| Şubat 2006 Lakers |
|
|
| >> THE CORNER: Kaan Sunman | |
| Cuma, 03 Mart 2006 | |
Şubat ayı LAL takımı için genelde kötü geçti. Oynadığımız 13 maçın sadece beşini kazanabildik. MEM, LAC ve NOH gibi play-off yarışındaki önemli rakiplerimize yenilirken; üstüne üstlük CHA ve ATL gibi ligin en kötü takımlarından ikisine yenilmemiz bizim için çok ekstra oldu. Tüm ay genelinde Kobe'nin istikrarlı oyununa takımın ayak uyduramaması ve savunmada yaşadığımız problemler yüzünden play-off yarışında kendi kendimizi ateşe atmış olduk.
-Kabus gibi başladı: L.A. Lakers, Ocak ayını moralli Knicks galibiyeti ile kapatıp 7 maçlık deplasman turnesine kaldığı yerden devam etmek için Indiana’ya yol almıştı. Indiana son 6 maçını kaybetmişti ve Jermaine O’Neal da sakatlığından dolayı Lakers’a karşı oynamayacaktı. Bu nedenlerden dolayı bu maçı alabileceğimiz, en kötü kafa kafaya oynayacağımız bir maç olarak görüyordum. Fakat sandığımın aksine Indiana, Lakers’ı 26 sayı farkla yenerek, Lakers’ı eli boş gönderiyordu. Bu mağlubiyetten sonra özellikle bizim forumda, milleti bayağı karalar bağlamıştı. Bence o kadar abartılacak bir olay değildi, arada her takım sezon içinde böyle farklar yiyebilirdi, bu da öyle bir maçtı. Ama ne yazık ki öyle bir maç değilmiş! Indiana’dan sonra ligin en kötü takımlarından biri olan Bobcats’e konuk olan Lakers, Lamar Odom’un göğsündeki hafif sakatlık yüzünden oynamadığı maçı da 112-102 kaybetmiş bulunuyordu. Bu mağlubiyetin hiç bir bahanesi olamazdı, Lakers gibi play-off’ta güç bela bir yer bulmak isteyen bir takımın ligin en kötü takımlarından birine yenilme gibi bir lüksü yoktu. Bir gün sonraki Hornets maçına ise Lamar’ın yanında bir de Chris Mhim’den yoksun çıkan Lakers için mağlubiyet kaçınılmaz oldu. Bunların üstüne bir de Dallas gibi batının en iyi galibiyet yüzdesine sahip takımıyla karşılaşıp da galibiyet beklemek hayal olurdu. Zaten beklenen oldu ve Dallas’tan da 15 sayı fark yiyen Lakers başka bir Texas takımı olan Houston’a 7 maçlık deplasman turnesinin son maçını oynamaya yollandı. Bu arada sakatlardan biri olan Lamar Odom, Dallas maçıyla salonlara dönmüştü. Bu maçla ilgili diğer önemli not ise Brian Cook 28 sayıyla 7 Aralık’taki Toronto maçından beri Lakers oyuncuları arasında bir maçta Kobe’den daha fazla sayı atma gibi bir onura erişti.Bu 4 maçı kaybetme nedenimiz olarak benim aklıma iki tane ana neden geliyor. Bunlardan biri artık kronik bir sorun haline gelen ve beni en çok deli eden savunma problemimiz (4 maçta ortalama 106 sayı gördük potamızda); bir diğeri de sakatlıktan dolayı oynayamayan Lamar Odom ve Chris Mhim. -2-2 ve All-Star Haftasonu: Kendi adıma söylemeliyim ki Houston maçı, Lakers için sezonun en kritik maçıydı. Çünkü yine geçen sene buna benzer 6 maçlık bir deplasman serisinde ilk iki maçı (Dallas, Charlotte) kazanıp sonra 4 maçı da kaybetmiş ve bir daha toparlanmamak üzere bir çöküş içine girip play-off defterini çok erken kapatmıştık. Böyle bir “dejavu” yaşamamak için bu maçı kesin kazanmamız gerekiyordu. Nitekim Kobe’nin müthiş oyunu (32 sayı, 9 asist) ve ona 27 sayıyla katkı yapan Brian Cook’un yanı sıra yaptığımız müthiş savunma (sadece 78 sayı yedik) ile Houston’ı mağlup edip rahat bir nefes aldık ve böylelikle %50 nin altına düşmemiş olduk.2-5’lik bir deplasman serisinden sonra artık Lakers kendi evine geri dönmüş ve play-off yolunda önemli bir rakip olan Memphis’i ağırlıyordu. Memphis son 5 maçını kaybetmişti ve eğer Lakers kazanırsa iki takımın galibiyet-mağlubiyet yüzdeleri aynı olacaktı 2. periyotta Memphis farkı bir ara 13 sayıya kadar çıkarmıştı ama 2. periyodun sonundan 3. periyodun başlarına kadar 17-0’lık bir seri yakalayan Lakers maça ortak oldu. Bu dakikadan sonra oyunda hep üstün taraf ev sahibi ekipti ve son 52 saniyeye 99-95 önde girmesine rağmen maçı adeta Memphis’e hediye etti. Gerçekten çok saçma sapan bir mağlubiyet oldu, oysa maç genelinde Lakers gayet iyi bir basketbol oynamıştı.. Kwame Brown bile 6’da 6 ile 18 sayıyla olağanüstü bir performans göstermişti. Fakat pota altında Gasol’u durduramayınca maçı Memphis kazanmış oldu. Hala hatırladıkça sinirlerim bozuluyor, eğer kazansaydık her şey çok güzel olacak, 6. sıra için çok sağlam bir adım atmış olacaktık. Bir sonraki Utah maçı da play-off sıralaması açısından çok önemliydi çünkü eğer Lakers kaybederse Utah’la aynı yüzdeye geliyordu. Neyseki kontrolümüz altında tuttuğumuz maçta 5 oyuncunun da çift haneli skora ulaşmasıyla rahat bir galibiyet almış olduk. Bundan sonraki maçı yazmak bile istemiyorum, hatta hafızamdan atmak istiyorum ama o ısrarla rüyalarıma giriyor. O, box score’a baktığımdaki büyük hayal kırıklığı, isyan ve ettiğim küfürler... Charlotte maçı için dedim Lakers’ın böyle basit maçları kaybetme lüksü yok diye, sen git evinde Atlanta’ya fark atacağın yerde yenil. Yok böyle bir şey, şu an bunu yazarken kafayı yemek üzereyim. Play-off yarışı bu kadar kızışmış giderken Atlanta’ya üstelik de Staples Center’da nasıl yenilirsin anlamak mümkün değil! Böylelikle All-Star arasına 26-26 dereceyle girmiş olduk. -All-Star’dan sonra Altı günlük bir aradan sonra önümüzde kolay diyebileceğimiz ama ne yazık ki Lakers’a çok ters gelen bir Portland maçı vardı. Neyseki korkulan olmadı ve Lakers farklı bir galibiyet alarak, Kings maçını beklemeye başladı. Rivalary Week kapsamında bulunan bu maç bir Lakers taraftarı için çok keyifliydi Lamar ve Kobe’nin yönlendirdiği çok iyi bir hücum performansının yanında savunmada kapılan toplar ve uzağa seken şutların reboundlarını alıp hızlı hücumlarda müthiş bir şov izlemiş olduk. Zaten “Daily Top 10” sıralamasında 7 tane Lakers basketi olması da bunun en büyük kanıtı oldu. Bu maçla ilgili diğer bir soru işareti Kobe’nin Ron Artest’in savunması karşısında ne yapacağı idi, fakat Kobe 36 sayı 10 asist ile oynayıp rahat alınan galibiyette en büyük rolü oynamış oldu. Bu maçtan sonra gelecek olan LA derbisi play-off yarışında ve Lakers’ın çıkışında çok önemli bir maçtı. Benim gözümde Lakers için tam bir hedef maçıydı. Rakip son 5 maçını kaybetmiş, Lakers ise bir çıkış içindeydi. Fakat yine bir hedef maçını kaybederek, hayal kırıklığına uğratmış oldu Lakers’ımız beni. Clippers maçından sonraki Boston maçı ise müthiş bir çekişmeye sahne oldu, 80’lerdeki efsanevi Lakers-Boston mücadelesini andıran maçta Kobe 40, Pierce 39 sayıyla oynadı ve ne yazık ki maçı kazanan taraf 112-111’lik skorla Boston Celtics oldu. Ayın sonundaki Orlando maçı son oynadığımız maçlara nazaran kolay bir maçtı. Nitekim bu sefer bir süpriz yaşamadık ve rahat bir galibiyet aldık Orlando karşısında. Bu maçta sevindiğim diğer nokta ise, ilk kez izleme fırsatı bulduğum Ronny Turiaf’ın performasıydı. İlk izlenimlere göre hırslı bir oyuncu, arada oyuna girip takıma ara gazı verebilecek nitelikte ve pota altında reboundlara iyi bir katkı sağlayacağını düşnüyorum. Sonuç: Şubat ayı Lakers için gerçekten verimsizdi. Memphis, New Orleans ve Clippers gibi play-off yolunda kazanmamız gereken hedef maçları kaybettik. Bunların dışında “banko maç” diye adlandıracağımız Atlanta ve Charlotte mağlubiyetleri de bunların üstüne tuz, biber oldu. Indiana, Memphis ve Clippers’ın mağlubiyet serilerine bizi yenerek son vermiş olmaları ilginç bir istatistik oldu. Bu bir tesadüften öte, kötü giden takımlar ne kadar bocalasalarda Lakers’ı bir toparlanma maçı olarak görmeleri ve bizim de buna izin vermemiz bu aydan çıkaracağımız derslerden biri olmalıdır. Oynadığımız 13 maçın sadece 5’ini kazanarak play-off yarışında büyük yara aldık, açıklanması güç hediye ettiğimiz maçlarla rakiplerimizle fark açıldı ve altımızdakiler yaklaşmaya başladı. Şimdi Mart ayında çok daha zor bir fikstür var, eğer play-off istiyorsak çok ekstra galibiyetler almamız gerekecek yoksa umutlar bizim için sönme noktasına gelecek... |
| < Bu köşeye yazılan bir sonraki yazı | Bu köşeye yazılan bir önceki yazı > |
|---|
- Sezon 2008-09





Şubat ayı LAL takımı için genelde kötü geçti. Oynadığımız 13 maçın sadece beşini kazanabildik. MEM, LAC ve NOH gibi play-off yarışındaki önemli rakiplerimize yenilirken; üstüne üstlük CHA ve ATL gibi ligin en kötü takımlarından ikisine yenilmemiz bizim için çok ekstra oldu. Tüm ay genelinde Kobe'nin istikrarlı oyununa takımın ayak uyduramaması ve savunmada yaşadığımız problemler yüzünden play-off yarışında kendi kendimizi ateşe atmış olduk.
L.A. Lakers, Ocak ayını moralli Knicks galibiyeti ile kapatıp 7 maçlık deplasman turnesine kaldığı yerden devam etmek için Indiana’ya yol almıştı. Indiana son 6 maçını kaybetmişti ve Jermaine O’Neal da sakatlığından dolayı Lakers’a karşı oynamayacaktı. Bu nedenlerden dolayı bu maçı alabileceğimiz, en kötü kafa kafaya oynayacağımız bir maç olarak görüyordum. Fakat sandığımın aksine Indiana, Lakers’ı 26 sayı farkla yenerek, Lakers’ı eli boş gönderiyordu. Bu mağlubiyetten sonra özellikle bizim forumda, milleti bayağı karalar bağlamıştı. Bence o kadar abartılacak bir olay değildi, arada her takım sezon içinde böyle farklar yiyebilirdi, bu da öyle bir maçtı. Ama ne yazık ki öyle bir maç değilmiş! Indiana’dan sonra ligin en kötü takımlarından biri olan Bobcats’e konuk olan Lakers, Lamar Odom’un göğsündeki hafif sakatlık yüzünden oynamadığı maçı da 112-102 kaybetmiş bulunuyordu. Bu mağlubiyetin hiç bir bahanesi olamazdı, Lakers gibi play-off’ta güç bela bir yer bulmak isteyen bir takımın ligin en kötü takımlarından birine yenilme gibi bir lüksü yoktu. Bir gün sonraki Hornets maçına ise Lamar’ın yanında bir de Chris Mhim’den yoksun çıkan Lakers için mağlubiyet kaçınılmaz oldu. Bunların üstüne bir de Dallas gibi batının en iyi galibiyet yüzdesine sahip takımıyla karşılaşıp da galibiyet beklemek hayal olurdu. Zaten beklenen oldu ve Dallas’tan da 15 sayı fark yiyen Lakers başka bir Texas takımı olan Houston’a 7 maçlık deplasman turnesinin son maçını oynamaya yollandı. Bu arada sakatlardan biri olan Lamar Odom, Dallas maçıyla salonlara dönmüştü. Bu maçla ilgili diğer önemli not ise Brian Cook 28 sayıyla 7 Aralık’taki Toronto maçından beri Lakers oyuncuları arasında bir maçta Kobe’den daha fazla sayı atma gibi bir onura erişti.
Kendi adıma söylemeliyim ki Houston maçı, Lakers için sezonun en kritik maçıydı. Çünkü yine geçen sene buna benzer 6 maçlık bir deplasman serisinde ilk iki maçı (Dallas, Charlotte) kazanıp sonra 4 maçı da kaybetmiş ve bir daha toparlanmamak üzere bir çöküş içine girip play-off defterini çok erken kapatmıştık. Böyle bir “dejavu” yaşamamak için bu maçı kesin kazanmamız gerekiyordu. Nitekim Kobe’nin müthiş oyunu (32 sayı, 9 asist) ve ona 27 sayıyla katkı yapan Brian Cook’un yanı sıra yaptığımız müthiş savunma (sadece 78 sayı yedik) ile Houston’ı mağlup edip rahat bir nefes aldık ve böylelikle %50 nin altına düşmemiş olduk.
Altı günlük bir aradan sonra önümüzde kolay diyebileceğimiz ama ne yazık ki Lakers’a çok ters gelen bir Portland maçı vardı. Neyseki korkulan olmadı ve Lakers farklı bir galibiyet alarak, Kings maçını beklemeye başladı. Rivalary Week kapsamında bulunan bu maç bir Lakers taraftarı için çok keyifliydi Lamar ve Kobe’nin yönlendirdiği çok iyi bir hücum performansının yanında savunmada kapılan toplar ve uzağa seken şutların reboundlarını alıp hızlı hücumlarda müthiş bir şov izlemiş olduk. Zaten “Daily Top 10” sıralamasında 7 tane Lakers basketi olması da bunun en büyük kanıtı oldu. Bu maçla ilgili diğer bir soru işareti Kobe’nin Ron Artest’in savunması karşısında ne yapacağı idi, fakat Kobe 36 sayı 10 asist ile oynayıp rahat alınan galibiyette en büyük rolü oynamış oldu. Bu maçtan sonra gelecek olan LA derbisi play-off yarışında ve Lakers’ın çıkışında çok önemli bir maçtı. Benim gözümde Lakers için tam bir hedef maçıydı. Rakip son 5 maçını kaybetmiş, Lakers ise bir çıkış içindeydi. Fakat yine bir hedef maçını kaybederek, hayal kırıklığına uğratmış oldu Lakers’ımız beni. Clippers maçından sonraki Boston maçı ise müthiş bir çekişmeye sahne oldu, 80’lerdeki efsanevi Lakers-Boston mücadelesini andıran maçta Kobe 40, Pierce 39 sayıyla oynadı ve ne yazık ki maçı kazanan taraf 112-111’lik skorla Boston Celtics oldu.