. Ki bize pahalıya patladığını da düşünüyorum açıkçası bunun.. O en kritik dakikalarda neden Kobe-George-Walton-Lamar-Kwame beşlisiyle oynamadık şahsen ben hala anlayabilmiş değilim.. Ya da en azından Sasha oynasın yahu.. Daha mı kötü olacaktı, mümkün değil.. Ama Phil babayı eleştirmek de istemiyorum çok, açıkçası.. Seçimini yaptı.. Yine de kazanacak duruma geldik ama orada da devreye şans girdi ve kaybettik.. Önemli olan Smush Parker'ın hiçbir şekilde suçlanmaması gerektiğidir.. Ben kendisinin takımda kalmasını istiyorum açıkçası, bunu daha sonra yazacağım off-season yazısında detaylandıracağım elbet..(Asıl point guard'ımız olsun demiyorum seneye heyecan yapmayın)

Lamar Odom da artık bu takımın en önemli ikinci parçası olduğunu gösterdi performansıyla.. Seri boyunca Shawn Marion'a 82 maç boyunca oynadığı düzenin dışındaki bir sistem içinde üstünlük kurup pota altında tek başına dominasyon kurmak kolay değil.. Bildiğim Phil Jackson bir sene içinde bu gelişimi gösteren, tamamen farklı stillerde başarılı olabilen bu versatil oyuncudan Kevin Garnett gelse vazgeçmez düşüncesindeyim.. Ben de bu oyununu, hele ki sene boyunca ruhsuz, vurdumduymaz diye eleştirilirken Kobe'nin sihirler yayarak kazandırdığı basketler sonrası aldığımız maçta Kobe'ye koşarak boynuna atlamasını ve sarılışını görmüş biri olarak hiçbir şekilde kaybetmek istemem kendisini.. Artık bu takım Kobe ve Lamar'ın takımı olmuştur bence.. Bir 10 puanı da kendisine veriyorum.. Yine 0.1 bile kırmadan..

Kwame Brown da yine büyük notları hakeden bir oyuncu olarak sivrildi.. Sene boyunca takım savunmasına getirdiği büyük etkiler zaten hala aklımızdayken ilk 4 maçtaki etkili ve Lamar'a pota altında yardımcı olan sağlam oyunu da önemli gerçekten.. Sonraki bocalayışını da mazur görüyorum.. Zaten hiçbir zaman iyi bir pasör olmadı, gelen yardım savunmaları karşısında bocalaması normaldi.. Yine de 7 maç boyunca ayakta kalabilen ender oyuncularımızdan biriydi.. Onun gösterdiği gelişim de hayret uyandırıcı ne olursa olsun..

Ve son bir 10 puanım da her şeye rağmen Phil Jackson'a gidiyor.. İmzayı attığı gün söylenenler hala dün gibi aklımda.. Bir de konferans ikincisini eleyip belki de konferans finalinin kıyısından dönen takıma ve bunu yaratan adama bakıyorum da gurur duymamak, duygulanmamak mümkün değil.. Kobe'nin, Lamar'ın, Kwame'nin bu kadar büyük aşamalar göstermesini sağlayan, takıma gelir gelmez savunmada olsun, hücumda olsun büyük etkilerini gösteren bir adamı alkışlamamak imkansız.. Dünyayı şaşırtan ilk 4 maçtaki oyun için de zekasına, taktik bilgisine ne kadar methiye düzülse az.. Bence NBA'in gelmiş geçmiş en büyük koçu ve önümüzdeki 2-3 sene için en büyük güvencemiz..

Neyse, fazla yazmak gelmiyor dedim içimden yine oldukça uzun bir yazı oldu sanıyorum.. Öyle tek tek maçları inceleyen, çok daha ayrıntılı bir teknik analiz bekleyen arkadaşlar için kusura bakmayın demek istiyorum sadece.. Gerçekten hiç içimden gelmedi o tip konulara girmek.. Zaten çok da bir şey vermeyecekti bize..(Eleseydik kralını yapardım tabi orası ayrı eheh..) Onun yerine oyuncularımıza ve koçumuza teşekkür yazısı gibi oldu daha çok.. Onlarda da ayrıntıya girmek istemedim daha çok, çünkü off-season yazısına giriyorum konuştukça, onu artık ayrı bir yazıda değerlendireceğiz.. Şu üzüntüyü atalım, bazı konular netliğe kavuşsun, biraz takas olayları falan konuşulmaya başlansın, yeni bir yazıda da bunları değerlendireceğim.. Daha konuşacak şey çok zira..

Hadi eyvallah..
 
< Bu köşeye yazılan bir sonraki yazı   Bu köşeye yazılan bir önceki yazı >
Bu site en iyi 1024x768 çözünürlükte, Mozilla Firefox 2 tarayıcısı ile görüntülenebilir!
Copyright © 2006-2008 LakersTR.com | admin@lakerstr.com