| Önümüzdeki Maçlara Bakacağız |
|
|
| >> THE MECHANIC: Şansal Kulabaş | |
| Cumartesi, 29 Nisan 2006 | |
Takıma giren oyuncu sayısı 15’i bulsa da bu sene Lakers adına yapılan tartışmalara genel olarak çok belirgin birkaç isim damgasını vurdu. Zaten bu isimler dışında takımı bir noktaya götürebilecek sürpriz destek de ortalarda yoktu. Takımın gidişatı ise tam anlamıyla istikrarsız, hatta dengesiz idi. Belirli birkaç hafta veya periodu dahi özel kılacak bir performans gösteremedik. Bu bir istikrarsızlık alameti... Spurs’u yendikten bir gün sonra Sonics’e maç vermek ise dengesizlik. Takım bir maçı veya kısıtlı bir süreyi ne kadar iyi oynarsa oynasın, bir sonraki maçlarında kazanacaklarına dair tam bir güvence veremedi. Zira sezonun çok büyük kısmı bir sistemin izinde değil, birkaç iyi adamın peşinde ilerledik. Hal böyle olunca Los Angeles Lakers sahnesi de sistemin işe yaramadığı maçlarda değil başrol oyuncularının atamadığı veya tutamadığı maçlarda krize girdi.
KOBE BRYANT: Geçen sene takım tepe taklak giderken (hangi dönem olduğunu hatırlamaya çalışmak boşuna. O kadar çok var ki...) ve Kobe Bryant'ın adı takas dedikodularına malzeme olurken Lakers yönetimi bir açıklama yaptı: "Kobe'yi isteyen takımın şehrin anahtarını getirmesi gerekir." Kobe Bryant NBA'in genel profili içinde bu kadar değerli mi tartışılır ama Lakers özeli içinde bu açıklamanın yapabileceği etki ve taşıyabileceği anlamlar kadar önemli olduğunu bu sene anladık. İstatistik olarak skorer kimliği adına sadece kendisinin değil belki de Jordan sonrası dönem üzerine NBA'in en önemli ismi haline geldi. 62 attığı Dallas Mavericks maçı ya da 81 attığı Toronto Raptors maçı gibi mücadeleler bile Lakers'ın belli bir noktaya gelmesinde sırtlandığı yük düşünülürse, genel resmin içinde tekil ve biricik bir rol kazanıyor. Kobe Bryant'ın bu sezon analizi aslında Lakers'ın bir süre daha ortalarda söylenmeye devam edecek gibi duran ve halen daha tam anlamıyla netleşmeyen planlarına gönderme yapmaya mecbur bırakıyor. 2005-2006 sezonu ve ardılı sene Lakers için bir geçiş süreci olarak görülüyordu çünkü sene başında 2007 için uygulanması beklenen bir cap space planı vardı. 2007 yazı için kimlerin gideceği ve alınması muhtemel isimler dahi oldukça kuvvetli ihtimaller ile söylenmeye başlanmıştı. Bu geçiş süreci zarfında da alında yeniden yapılanma peşindeki takımların yapmayacağı bir kısa vadeli hedef koyuldu ve play-off'lara ciddi ciddi göz dikildi. Bu noktada takım yönetimi sazı Kobe'nin eline teslim etmekten çekinmedi. Zamanla Sonics, Wolves, Sacto, Rockets beklenmeyen performanslar ile geriye düşmeye başlayınca Kobe'nin şefliğinin dışarıdan bakan bir göz için suyu çıkmaya başladı. Ama biz halimizden oldukça memnunduk haklı olarak. Bu takım ile uzun vadeli bir plan olmadığı için ancak birkaç adamın elde edebileceği deneyim ve kazançla ilgilenme lüksüne sahiptik. (Ancak sene ortasında bizim dışımızda değişen etkenlerin 2007 planını tehlikeye atması ve hatta daha iyi olasılıların ortaya çıkması ise bizi girdiğimiz bu yol adına pişman ettirebilecek noktaya getirebilir...)Kobe Bryant bu sene takım içinde lider oyuncu olmaktan bir adım öteye giderek skoru ve dolayısıyla şut deneme sorumluluğunu en birincil noktadan elinde topladı. Takımın play-off'a girebilmesi için bir şekilde maç kazanmaya başlaması gerekiyordu ve henüz ortama uyum sağlayamamış Odom veya Kwame ile bunun gerçekleşmeyeceği açıktı. Bu noktada en azından Lakers taraftarının gözünde Kobe'nin istediklerini yapmaya çalışırken tutturduğu yol meşrulaşıyor. Ayrıca bu bencil muhabbeti senelerdir sürdüğü için Kobe dışındaki NBA'deki her oyuncu Robin Hood'muşçasına bu sene de bu tartışmaların içinde kaynamak mantıksız. Asist istatistiğindeki dikkate değer oynama ise tam anlamıyla takımın bitirici rolüne geçmesi ve asist ile top dağıtma rolünün Odom'a kayması ile açıklanabilir. Ayrıca hatırlanması gereken birşey var ki Kobe all-around bir oyuncu değil ve öyle bir iddiası da yok. Nash veya Kidd olmaya da çalışmıyor ve hatta ondan bunun beklendiğinden bile şüpheliyim. Böylesi bir sayı gücü ile mücadele ederken hala asist rakamlarının hesabının sorulması çok da mantıklı gelmiyor. Kobe eksenli tartışmalardan biri de MVP ödülü mevzubahis olduğunda gündeme geldi. Bu da takım arkadaşlarının oyununu ne kadar yukarı taşıyabildiği üzerine... Öncelikle Kobe'nin bir lider olarak ne Kidd-Nash ne de Nowitzki-Duncan sınıfına girmediğini görmemiz lazım. İlk grup liderler icraat ile takım arkadaşlarının oyununu bir üst seviyeye taşırlar. Yaptıkları bir ara pas veya no look pas ya da sadece yanlarındaki boş adama topu verebilecek kadar en basit doğru basketbolu oynayabilecek olgunlukta olmaları... Yanlarında bir felsefe ve alışkanlık da getirirler. Kendileri Mr. Poker Face değildir ama ortalığı birbirine katmazlar. Görev adamı rolünü en iyi oynayan oyunculardır onlar. Kobe bunlardan biri hiç olmadı ve olmayacak da. Yapısı müsait değil ya da çoktan girdiği yol, ve eninde sonunda bu biraz da kapasite meselesi ve Kobe'nin kabiliyet açıları çok daha farklı bir noktaya doğru dönmüş durumda. Ama burada hatırlamamız gereken birşey daha var ki Nash veya Kidd etraflarındaki adamları daha yükseğe taşıyabiliyor önerisi doğrudur ama "Balta Vujacic"i ya da üçlük çizgisi yerleşimcisi Brian -Allah'ı o boyu verdiğine pişman edebilecek- Cook'u ne kadar ileriye taşıyabilirsiniz ki. Bu takım belirli şeyleri kazanmak için dahi doğru kurulmadı, Kobe'nin dağıtıcı lider taklidi ile nereye kadar gidebilir ki... İkinci grup liderliğe ise henüz terfi edemedi. Belki de hiç edemeyecek... Kobe zaman zaman içine girdiği uğraşlar ile takımın rotasyonunun bir parçası haline gelmeye çalıştı ama kendi gücünü dengeleyebilecek birisi olmadıktan sonra belli ki Lakers oyunu onun şovu olmayı sürdürecek. Çünkü bir düzene adapte edebilmek ve dizginleyebilmek için gereken soğukkanlılığa henüz sahip değil ve bu düzen içine girdiğinde takım ihtiyacı -top rotasyonu- bir adım öne çıkma anı gibi öncelikleri tam anlamı ile doğru olarak sezemiyor. Belki asla kabına sığacak da o forma girebilecek bir olgunluğa ulaşamayacak belki de bunlar sadece yolun başında olmasının verdiği heyezanlar. Kobe'nin liderlik formülünde takım arkadaşlarına seslendiği yani amiyane tabir ile "İman Gücü". Kendi oyunu, azmi ile takım arkadaşları birşeyler yapmaları adına dürtebilecek bir oyuncu. Onların gözünde bir kibrit parçası yakması için kendi göz bebeğinde alevlerin tutuşması lazım. Sonunda geçmeleri lazım kibritin hiç yanmayan ucunda bir başka maçın eşiğinden. Sadece birkaç hustle oyuna ihtiyacı var; ortadaki bir topa atladığı ya da benchte oturamayıp kendini yediği... Kobe'nin kontrol edilebilen yetenekleri ile dizginlenemez veya tahmin edilemez kişiliğinin iç içe geçtiği bir nokta burası. Hangisinin nerede bitip diğerine yol vermeye başladığı kestirilemiyor. Bundan dolayı kolaylıkla formülize edilebilen bir liderlik açılımı değil. Her zaman güvenebileceğiniz bir taktik de değil ama elimizde daha iyisi en azından şimdilik yok. Kobe'nin play-off öncesi son 2 ayında oynadığı oyunu ve bir taraftar veya basketbol gözlemcisi gözünden nasıl farklı bakış açıları ile değerlendirilebiceğini daha önceki yazımda yeteri kadar açıklamaya çalışmıştım. Bu evre için değinebileceğim yegane tespitlerden birisi daha olur ki o da, oyun karakteri ile düşüşe geçen yüzdesinin paralel gitmesinin yarattığı talihsizliktir. Bana kalırsa oyun karakterini aynen sürdürmesi rakamlarının inişe geçmesinden daha tehlikeli idi ama en azından rakamlar bir sene boyunca alıştırdığı düzeyde kalsaydı hiç olmazsa kol kırılır yen içinde kalır diyebilirdik. Bu muhteşem sezonun sonunda biraz olsun bile bazı kötü hatıralar bıraktıysa NBA çevrelerinde veya koz kaldıysa meşhur kobe-hater'ların ellerinde, o da bu dönemde maçların sonunda Kobe Bryant hanesine geçen rakamlardan dolayıdır. LAMAR ODOM: All-Star dönemine kadar olan istikrarsız durumunu bir alışma evresi olarak kabul ettirecek bir ikinci dönem yaşadı ve yaşattı. Fiziği, rolü ve pozisyonu itibari ile triple-double'a yakın performansları aslında oldukça sık rastlanabilecek düzeyde. Hatta takım savunması biraz daha güçlenirse Jason Kidd örneğinde olduğu gibi bu istatistikleri olağan hale gelecektir. Yıldız oyuncu hamuru olsa da ve hatta takımda böyle bir yer edinse ve katkı sağlasa da görev adamı bilinci ve görünümünden pek uzaklaşmayacağını bu ikinci evrede görmüş olduk. Burada görev adamı bilincinden kastım ilk başta çağrıştırabileceği gibi bir defans+hustle mücadelesine referans yapmıyor tam olarak. Daha çok takımdaki öncelik yerini bilmek ve bunu sorun çıkarmadan benimseyebilmek...Lamar'ın oyunundan çok daha önemli yer teşkil edebilecek detay da bu nokta da ortaya çıkıyor. Kobe'nin liderliği ile Lamar'ın üçgen hücumun beyni vasfının sınırlarını nasıl çizmemiz gerekiyor? Kobe, hep dediğim gibi en azından şimdilik, bir adım öne çıkma vaktini tam olarak sezemediği ve adil veya sağlıklı bir karar veremediği için çözüme zamanla gelecek deneyime bırakmak birincil ve en sağlıklı seçenek gibi. Bu sene Lakers taraftarının şahit olduğu Lamar Odom deneyiminde de bu öncelik sıralaması tartışmaların önemli bir maddesi idi. Lamar zaten kendi hücum yetisi ile bir takımın öncelikli skor opsiyonlarından birisi olma noktasına gelebilirken, Lakers'ın mevcut kadrosu içinde değeri daha da arttı. Ama sene başındaki yokuş aşağı gidişat sükut-u hayale uğratırken, Kobe'nin ibreyi kendine çevirmesi meşrulaşıyordu. Bu dönemde sisteme alışamama ya da isabetsiz şutlar veya top kayıplarından çok dikkat çeken nokta Lamar'ın hücumdaki hareketsizliği idi. Bir ara "sevimli hayalet" diye tanımlanmaya varabilecek bir düzeyde isteksizlik içindeydi. Topla aktif olamamak bir yana topu almak gibi bir gayesi olduğu bile gözükmüyordu. Sadece üçlük çizgisinin bir ucunda topu bekleyen bir oyuncu idi... Üçgen hücumun lideri bir oyuncu. Bu dönem belli ki bir küskünlük içinde idi. Kobe'nin yanında kendi yerini ve kendi sınırları içindeki hakimiyetini zamanla öğrenen Lamar Odom, All-Star sonrası gelen ani çıkışı ile eski kötü anıları unutturmayı başardı. Bu süre zarfında yine Kobe'nin dominantlığından nasibini almaya devam etti ama taraftarların gözünde güvenilecek bir isim haline gelmeyi başardı. Bu sezon Lamar'ın sadece üçgen hücuma uyum sağlaması açısından önemli değildi. Aynı zamanda bir oyuncu olarak da elde edilmesi zor bir deneyim kazandı. Mantelite olarak büyümeyi başardı öncelikle. Olgunluk ve sabır böyle kazanılacak şeyler. Oyununda hala bir savunma sertliği eksik ama haydan gelen huya gider hesabı belki de hiçbir zaman böyle bir yön kazanamayacak. Şutları hala çok güvenilir değil ama çalışma ile ulaşılamayacak bir nokta değil. Artık Lamar Odom adına bir Laker olduğu sürece umut etmek için çok şey var. Çünkü herşeyden önce buna imkan veren bir mantık ve disiplin ile çevrelenmiş durumda. KWAME BROWN: Bence geçen seneye göre bu takımın en fazla gelişme gösteren oyuncusu. Geçen sene çakılı kaldığı noktaya bakarsak, bu sene kendi çapında bir MVP sezonu geçirdiğini bile söyleyebiliriz. Wizards'da 1. sıra draft tercihi olmasının getirdiği beklentileri verememek bir yana istikrarlı bir düzeyde, kabul edilebilir bir oyun bile tutturamaması, ve hatta takım play-off'a girerken çalışma konusundaki isteksizliğinden dolayı kadro dışı bırakılması... Kwame Brown bugün pek çok NBA takımı için hala abartılacak bir oyun oynamıyordur belki ama geçen sene düştüğü en derin yerin varabileceği en dip nokta olduğu akla gelirse, P-Jax onu sonunda olduğu adam haline getirmesinin ne kadar büyük bir gelişim olduğu anlaşılır.Kwame'nin önünde on dönüm bostan buldu mu çok etkili olabilecek atletik ayakları var ama sert savunma karşısında ancak "Sezon sonu sözleşmesi bitecek Chris Wilcox'ın yandan yemişi" gibi duruyor. El hakimiyeti ve fundamental'ı taş elli düzeyinde olduğu için boyalı alan şutlarında dahi bir hayır aramamak lazım çok fazla. Fizik avantajı yakaladığı pozisyonlarda belli bir hücum kapasitesine ulaşabilecek düzeyde, kendi başına omuz omuza mücadelede bir skor opsiyonu olamıyor. Zaten Lakers taraftarları da ondan gelecek maximum 10 sayıyı kabul edilebilir buluyor. Ondan beklenen öncelik savunma sertliği ve belli bir ribaunt katkısı. Sırtı dönük adamlara karşı savunmada aman vermiyor ama yüzyüze geldiklerinde yaşanan durumlara bakarsak hala çalışmaya ihtiyacı var. Ribaund konusunda ise yine fiziğine güveniyoruz öncelikli olarak. Çünkü ellerindeki kabiliyet yoksunluğu sebebiyle bazen yakaladığı topları dahi elinden kaçırıyor. Oyun zekası ve öngörüsü pek gelişmemiş, P-Jax ile belli bir yol alabilir ama pozisyona göre kendisine avantaj sağlayacak kısa yolları denemede o kadar hızlı değil. Ribaund konusunda belli bir düzeyde güvensizliğe yol açan istikrarsızlığının ve blok konusundaki yetersizliğinin sebeplerinden birisi olarak da bu noksanlığını gösterebiliriz. Ama bana kalırsa ilerleyen zamanda yeni ve ona farklı bir yön katacak bir özellik kazanacağını zannetmiyorum. Bence bundan sonra alacağı yol mevcut yeteneklerini keskinleştirmek üzerine olacaktır. CHRIS MIHM: Eğer Kwame Brown'da bir nebze daha fazla hücum potansiyeli olsaydı bu takım amaçladığı yerlere daha kısa sürede daha kolay gelirdi dedirtebilecek adam Chris Mihm'dir. Takımın en ideal ve güven veren uzun ikilisini (ki sanki elimizde çok fazla uzun varmış gibi...) Kwame Brown ile oluşturdular. İkisinin de 4-5 numaraya kayabilmesi kağıt üstünde daha esnek ve kıvrak bir pota altı kullanabilmemizi sağlayacak gibi durmasına rağmen, Kwame'nin çemberin gölgesinden uzaklaştıkça hücum namına eksiklerinin göze çarpmaya başlaması ile plan suya düşüyor. Bundan dolayı bir uzunumuz pota altına hapsolurken ve bu noktadaki yaratıcılığının da sınırlı olduğu fazlasıyla bilinirken, Mihm'in orta mesafe şutları belli bir düzeyde caydırıcı olabiliyor. Bu durumda bile bir dış uzun+bir iç uzun denklemi şaşırtıcı olabilir ama ne biz de bunu pozitife çevirebilecek bir oyun kurucu var ne de mevcut oyun kurucunun verebildiği sınırlı şeylerden tavşan çıkaratabilecek bir kabiliyete sahip Kwame'miz...Chris Mihm savunmada ise alışıldığı üzere oldukça sıradan bir görünüm çizdi. Fiziğinin uygunluğuna rağmen, ki uzun boy+kalın bel formülünden yola çıkıyorum, garip bir zayıflığı ve kırılganlığı var. Aynı düzeydeki mücadele noksanlığını ribaundlarda da gösterebiliyor. Ama bu eksiklerini her daim kapatacak bir aslan parçası yüreği var. İyi niyetini çoğu zaman play it to the bone mantığı ile birleştirebiliyor ve istatistiklere pek yansımasa bile rakamlardan daha fazlasını verdiğine emin olabiliyorsunuz. Her zaman verdiklerinden daha fazlasını başarabilecek bir oyuncu gibi durmasına rağmen seneye yine sınırlı bir kapasite ile oynamaya başlamasına şaşırmam. Ve tabii ki bir detay daha var ki: Ne kadar oyun kurucu, o kadar köfte... SMUSH PARKER: Meydanı boş buldu mu smaç yapmaktan başka ayırt edici bir özellği bulunmayan oyun kurucumuz Smush Parker'ın aslında parlak Avrupa kariyerine rağmen bu sene belli bir süre bile alması beklenmiyordu. Lakin Mckie'nin sakatlığı ile boş bulduğu kapıdan dalan Parker, bizi garip düşünceleri sevkedebilecek bir performans gösterdi. Öncelikle görmemiz gereken şu ki verebileceklerimiz ile aynı eksende bu kadarını alabileceğimiz boş bir oyun kurucu yoktu ortalıkta. Bu doğrultuda şu halimize bile şükretmemiz gerekebilir ama Parker'ın performansının birkaç seviye daha yüksek olması ile takımda nelerin farklı olabileceğini düşünmek de zor değil. İlk 2 maçında +20 yaparak Lakers tarihinde yer edinmeyi başaran Parker daha sonra düşüşe geçti ve iyi-kötü oyunu ile takımın genel performansını tanımlamak için kullanabileceğimiz istikrarsız tabirinden o da nasibini aldı. Bu takıma en fazla katkı sağlayabileceği alan skor gücü olmak gibi. Zira bir oyun kurucu olarak pas yapabilmekten pek nasibini alabilmiş gibi durmuyor. Savunması ise top çalmaktan ibaret. Bu işi yapabileceği bir boşluk bulamazsa savunduğu adamı çok fazla tehdit edemiyor. Hücumda bulduğu sayıları da resmen zorla attırıyorlar. Top kendisine gelmediği sürece aktif veya hareketli değil. Ancak boş bir smaç ortamı olursa kaptırıyor da koşturuyor. Verdiğimiz paraya bakarsak yine "Ne kadar ekmek, o kadar köfte" diyeceğim ama bu takımın daha iyisine ihtiyacı olduğu ve hücum adına yol alması gereken diğer oyuncuların mücadelelerine bakarsak, hakettiği görülecektir. LUKE WALTON: Aslında P-Jax'in gözdelerinden. Draftlarda yaptığımız en aklı başında hareketlerden biri. Temeldeki oyuncu kapasitesine bakarsak hayran kalabileceğimiz birçok yönü var. Mücadeleden kaçmıyor ki bu oyunun iki yanı için da geçerli. Eli çok düzgün ve bu kabiliyeti hücumda hem top dağıtırken hem de şut atarken dikkati çekiyor. Belli bir oyuncu hamuru ve basketbolcu etiği var. Atletizm konusunda yetersiz. Bu sene uzun süre takımda kenardan dahi dikkate değer bir süre alamadı. Bu yüzden değerlendirmemiz daha kısıtlı olmakla beraber sene sonunda P-Jax'in farklı seçenekleri deneme uğraşı içinde tekrar göze girdi. Şutunu bunca seneye rağmen hala güvenilir hale getirmiş değil, boyunu da ancak kendisine karşı undersized veya yalnız kalabilecek adamlara karşı bir avantaj olarak kullanabiliyor. Birçok farklı özelliği bünyesinde bulundurması ile bir package özelliği taşısa da bunların herhangi biri için henüz hakkını verircesine bir gelişim sağlayamadığından hala en iyi atışını yapamamış bir oyuncu. Takımın bu seneki transfer tercihini kısadan yana kullanması ve uzun yokluğu devam ederken P-Jax'in Cook'a daha fazla sabredebileceğini düşünmediğimden... Çocuklar inanın, inanın çocuklar.DEVEAN GEORGE: Takımın veteran isminin ne yazık ki Shaq sonrası dönemde artan sorumluluğu kaldıramayabileceğinin işaretlerini veren sezonlardan biri oldu. En güvenilen yönü olan şutlarda dahi anlam verilmesi zor bir darboğaz içindeydi ve daralan boğaz da Lakers'ınki idi ne yazık ki. Boyunun ve kalıbının verdiği güven ile ribaundlarda da daha etkili olması beklenirken yine hayal kırıklığı ile karşılaşıldı. Bu istikrarsız görünümünün en pahalıya patladığı dönem Odom'un elinin henüz ısınmadığı ilk dönem idi. Bu evrede 3 numarada devreye girmesi beklenirken ve bunun adına iyi süreler verilmişken ne yazık ki her zaman en iyi yaptığı işlerde dahi çoğu zaman başarısız oldu. Takımın bench katkısı konusunda da güvenilen bir ismi iken, bu performans sebebi ile play-off'larda takım farklı seçenekleri denemek zorunda kaldı. Bana kalırsa bu senenin Lakers adına en büyük hayal kırıklığı idi. BRIAN COOK: Allah'ı o boyu verdiği için pişman edebilecek bir oyuncu ile karşı karşıyayız. Sözde 4 numara oynatan bu şahsın basketboldan anladığı tek şey üçlük çizgisinin bir köşesine kamp kurmak ve takım oyuncusu hüvviyetinin verdiği mezhep genişliği ile arkadaşları lütfettiğinde çadırından çıkarak bir üçlük sallamak ve top henüz havadayken yatağına geri dönmeyi başarabilmektir. Utana sıkıla 4 numarada oynattığımız bu adam için uzun bir kısım yazacak değilim ancak P-Jax bu adam üzerinde özel bir plan veya gelişim programı uygulamazsa uzun süre ne köy olur ne kasaba. Boyuna rağmen ne hücum namına topu kullanırken ne de hücum veya savunmada top kovalamak için ribaund aranırken pota altına girme hevesi içinde. Savunmada ise varlığı ile yokluğu bir. Geri dönerken rakip pota altında bıraksak birşey farkeder mi diye düşündürebilecek düzeyde. Üçlük ve 4 numara deyince aklınıza Robert Horry'nin geldiğine eminim ama kendisinde ne o atletizm ne de hırs var. Takas diyeceğim ama görünen o ki atsan atılmaz, satsan satılmaz. Alan bir tane bulursak, "hazır yakalamışken" deyip "hala iş yapar" pazarlığı ile Kupchak'ı da göndermeye çalışalım yanında. Gözünü bağlayıp rastgele adam seçsen hata yapamayacağın 2003 draft'ından yadigardır kendisi. Eline sağlık kupchak... SASHA VUJACIC: Gönüllerin baltası, parkelerin hustle manyağı bu sene de koşturdu durdu. Yetenek avcısı (!) Kupchak tarafından 2004'te neyse ki takımımıza kazandırılan Sloven baltası bugüne kadar ancak "koştur koştur durma koştur" anlayışı ile gözümüzde bir yer etmişti ve bu sene de bu intibayı kıramadı. Pozisyonuna göre boyu, kalıbı yerinde gibi ama oyun sezgisi güçlü değil, savunması yetersiz, NBA'in sert mücadele muharebeleri için dayanıklı bir bünyeye sahip değil. Top çalma hamleleri ve boştaki topları kapma çabası dışında bu kuvvet eksikliğinden dolayı hustle'ın hakkını verecek pozisyonlara giremedi. Şutör kimliği öne çıkabilecek bir durumda olmasına rağmen bu yönü de güvenilir değil. Ancak herşeye rağmen umutsuz vaka olarak kabul edilemez. Çünkü eksiklerinin çalışma ve düzgün antreman programı ile kapatılabileceği düşüncesindeyim. Ama bu çıtkırıldım oğlan pozlarında takıldığı sürece Kupchak'a daha çok küfür ederiz. ANDREW BYNUM: Abdul-Jabbar ile özel olarak çalışmasından kazandığı meyvaları pek tadamadık bu sene. Güçlü, kuvvetli bir adam olacağı belli. Önündeki adama savunmada ezilmiyor, hücumda korkusuzca ileri gidebiliyor. Atlet özellikleri de bir uzun için yeterli düzeyde. Ama ribaundu kaptıktan sonra yere indiğinde belini kırması onu ikinci şansı denemekten mahrum bırakıyor. Şu seneki oyunu için ancak sahada görmek eğlenceliydi diyebiliriz. Shaq'a yel değirmeni hareketini yaparken mi daha çok eğlendik yoksa geri gönüş yolunda omuz koyarken mi..? RONNY TURIAF: Onu da en çok kenarda havluları sağa sola atarken yaptığı dansları izlerken eğlendik. Sahada bulunduğu sınırlı sürede bir farklılık yaratabileceğini gerçekten gösterdi ama o kadar... Henüz bir tespitte bulunmak için çok erken ama bir kenar adamı olarak Milicic'ten daha etkili olduğunu söyleyebilirim. Maddog Madsen'ın şampiyonluk kutlamalarındaki çalkalamasından sonra takımımız yeni bir Tolgahan daha buldu. JIMMY JACKSON: Hoşgeldin biraderim, ayakkabılarını çıkarmana gerek yok. AARON MCKIE: Güneş girmeyen eve doktor girer... Girdi de pek bi işe yaramadı. VON WAFER: Now or never! (he he he...) Kaçan bazı takas fırsatlarını ve hali hazırda süren dedikoduları dikkate alırsak, P-jax'in stabiliteyi koruma konusundaki planı çok tartışılabilir. Belki de bu seneki performansı içinde olumsuz eleştiri ile yaklaşılabilecek tek mevzuu bu olurdu. Ama bu yönde sürecek bir tartışmayı şu anda süren yazı kaldırabilecek ağırlıkta değil çünkü ne P-Jax'in kafasında dönen tilkilerden haberimiz var, ne de onların nasıl bir geleceğe doğru takıma çobanlık yaptığından. Ve yapılabilecek her takas tabii ki bu takımın gelecek planlarına dahil olacak, etkileyecek, değiştirecek ve hatta durdurabilecekti. Odom'a bu kadar inanması da bana garip gelmiyor çünkü Odom'da yazın başından beri onu benzetmeye çalıştığı Pippen'ın kişiliğinden izler görmek çok zor değil. Odom'un analizinde de değinmeye çalıştığım gibi Lamar'da bir yıldızınkine benzer performans gösterebilme kapasitesi ama bunu bir görev adamı, gölgede bekleyebilecek olan bir takım arkadaşı olarak yaşayabilecek bir mütevazilik var. Ligde bu mantıkla oynayan bir oyuncu bulmak kolay değil ve bazı handikaplarına rağmen Zen Master'ın ondan umut kesene kadar deneyeceğini kestirebilmek şaşırtıcı gelmiyor. P-Jax'in off-season planları ne olursa olsun, bu kadro ile işi sürdürmede inat etti. Bana kalırsa bunun öncelikli sebeplerinden biri de her sene başında P-Jax'in elindeki oyuncuları ayrı ayrı birer proje olarak görmesi ve hepsinin gelişimi için ayrı planlar yapması. Burada gelişimden kastım fundamental veya yetenek olarak daha ileriye yol almak değil aynı zamanda oyuncunun kişilik olarak da, mantık olarak da bir nokataya gelmesini sağlamak. Bundan dolayı sene başında kitap listeleri oyuncuların ellerine veriliyor. Bu motivasyon ile oyuncular kişilik olarak bir grubun özgün parçası haline gelmeyi başarıyorlar. P-Jax bu sene hem Kobe'nin, hem Lamar'ın hem de Kwame'nin kişiliğinde böyle değişiklikler yaratabildi. Bir tanesine söz dinlemeyi, bir tanesine bir adım öne çıkabilmeyi ve bir tanesine de kendine yeniden güvenebilmeyi öğretti. Böylesine bir öğreti ve disiplin içinde çalışan takımların Pistons, Pacers ya da Spurs gibi daha dengeli bir kadroları olması beklenir... Oyuncu statüsü olarak. Yıldız-görev adamı ayrımı o kadar net değildir ve hep benzettiğim halleri ile bir puzzle'a benzerler. Lakers ise her oyuncunun hakettiği ve talep ettiği ölçüde egosunun karşılığını gördüğü ama bunları kendi içlerinde tolare edebildiği bir takım... Jordan'ın Bulls'u gibi. Bu noktada bu oyunculara sonuna kadar bir şans daha verme felsefesi anlam kazanıyor çünkü bu sistem öncelikle oyuncuların kişilikleri üzerine oturuyor. Ve yukarıda belirtilen 3 takım kişiliği istedikleri yöne oturmuş oyuncuları tercih ederken, P-jax oyuncuları bu yönde değiştirmeyi seviyor. Böylesine sabırlı olması onun için iyi olmuş. P-jax bu sene dalgalar içinde sağa sola devrilen bir geminin içinde sakin kalabilen tek unsurdu belki de. Tayfa ne kadar panik yaparsa yapsın, bocalasın, krize girsin, çözümsüz kalsın ya da duraklasın, o güvertede hep anın hatalarının tecrübeye dönüşmesini bekledi. Sonuçta tayfa genç ve aptaldı ve kaptanın ağzından köpükler saçarak haftada bir kurtuluş planı değiştirmesine ya da "Takas sezonu bitmeseydi..." diye medyaya dert yanmasına ihtiyaçları yoktu. Belki Kobe Bryant'ın kişisel performansına bu sene geldiğimiz noktanın kredisinin büyük kısmını bağlayabiliriz ama Phil Jackson olmasaydı kobe böyle oynayamazdı. MITCH KUPCHAK: Sene başında P-jax’i bu takıma getirmesinin öncelikli sebebini “Lig başladıktan sonra zırt pırt takas isteyip benim başıma iş açan bir koç değil” sözleri ile açıklayan Kupchak, bu beş ayı en iyi şekilde değerlendirdi. Seyrelleşmeye başlayan kafasının her zerresine iyicene güneş geçmesi için İtalya’da şifa arayan gm’miz, Jackson’ın Suns’ı play-off rakibi olarak görmek istemesi ile ne kadar doğru bir tercih yaptığını bir kez daha gördüğünü söyledi: “Yaz aylarına girmek üzere olduğumuz şu günlerde Phoenix güneşi kabaklaşan kafama ve bebeksi cildime bir tandır ekmeği kavrukluğu kazandıracaktır.” Jerry Buss’ın oğlu ise şahsına münhasır kişiliği draft’tan uzak tutmak için 1 hafta önceden evinin kapısına sadece gidiş Şeysel adaları uçak bileti bırakmayı düşünüyor... muş. |
| < Bu köşeye yazılan bir sonraki yazı | Bu köşeye yazılan bir önceki yazı > |
|---|
- Sezon 2008-09





Takıma giren oyuncu sayısı 15’i bulsa da bu sene Lakers adına yapılan tartışmalara genel olarak çok belirgin birkaç isim damgasını vurdu. Zaten bu isimler dışında takımı bir noktaya götürebilecek sürpriz destek de ortalarda yoktu. Takımın gidişatı ise tam anlamıyla istikrarsız, hatta dengesiz idi. Belirli birkaç hafta veya periodu dahi özel kılacak bir performans gösteremedik. Bu bir istikrarsızlık alameti... Spurs’u yendikten bir gün sonra Sonics’e maç vermek ise dengesizlik. Takım bir maçı veya kısıtlı bir süreyi ne kadar iyi oynarsa oynasın, bir sonraki maçlarında kazanacaklarına dair tam bir güvence veremedi. Zira sezonun çok büyük kısmı bir sistemin izinde değil, birkaç iyi adamın peşinde ilerledik. Hal böyle olunca Los Angeles Lakers sahnesi de sistemin işe yaramadığı maçlarda değil başrol oyuncularının atamadığı veya tutamadığı maçlarda krize girdi.
Kobe Bryant'ın bu sezon analizi aslında Lakers'ın bir süre daha ortalarda söylenmeye devam edecek gibi duran ve halen daha tam anlamıyla netleşmeyen planlarına gönderme yapmaya mecbur bırakıyor. 2005-2006 sezonu ve ardılı sene Lakers için bir geçiş süreci olarak görülüyordu çünkü sene başında 2007 için uygulanması beklenen bir
LAMAR ODOM:
KWAME BROWN:
CHRIS MIHM:
LUKE WALTON: