| 81 Paye Top Atışı |
|
|
| >> THE MECHANIC: Şansal Kulabaş | |
| Cumartesi, 11 Mart 2006 | |
(…ve sabır, sadece 19 sayı kaldı)Bilgi çağının gelişi ile algı düzeyimiz ve seçiciliğimiz de ciddi farklılıklar yaşamaya başladık. Geçmişin küllerinden haberdarız ve istediğimiz an onlara ulaşabiliriz. Günün nefesini dünyanın neresinde yaşanıyor olursa olsun hissedebiliyoruz. Ve geleceğin getirileri ile ilgili daha fazla öngörü sahibiyiz. Dünden ve bugünden, alakasızlığın maximum düzeyinde dahi istesek de istemesek de fazlasıyla haberdarız. Geleceği duymanın ilk adımı da budur zaten. Bilgi çağının bu dalları 23 ocak 2006 tarihinde girebildiği her eve girdi, ulaşabileceği her insana iletti: 22 ocak 2006 tarihinde Kobe Bryant 55'i 2. yarıda olmak üzere Toronto Raptors'a karşı 81 sayı kaydetti. Objektif olmakla yükümlü haber anonslarının uzağındaki yorumcular ise gerçekleşen başarıyı şöyle tanımladı: Kobe Bryant bir NBA takımını tek başına yendi. Haberi duyan ilgili, ilgisiz herkes kronolojiye yerleşecek bir olaya ucundan kıyısından şahit olduğunu biliyordu. İzlemiş olsun ya da duymuş olsun... Başta bahsetmeye çalıştığım bilgi çağı farkındalığının bir sonucu. Her ne kadar daha çabuk ve hızlı tüketmiş olmaya başlasak da o oranda daha çabuk takdir edip şahit olunan şeyin tadını daha çok çıkartabiliyoruz. Zaman bu çağda daha hızlı aksa da, maruz kalınan görüntü ve haberler kat be kat artıyor. Hiç birşey Kobe Bryant'ın 81 sayısının tarihin yaprakları arasına kazınmasını engelleyemedi, engelleyemiyor, engelleyemeyecek... Zaman kavramını bitiren bir çağ.22 ocak 2006'da Staples Center'a gitmek için takımın müdavimleri için dahi özel bir sebep yoktu ortada. Los Angeles Lakers bu sene isminin ağırlığının çok altında kalan ve hatta o yükün altında ezilen bir takımla mücadele ediyor. Toronto Raptors ise halen bildiğimiz Toronto Raptors. Lakers bu maçı kaybederse sürpriz olmayacaktı. Sonuçta daha önce böyle kolay maçları rahatlıkla kaybedebilmişlerdi ve taraftarda artık bir kayıtsızlık bağışıklığı oluşmaya başlamıştı. Kazansalar da, sonuçta 6. sıradan play-off'a girme ümidi olan bir takımdan söz ediyoruz ve Toronto Raptors'ı da yensin artık di'mi?! 2007 hakkında konuşmak, Lakers taraftarını ellerindeki takımın aldığı sonuçları takip etmekten daha çok heyecanlandırır hale getirmişti. Belki bu yüzden o akşam Staples Center'da ne Jack Nicholson, ne Denzel Washington, ne de David Stern vardı. Hava atışı yapıldığında o salonda bulunanların hiçbirinin aklında kendilerini neyin beklediğini bilebilmenin işaretleri yoktu. Zaten ilk yarı bittiğinde de ortada bir Lakerslı olarak maçı daha fazla izlemenin bir anlamı kalmamıştı. 18 sayı geride bir takım, kötüden öte boğucu olan bir oyun, zaten vasat kalitede seyreden bir maç ve daha 1 saatten fazlası vardı. Çok cezbedici değil! Kobe bile oldukça durgun; ”sadece” 27 sayısı var. Kaan Kural işi espriye vurup "Kobe 30'larda kaldığında sakat mıydı diye merak ediyorum." diyor. Yani ortada dönüp duran her şey bir Lakers taraftarını bir kenara bırakın bir basketbol aşığını dahi ortamda tutmaya yetecek içtenlikte değil. Ama ikinci yarı görülecek şey o kadar büyüyecekti ki 3. çeyreğin başına “fırtına öncesi sessizlik” demek bile mütevazilik olacaktır. İkinci yarıda olanları da uzun uzadıya anlatmaya gerek yok. Şu noktaya kadar çok şey yazıldı, çizildi,okundu... 55 sayı, bir nba takımına karşı, 18 sayı geriden... Kobe Bryant Toronto Raptors’ı tek başına yendi. Kobe Bryant ligin en iyi skoreri olduğunu kanıtladı. Kobe Bryant insan limitlerini bir üst düzeye çıkardı, tüm değerlendirme kriterlerini, karşılaştırma esaslarını... Kobe Bryant’ın 22 ocak’ta başardığı şeyi aşmak zorunda olduğu tüm zorluklara bakarak değerlendirirsek insanoğlunun sporcu olarak, atlet olarak bir basamak yukarı çıktığını görürüz. Evrimin bir sonraki aşaması gibi. Kobe Bryant sporcu olarak en üst düzeyde duran kriterleri bir çıta daha yukarı taşımayı başardı. Onun bu başarısının sırrı olarak sadece doğuştan gelen yeteneği, çok çalışmayı, gününde olmayı söyleyemeyiz. Bize izlettiği gösterinin altını kazdıkça hırs, azim, inanç gibi unsurlar altın gibi parıldamaya başlayacaktır. Bizim son Spurs maçını 3. çeyrekte kaybetmemizin sebebi de o hırs olabilir ve tabii ki keskin sirke küpüne de zararlıdır ama Kobe’nin takımı adına takım olarak oynamaya henüz bu sene başladığını da hatırlamak gerekir. Halen bir öğrenme sürecinde olmalı. Bir oyuncuya kızgınlığa varan bir hırs duymayı öğretemezsin, darbeyi yedikten sonra yere düşerken basket atmaya çalışmanın gerçekten sayıya duyduğu açlık olduğunun gözlerinden okunmasını sağlayamazsın. Ya böyle birisindir ya da değilsindir. Yaşadğımız günler değişim zamanları; Lebron, Wade, Anthony gibi oyuncular yeni çağa imza atacaklar, Pistons’ın uzun süredir izlediğimiz basketbola yabancı bir oyunla şampiyon olduğunu görüyoruz, izleyiciler NBA Live varken basket maçlarını izlemeyi bırakacaklar... Öyle ya da böyle, ne olursa olsun Kobe Bryant’ın ulaştığı nokta tüm dönemin en akla gelir kıstaslarından olacak.![]() Eğer başarılan bir neticenin tarihte iz bırakma kriteri kaç kişinin tanık olduğu ise ya da kaç kişinin bu sonucu beğeni ile karşıladığı ise, Kobe Bryant’ın yaptığı iş her ikisinden de sınıfta kalmıyor. Başarı haber haline gelirken o kadar çok imaj ve bilgi ile yoğruluyor ki sonunda görmeyen için dahi çok güçlü bir kimlik kazanıyor. Kobe Bryant’ın hırsları, mücadelesi, egosu artık kamu malı haline geldiği için 81 sayı bir mit halini alıyor. 62 yılında atılan 100 sayıdan daha taze bir anı olduğu kesin. Ama ironik olan şu ki bilgi çağı denen zaman teknoloji ile daha fazla devinime sokulmaya devam ettiği sürece 44 sene sonra da 81 sayı, aradaki yılların evsahipliği yaptığı herşey kadar güçlü bir anı olacak. Henüz 1. yılını doldurmadan Chamberlain’in 100 sayısından daha iyi olduğu sonucuna varabiliyoruz. (Baylor’ın 62’sini geçebilecek gibi değil.) Çünkü bu maçın 81 sayının arkasında gösterdiği bir başka şey de aradaki yıllarda değişen oynanış tarzı. 61 yılında bu radddede skora ulaşabilecek tek isim Wilt’ti. Genel oyun anlayışı olarak pivotlar şanslı gözükse de Stilt’in gözden kaçamayan boy avantajı onu diğer uzunların da önünde bir yere koyuyordu. Bugün ise 100 sayı atabilecek isimleri sayarken Shaq’ı bile listeye zor alabiliriz. Ama Kobe, AI, Lebron, T-Mac veya Wade rahatlıkla telaffuz edilebilir. Bu değişim işareti bir çok şeyin habercisi olabilir. Ama bu arada uzun oyuncuların yerinde saydığı zannedilmesin. Wilt’le 44 sene sonra karşılaştırılabilecek olan tek isim bu jenerasyona imza atan Shaq ve biz Shaq’ı henüz lige gelmesine 2 sene olmasına rağmen Dream Team aday kadrosuna çağrılan Greg Oden’la karşılaştırmaya başladık bile. Oyuncular daha kuvvetli hale geliyor, daha uzun, daha atletik, daha güçlü... 100 sayıyı atmaya aday isim daha da kuvvetli bir oyuncu olmaya yürürken kendisini o mevzubahis maçta tutacak diğer 5 adam da aynı yolun izlerini takip ediyorlar. Kobe’nin başarısını 100 sayıdan dahi daha büyük yapan bu; "Wilt’i tutabilecek kaç dönem oyuncusu sayabilirsiniz" ve ardından gelecek bir sualde "Toronto maçında Kobe’ye yapılan müdafayı aşabilecek kaç oyuncu ismi verebilirsiniz?" Alan savunması, adam adama, ikili sıkıştırma, üçlü sıkıştırma, faul, kutu ve 1... Kobe Bryant tüm bu savunma taktiklerinin ve onları devinimli bir şekilde uygulayan bir takım dolusu adamın üstesinden geldi; orta mesafe şut, üçlük, smaç, ribaunt, basket ve faul, dripling, stop jump shot...Bilgi çağının en büyük getirilerinden biri de algıda seçicilik. Atılan 81 sayı ile artık Kobe Bryant dünyanın en iyi skoreri imgesi ile anılacak. Sayıya en yakın oyuncu ya da eli en sıcak yıldız sorgulamalarında akılların referans olarak alacağı ilk isim. Onun, kendisinden önce gerçekleşen üst seviye başarıların kıyasında kıstas olarak alınan yegane emsallerden bir tanesi olmasının altında da bu yatıyor, kendisinden sonra elde edilecek üst düzey başarıların tepesinde dikilecek geçmişin hayaleti olmasına da bu sebebiyet veriyor. Kobe Bryant tarih yaptı, tarihe geçti ve hatta yeni çağın tarihini yazmaya başladı.Tarihin en temel kaidesini de bu noktada sorgulamaya başlayabiliriz; tarih tekerrürden ibaret midir? |
| < Bu köşeye yazılan bir sonraki yazı | Bu köşeye yazılan bir önceki yazı > |
|---|
- Sezon 2008-09





(…ve sabır, sadece 19 sayı kaldı)
Haberi duyan ilgili, ilgisiz herkes kronolojiye yerleşecek bir olaya ucundan kıyısından şahit olduğunu biliyordu. İzlemiş olsun ya da duymuş olsun... Başta bahsetmeye çalıştığım bilgi çağı farkındalığının bir sonucu. Her ne kadar daha çabuk ve hızlı tüketmiş olmaya başlasak da o oranda daha çabuk takdir edip şahit olunan şeyin tadını daha çok çıkartabiliyoruz. Zaman bu çağda daha hızlı aksa da, maruz kalınan görüntü ve haberler kat be kat artıyor. Hiç birşey Kobe Bryant'ın 81 sayısının tarihin yaprakları arasına kazınmasını engelleyemedi, engelleyemiyor, engelleyemeyecek... Zaman kavramını bitiren bir çağ.
Kobe Bryant sporcu olarak en üst düzeyde duran kriterleri bir çıta daha yukarı taşımayı başardı. Onun bu başarısının sırrı olarak sadece doğuştan gelen yeteneği, çok çalışmayı, gününde olmayı söyleyemeyiz. Bize izlettiği gösterinin altını kazdıkça hırs, azim, inanç gibi unsurlar altın gibi parıldamaya başlayacaktır. Bizim son Spurs maçını 3. çeyrekte kaybetmemizin sebebi de o hırs olabilir ve tabii ki keskin sirke küpüne de zararlıdır ama Kobe’nin takımı adına takım olarak oynamaya henüz bu sene başladığını da hatırlamak gerekir. Halen bir öğrenme sürecinde olmalı. Bir oyuncuya kızgınlığa varan bir hırs duymayı öğretemezsin, darbeyi yedikten sonra yere düşerken basket atmaya çalışmanın gerçekten sayıya duyduğu açlık olduğunun gözlerinden okunmasını sağlayamazsın. Ya böyle birisindir ya da değilsindir. Yaşadğımız günler değişim zamanları; Lebron, Wade, Anthony gibi oyuncular yeni çağa imza atacaklar, Pistons’ın uzun süredir izlediğimiz basketbola yabancı bir oyunla şampiyon olduğunu görüyoruz, izleyiciler NBA Live varken basket maçlarını izlemeyi bırakacaklar... Öyle ya da böyle, ne olursa olsun Kobe Bryant’ın ulaştığı nokta tüm dönemin en akla gelir kıstaslarından olacak.
Çünkü bu maçın 81 sayının arkasında gösterdiği bir başka şey de aradaki yıllarda değişen oynanış tarzı. 61 yılında bu radddede skora ulaşabilecek tek isim Wilt’ti. Genel oyun anlayışı olarak pivotlar şanslı gözükse de Stilt’in gözden kaçamayan boy avantajı onu diğer uzunların da önünde bir yere koyuyordu. Bugün ise 100 sayı atabilecek isimleri sayarken Shaq’ı bile listeye zor alabiliriz. Ama Kobe, AI, Lebron, T-Mac veya Wade rahatlıkla telaffuz edilebilir. Bu değişim işareti bir çok şeyin habercisi olabilir. Ama bu arada uzun oyuncuların yerinde saydığı zannedilmesin. Wilt’le 44 sene sonra karşılaştırılabilecek olan tek isim bu jenerasyona imza atan Shaq ve biz Shaq’ı henüz lige gelmesine 2 sene olmasına rağmen Dream Team aday kadrosuna çağrılan Greg Oden’la karşılaştırmaya başladık bile. Oyuncular daha kuvvetli hale geliyor, daha uzun, daha atletik, daha güçlü... 100 sayıyı atmaya aday isim daha da kuvvetli bir oyuncu olmaya yürürken kendisini o mevzubahis maçta tutacak diğer 5 adam da aynı yolun izlerini takip ediyorlar. Kobe’nin başarısını 100 sayıdan dahi daha büyük yapan bu; "Wilt’i tutabilecek kaç dönem oyuncusu sayabilirsiniz" ve ardından gelecek bir sualde "Toronto maçında Kobe’ye yapılan müdafayı aşabilecek kaç oyuncu ismi verebilirsiniz?" Alan savunması, adam adama, ikili sıkıştırma, üçlü sıkıştırma, faul, kutu ve 1... Kobe Bryant tüm bu savunma taktiklerinin ve onları devinimli bir şekilde uygulayan bir takım dolusu adamın üstesinden geldi; orta mesafe şut, üçlük, smaç, ribaunt, basket ve faul, dripling, stop jump shot...