| Dr. Kobe & Mr. Bryant |
|
|
| >> THE MECHANIC: Şansal Kulabaş | |
| Cumartesi, 15 Nisan 2006 | |
Yazar buyurur ki yazı 2 bölümden oluşacaktır ve okuyucuyu da uyarır: hiç olmadığı kadar kişisel yargı içermektedir ve yazarın Lakers taraftarı kimliği ekseninden pek fazla uzaklaşılamamaktadır. Yine de onun basketbol görüşünü şekillendiren detaylar, O'nun Lakers vizyonunu da etkilemektedir. Çünkü herşey bu oyunu sevmekle başlar.
Kobe'nin bu sene pek çok farklı yüzüne şahit olduk. Şaka gibi ki taraftar olarak biz o kadar çabuk tepki veremedik bu değişikliklere. Bu kısa giriş içinde yapmak istediğim yazının hakkında kısa bir fikir vermekse, demem gerekir ki işte bu yazıda sene sonunun getirdiği mezhep genişliği ile Kobe Bryant'ın farklı yüzlerinden sadece 2'sine 2 farklı bakış açısı ile yaklaşılmaya çalışıldı. Dinlediğiniz için teşekkürler... Omuz Omuza Mücadele..? Play-off'ları tanımlamak, onurlandırmak için kullanılan ve belki de kulağa en hoş gelen deyim eğer gerçeklerden bir nebze nasibini aldıysa, ki almıştır, iki elimizi başımıza koyup bu devrede galibiyetten başka ne gibi kazançlar sağlayabileceğimizin hesabını yapmaya başlamamız gerekiyor: Erkeklerin çocuklardan ayrıldığı yer. Oyunlar yavaşlar, top kayıpları azalır, savunmalar sertleşir, pota altı cehenneme döner, tek bir şutun hesabı yapılır ve Tanrı biliyor ya Spurs ya da Pistons'ın gösterdiği performansı sezon içi ile karşılaştıramazsınız bile. Yine o Tanrı yardımcımız olsun zira biz bu kör kuyuya Vujacic, Kwame, Bynum, Turiaf, Smush ile giriyoruz. Bu takımın play-off namına en tecrübeli 3-4 isminden birisi Walton. İroniyi anladınız mı? Birisi erkeklerin mücadelesinden mi bahsetmişti?Burada muhtemel rakiplere göre sırasıyla kendimizi kıyaslamanın mantığı yok. Alınabilecek en fazla galibiyet süpürülmemek için hesaplanırken ve savaşa bir hafta kala Kobe hala 37 dakika ile oynarken 2 galibiyetin hesabını yapmanın bir mantığı yok. Eğer bu deneyimden elde edebileceğimiz kazancı galibiyet, hatta tur sayısına bağlarsak hayal kırıklığına uğrarız. Biraz önce kastetmek istediğim gibi bu takımın en tecrübeli isimlerinden biri Walton'sa, biz kar hanesine başka bir perspektiften bakmaya başlamalıyız. Rakibimiz Suns veya Spurs olacak. Suns gelirse bir pota altı avantajından bahsedebilecek durumdayız. Ve her durumda anabileceğimiz bir Kobe faktörü var. Ama Suns'ın temposuna dayanamayışımız, takımın savunma disiplini ve tabii ki aksi gibi Marion'dan başlayan, yıkıcı olmayan ama garip ki(!) bir bizim canımızı yakabilecekmiş gibi duran bir defans yapısı. Spus ise bildiğimiz Spurs işte. Yapılan hesaplara göre Spurs'e süpürülürüz veya Suns'a cengaver Kobe ile belki 2 tokat çakarız. O mücadele içinde takımımıza kazanç sağlayacak şey galip olmamız değilse (yine tekrarlıyorum ki galip olmanın ucu tur atlamaya gitmiyor, sadece 4-2 yenilmeye gidiyor), sahada daha kazılacak ne olabilir? Bu takımın deneyime ihtiyacı var. Ama Sean Marks'ın Spurs'de ya da Milicic'in Pistons'da kazandığı türden bir pasif oyuncu veya aktif seyirci türünden bir deneyime değil. Biz bu takım ile 2 veya 3 sene daha oynayacağız. 2008 planını bir kenara bırakın daha erken bir hamle ile Garnett veya sürpriz bir isim gelse dahi takasta kaybedeceklerimiz ve gelen oyuncuya vereceğimiz kontrat ile Atilla İlhan deyimiyle... "Ben sana muhtacım."Bu çocukları sahada oyunun içine sokmalıyız, Lamar ne kadar istikrarsız olursa olsun bir sonraki denemede yine topu elinde bulmalı, Vujacic ne kadar balta olursa olsun bir sonraki atakta yine şut kullanabileceğini bilmeli... Kobe takım arkadaşlarına birşey göstermeli: ”Ben bir Nash olamam ama sizin bu takımın Diaw'ı, Bell'i, Thomas'ı olmanızı sağlamamız lazım.” Rüyadan uyanma vaktinin geldiğinin bu dönemde farkedilmesi lazım. Sene başında Lakers'ın play-off'a girmesi doruk noktası başarısı idi. Ve sonunda Phil Jackson böyle oynattı, Kobe öyle oynadı, Wolves, Sonics, Sacto, Rockets şöyle oynayamadı... Ve play-off'tayız. Kısa vadeli olan ama şeref meselesi haline gelen bir dava için Kobe'nin takımı Black Mamba +4'e çevirmesine sevindik, destekledik, hatta bazı zamanlarda göz yumduk. Liderliğin birçok farklı özelliği varsa Kobe şu anda hiçbir lider oyuncuda olmayan bir yetiyi kendi cv'sine kazıdı. Bir takımı kelimenin tam anlamı ile bir noktaya taşıdı. Bunu yapabilmesi karşılığında biz de bazı maçlar 3 çeyrek izleyicileri oynamasını ama buna rağmen şut kullanmaktan geri kalmamasını hasır altı ettik. Ama o köprünün altından çok sular aktı... Devir döndü, devran değişti. Son 2,5 aydır play-off potasında olmaktan fazlasına terfi ettik. Belki de nazar değer korkusu ile yüksek sesle söyleyemiyorduk ama basbayağı play-off'a girmiştik. Takımın bu noktaya gelmesinde Lamar'ın all-star sonrası değişen oyununun da büyük payı var. Ve o anda Kobe'nin başka bir lider gibi davranması gerekiyordu. Eğer bu takım play-off'dan takım olmakla bir tecrübe kazanabilecekse, play-off'a bir takım olarak girmeli ve ne yazık ki bu işler de ne 10 dakikalık hokus pokusla ne de Jerry Sloan'ın gerilla eğitimi ile oluyor. Biz bu tohumları o dönemde atmaya başlamalıydık. Kobe bu dönemde ne kendi kullandığı topu azaltma yoluna gitti ne de başkalarına daha fazla top kullanabilecekleri izlenimini verdi. Kamuoyu da olabileceği kadar yardımcı oldu ve Kobe'nin kullandığı toplar "Bu sene zaten böyle kazandırıyor" mantığı ile kabullenildi ama diğer oyuncuların hataları neşterler ile paramparça edildi. Tüm yazılıp çizilenlerden sonra da bu oyuncuların neden daha fazla top kullanmadıkları sorgulanmaya başlandı. Kobe 3 elin üzerinden yanındaki boş Odom'u görmeyerek atış kullandı, Odom'un bomboş kullandığı orta mesafe son saniye şutu ise sadece kaçtığı için yerden yere vuruldu. Bu gidişatla ne yazık ki bugünün hataları yarının deneyimleri olamaz. Çünkü hata yapmak için dahi bir girişim şansına ihtiyacınız vardır. Kobe'nin son 2 ay çerçevesinde yapması gereken buydu. Bazı maçlar riske edilebilirdi ki Kobe'nin bunu yapmaya kıyamadığı çoğu maçı da şahsi peformansı ile de alamadık zaten. Birinci planın işe yaramadığı yerde ikinci plana yol veren unsur öncül planın uygulayıcısı durumunda ve Kobe, belki henüz, tam anlamıyla bu olgunlukta değil. Takım bu treni kaçırdı. Ama şimdi en azından play-off havasını bir nebze de olsa soluma şansları var. Çünkü Lakers gibi bir takımda oynamanın anlamlarından bir tanesi de aynı takımdan bir sene sonra en azından önceki başarılarının tekrarlanması beklenir. Bu oyuncuların da en azından şimdiye kadar bunu anlamış olmaları gerekir. Play-off'ta 4.maçta da elenmiş olabilirler, 6. maçta da. Ama sahayı terkederken anlamaları gereken şey bir sene sonra ulaşmaları gereken en düşük rakımlı zirvenin bu olduğu ve asıl yenmeyi öğrenmeleri gerekenin buradaki savaş olduğunu fark etmeleri. Yoksa seneye de bu tarih takvimlere karalandığında "7. sıradan giriyoruz, ilk turda eleniriz ama Kobe sonuna kadar MVP olmayı hakediyor." diye konuşmaya başlarız. Tarih, onu öğrenmeyi bilmeyenler onu yazmaya kalktığı sürece tekerrürden ibarettir. And The Winner is... Sene sonu ödülleri için dolu dizgin tartışmaların içinde Kobe hiç olmadığı kadar konuya dahil olmuş durumda. Parker’ın ismi de MIP için kerhen zikredilirken Kobe MVP ödülü için en önemli 3 adaydan birisi. Bu toz dumanın arasında son zamanlarda hiç olmadığı kadar sonucu öngörülür olmaktan çıkaran şey ise yine Kobe faktörü. Onun aday kategorisine böylesine güçlü bir giriş yapması ile “değerli” kriterinin muğlaklığı yine soru işaretleri yaratıyor kafalarda.Amerikalıların senelerdir çözemediği bir mevzuyu 2 satır kelamla halledebilecek değiliz. Ancak kendi fikrimizin götürdüğü yerde yine kendimize göre bir çıkarım yapabiliriz. Filmin sonunu baştan söyleyeyim ki ben Kobe’nin alması gerektiğini düşünüyorum. Ne kadar son dönemlerde midemi kendi asitinden daha fazla yakabilmiş gibi görünse de bu ödül sene değerlendirmesi ve ben vicdanım rahat bir şekilde bu adama yol verebiliyorum. Ama kim alır denilirse… Şu an öngörülebilecek bir sonuç olduğunu zannetmiyorum. Ben Kobe ismini verirken diğer adayları ezip geçemedim ama Kobe’nin bu sene verdikleri diğer adayların (Dirk-Nash-James) olumlu katkılarından daha fazlasını ortaya koyduğunu düşündüğüm için bu sonuca vardım. Açıkçası mevzubahis 4 başı mamur tüm adayların bu sene ortaya koyduğu oyun hem istatistiksel hem de ruh katkısı bakımından oldukça güçlü. Her adayın kendi elini güçlendiren ve onları biricik kılan unsurları var ve yalan söylememek namına belirtilmeli ki bu özelliklerini bu sene bolca sergilediler. Yine onları bir basamak aşağı çeken handikapları da bariz. Bu yüzden adı geçen isimlerden herhangi birisinin kazanması durumunda altında art niyet aramak en azından benim için yersiz. Zaten bu sene ki seçimi böylesine sürpriz yapan da bu. Benim Kobe ismine ulaşmamda ki kişisel kriterim ise “değerli” kıstasını takımı için önemine bakarak değerlendirmem. Şüphesiz adı geçen isimlerin hepsi takımları için çok değerli. Ama burada bir isim belirlememiz lazım ki onun yokluğunda takımı için denebilecek laf kalmasın. Bu yüzden ben kendi yaptığım değerlendirme de bir sen boyunca bu oyuncuların sakat yatması durumunda takımları nerede olurdu diye düşünmeye başladım. Bu noktada Dirk ismi benim için biraz daha silik hale geliyor. Dirk Nowitzki tartışılamaz ve hatta esas oğlanımız Kobe de keşke bir nebze nasiplenseydi diyebileceğimiz bir basketbol felsefesine sahip. Bu yüzden onu doğru sistem içinde her boşluğu doldurabilecek bir puzzle parçası olarak görüyorum. Bu çok yönlülük pozisyon oynayabilme zenginliğine referans etmiyor. Gerektiğinde bir adım geri atabilme, gerektiğinde sadece defansa odaklanma gibi vazifeler kastetmek istediğim. Bu Dirk’ü bir takım için oldukça önemli bir hale getirse de MVP ödülünün görkemi karşısında biraz daha küçültüyor gibi geliyor. Aslında temsil ettiği değerler ile bu ödülü kazanmasını isterim ve hatta bundan dolayı oylar ona da gidebilir ama dediğim gibi şu an her tespit kişisel ve Dirk’ü kendi adıma o kadar öne yerleştiremiyorum.Diğer adaylara ise ortaya bir karşılaştırma yapmamak için uzun uzun girmeyeceğim. Ama onlar olmadan takımlarının bu düzeyde olamayacağı aşikarsa da Kobe’nin varlığı ile Lakers’ın bu sene atladığı sınıf diğerlerinin yokluk anında kaybedebileceklerinden daha fazla. Açıkçası Nash’siz bir Suns’ın da veya Billups’sız bir Pistons’ın da tabii ki bu düzeyde olmasa da ucundan play-off’a kalma ihtimalleri benim için hiç de düşük bir ihtimal değil. Sene Başında Lakers’ı aldığımız yere bakarsanız bir ara 6. olma iddiası gütmeye kadar giden bir süreçte Lakers’ın kazandıkları finallerden 5. veya 7. sırada play-off’a girme mücadelesine inen bir takımın kaybettiklerinden daha fazla geliyor. Ve bu defa son olarak yapacağım şey şu ki; Bu adam bunu tek başına yaptı. Şu kadroya kötü demek bile Kobe’nin yaptıkları ile ilişkilendirdiğimizde insafsızlık. Bu takımın en fazla gelişme gösteren oyuncusu Kwame Brown. Siz anlayın artık gerisini. Kobe olmadığı zaman “İlk tur draft hakkını da kaptırdık durup dururken” diye dizlerini dövebilecek bir takımdan söz ediyoruz. Ve bu ağıt California güneşinin altında kopabilecek en vurucu kuraklık dalgasından daha tehlikeli bir sezon için henüz hiç bir şey. Geriye kalıyor 2 isim: Kobe ve James. Burada bazı karşılaştırmalara girebiliriz ama bunlar 2 oyuncu üzerinden olmayacaktır. Bu beyhude çaba yerine takımlarına bir bakmamız lazım. Lakers hala bir üstteki paragrafta bahsettiğim Lakers. Cavs ise bu sene iyi bir kadro kurdu ama çeşitli sakatlılar ile o takım yalpalandı. Ayrıca Gooden’ın katkısı aldatıcı istatistiklerle yanlış okunabilir. Ama Gooden en azından bir istikrar ile oynadı. Ayrıca Marshall da oyuna girdiğinde Gooden’ın geride bıraktığı yaraları üstüne üçlükleri dizerek kapatabildi. Hughes’un sakatlığı tabii ki çok ciddi ama onun yerine gelen Murray’nin en yandan yemiş oyununda dahi Smush Parker’a beddualar edilebilir. Orkun Çolakoğlu’nun da dediği gibi bizim bir olayımız var ki: Smush Parker & Brian Cook. Bu noktada Kobe daha büyük bir belanın içinden çıkabildi kesinlikle. Peki burada kişisel kıyasa gelirsek 2 oyuncuyu öne koyan veya yolunu tıkayan en azından görünür detaylar neler? James adına öncelikle sebep yaşı gibi. Ben “Nasıl olsa daha sonra kazanır” mantığı ile elinden alınmasını destekleyemem. Ama All-star’da da aldığı ödülü hak edebileceğini söyleyebilecek halim yok. O haftasonu o ödülü alması Amerikalı NBA izleyicileri için de tartışmaya oldukça açıktı ve bu durum böylesine tartışmaya açıkken MVP ödülü bazı negatif düşünceleri harekete geçirebilir. Ayrıca onun yaptıklarının değerini bir nebze dahi olsa silikleştirebilecek bir unsur var ki o da biricik rakibi Kobe’nin yaptıkları. Kobe demin de belirttiğim sebeplerden daha görkemli bir başarıya imza atmıştır benim nazarımda.Kobe’ye kaybettiren unsurlar ise yine biricik rakibinden geliyor. James’in triple double’lar ile sonuçlanan all-around oyunları oldukça heyecan verici. Aynı zamanda Dirk Nowitzki mevzuunda değinmeye çalıştığım ağır işçiliğe varan basketbol felsefesi de bu katkı ile alakalı. Aslında Kobe’ye bu noktada yüklenmek de haksızlık olacaktır çünkü takımın play-off potasına girmesini sağlayacak oyun onun skorer kimliğini daha çok ortaya çıkartacağı bir anlayış ile mümkün olabilcekti ve diğer yandan üçlü istatistiklerde katkı konusunda Odom üçgen hücumun alan genişliği içinde daha fazla imkana sahip. Ama Kobe en rahat olduğu sistemde ve ortamda dahi James kadar all-around bir oyuncu olamaz. Bu nedenle Kobe ile James’i en azından bu kriterde aynı kefeye koymamakla beraber ucundan kıyısından “Sezar’ın hakkı Sezar’a” demeye çalışıyorum. Yazının başında demeye çalıştığım gibi başlangıç kriterimde de vardığım sonuçta da kişisel yargılarımdan yola çıktım ve yine kişisel gözlem ve değerlerimden uzaklaşamayan, bundan dolayı haliyle objektif olmaktan uzak bir neticeye vardım. Ben kendi vicdanımla bu ödülü Kobe’ye yakıştırsam da yine hatırlatmak istediğim kişisel verilerden dolayı başka herhangi bir ismin kazanan olması benim için anlaşılır ve onaylanır bir sonuç. Her adayın kendini öne çıkartan ve onları yine geriye sürükleyen artıları ve eksileri var. Bunların sağlıklı bir karşılaştırması da mümkün değil. Özellikle bu sene ortaya çıkan bu yakın mücadele en azından tartışmaların daha soğuk kanlı yapılmasını sağlıyor. Kobe’yi ödülden uzaklaştıran her unsuru içinde barındırıyor olsa da… Dipnot: James’i öne çıkaran faktörlerden bir tanesi de tabii ki NBA’in pazarlama stratejileri. Bu detayın oyların dağılımında önemli bir etken olabileceğini düşünsem de James’in geçirdiği harika sezonun ardından bir art niyet tohumu yerleştirip kafaları bulandırmak istemediğim için yazıda yer vermedim. Ama yok değil, var… |
| < Bu köşeye yazılan bir sonraki yazı | Bu köşeye yazılan bir önceki yazı > |
|---|
- Sezon 2008-09





Yazar buyurur ki yazı 2 bölümden oluşacaktır ve okuyucuyu da uyarır: hiç olmadığı kadar kişisel yargı içermektedir ve yazarın Lakers taraftarı kimliği ekseninden pek fazla uzaklaşılamamaktadır. Yine de onun basketbol görüşünü şekillendiren detaylar, O'nun Lakers vizyonunu da etkilemektedir. Çünkü herşey bu oyunu sevmekle başlar.
Oyunlar yavaşlar, top kayıpları azalır, savunmalar sertleşir, pota altı cehenneme döner, tek bir şutun hesabı yapılır ve Tanrı biliyor ya Spurs ya da Pistons'ın gösterdiği performansı sezon içi ile karşılaştıramazsınız bile. Yine o Tanrı yardımcımız olsun zira biz bu kör kuyuya Vujacic, Kwame, Bynum, Turiaf, Smush ile giriyoruz. Bu takımın play-off namına en tecrübeli 3-4 isminden birisi Walton. İroniyi anladınız mı? Birisi erkeklerin mücadelesinden mi bahsetmişti?
O mücadele içinde takımımıza kazanç sağlayacak şey galip olmamız değilse (yine tekrarlıyorum ki galip olmanın ucu tur atlamaya gitmiyor, sadece 4-2 yenilmeye gidiyor), sahada daha kazılacak ne olabilir? Bu takımın deneyime ihtiyacı var. Ama Sean Marks'ın Spurs'de ya da Milicic'in Pistons'da kazandığı türden bir pasif oyuncu veya aktif seyirci türünden bir deneyime değil. Biz bu takım ile 2 veya 3 sene daha oynayacağız. 2008 planını bir kenara bırakın daha erken bir hamle ile Garnett veya sürpriz bir isim gelse dahi takasta kaybedeceklerimiz ve gelen oyuncuya vereceğimiz kontrat ile Atilla İlhan deyimiyle... "Ben sana muhtacım."
Sene sonu ödülleri için dolu dizgin tartışmaların içinde Kobe hiç olmadığı kadar konuya dahil olmuş durumda. Parker’ın ismi de MIP için kerhen zikredilirken Kobe MVP ödülü için en önemli 3 adaydan birisi. Bu toz dumanın arasında son zamanlarda hiç olmadığı kadar sonucu öngörülür olmaktan çıkaran şey ise yine Kobe faktörü. Onun aday kategorisine böylesine güçlü bir giriş yapması ile “değerli” kriterinin muğlaklığı yine soru işaretleri yaratıyor kafalarda.
Bu noktada Dirk ismi benim için biraz daha silik hale geliyor. Dirk Nowitzki tartışılamaz ve hatta esas oğlanımız Kobe de keşke bir nebze nasiplenseydi diyebileceğimiz bir basketbol felsefesine sahip. Bu yüzden onu doğru sistem içinde her boşluğu doldurabilecek bir puzzle parçası olarak görüyorum. Bu çok yönlülük pozisyon oynayabilme zenginliğine referans etmiyor. Gerektiğinde bir adım geri atabilme, gerektiğinde sadece defansa odaklanma gibi vazifeler kastetmek istediğim. Bu Dirk’ü bir takım için oldukça önemli bir hale getirse de MVP ödülünün görkemi karşısında biraz daha küçültüyor gibi geliyor. Aslında temsil ettiği değerler ile bu ödülü kazanmasını isterim ve hatta bundan dolayı oylar ona da gidebilir ama dediğim gibi şu an her tespit kişisel ve Dirk’ü kendi adıma o kadar öne yerleştiremiyorum.
Peki burada kişisel kıyasa gelirsek 2 oyuncuyu öne koyan veya yolunu tıkayan en azından görünür detaylar neler? James adına öncelikle sebep yaşı gibi. Ben “Nasıl olsa daha sonra kazanır” mantığı ile elinden alınmasını destekleyemem. Ama All-star’da da aldığı ödülü hak edebileceğini söyleyebilecek halim yok. O haftasonu o ödülü alması Amerikalı NBA izleyicileri için de tartışmaya oldukça açıktı ve bu durum böylesine tartışmaya açıkken MVP ödülü bazı negatif düşünceleri harekete geçirebilir. Ayrıca onun yaptıklarının değerini bir nebze dahi olsa silikleştirebilecek bir unsur var ki o da biricik rakibi Kobe’nin yaptıkları. Kobe demin de belirttiğim sebeplerden daha görkemli bir başarıya imza atmıştır benim nazarımda.