| Daha Vahşi Batı |
|
|
| >> Volkan Bahçeci (misafir) | |
| Çarşamba, 05 Mart 2008 | |
Son yıllarda Batı’da işler hep zordu zaten. NBA’i biraz bilen kime sorsanız playofflarda batıyı alacak herhangi bir takımın, doğudan gelecek herhangi bir takım karşısında mutlak favori olduğunu söyleyecektir size (2004’te Detroit, 2006’da Miami şampiyon olurken de favori değildiler). Ancak bu yıl işler biraz değişti. Batı şampiyonu için Finaller hiç de kolay geçmeyecek......de daha öncesinde Batı şampiyonu olmak da hiç kolay olmayacak. Gasol takası ile beraber büyük bir coşkuya kapılan takımımız Lakers da aynı diğer rakipleri gibi silahlarını hazırlamakta ve playofflar öncesi en iyi yeri elde etmeye çalışmakta. Bakalım Batı şampiyonu olmak Lakers için ne kadar kolay/zor olacak? Zamanla defalarca kez gördüm ki kazanan takım her zaman kağıt üstünde daha iyi görünen takım olmuyor. Çoğu zaman daha iyi oynayan, doğrusu bazen de daha şanslı olan kazanıyor. Ancak şu da var ki şans melekleri kanepede uzanıp göbek büyüten adamların yanına pek uğramazlar (kendimden biliyorum). Şans meleği de olsa bir kızı tavlamak için önce poponuzu kanepeden kaldırmanız gerekir. Bu konuda bazıları daha yetenekli, bazıları da daha tecrübeli olabilir. Ancak başarı için anahtar kelime çalışmaktır. Biraz yetenek, biraz tecrübe, ve bol bol çaba. Daha sonra şans meleğinin kimi öpeceğini göreceğiz, playofflarda... Ben, naçizane, playofflarda herhangi bir turda karşılaşabileceğimiz olası rakiplerimizle kendimizi mukayese etmek isterim. Önce takımımızdan başlayalım. Gasol’u alırken rotasyondan eksi değer Kwame dışında kimseyi kaybetmeyen Lakers ortalığın (burada kullanamayacağım argo bir tabirle) altını üstüne getirmiştir. Ocak ortasında batı liderliğini gören bir takım, eksi Kwame, artı Gasol, eşittir şampiyonluk! Biraz düz mantık oldu tabi. Hesap kitap bu kadar kolay olmuyor ancak kesinlikle gerçek olan bir şey var ki “rakiplerimizin bakış açısıyla bile” ligdeki en iyi beşlerden birine, ve en iyi benchlerden birine sahibiz ve dahası yine NBA’deki en iyi kenar yönetimlerinden biri de bizde. Daha?Daha’sı günün koşullarına ve rakibin durumuna göre değişir. Rakiplerden de birazdan bahsedeceğim ancak öncesinde bütün olası seriler için, Lakers için kilit olacak bir kaç noktaya değinmek istiyorum. Öncelikle ev sahipliği avantajını sonuna kadar kullanabilmemiz için batıyı birinci, veya en kötü ihtimalle ikinci/üçüncü sırada bitirmemiz gerekiyor. Playoff tecrübesinde en önemli rakiplerimiz kadar iyi durumda değiliz. Kafalarda takımın pivotu -ve önemli bir parçası- olarak hesaplanan Bynum playofflar başlamadan kısa bir süre önce dönecek ve sağlığı, form durumu ve Gasol’le yeniden şekillenen takıma uyumu konusunda bir garantimiz yok. Bütün serilerde kilit bir rol üstlenecek bir diğer genç adam ise Farmar olacak. Fisher’ın yavaş ayaklarını görünce kırmızı renk görmüş boğalara dönüşerek başımızı oldukça ağrıtabilecek hızlı oyun kurucular karşısında Farmar’ın El Cordobes* duruşu sergileyebilmesi çok önemli. Yine de bu konuda içimize su serpen yeni bir durum var. Bu kez ön alanımız Odom, Gasol, Bynum ve Turiaf gibi oldukça güvenilir pikadorlardan oluşuyor. Yani öyle geçen yıllarda olduğu gibi Smaş’ı geçenin smaca gittiği sayısız pozisyonlar olmayacak kesinlikle. Lakers için önemli olacak son bir konuda, rakiplerin fazla önlemler almayı tercih etmedikleri Radmanovic, Walton, Sasha gibi oyuncularımızın cezayı doğru takıma kesebilmeleridir (Lamar’ın dış şutları dahil). Boş şutları da soktuğumuz gün bizi kimse tutamaz. İşte olası rakiplerimiz (5 Mart tarihli galibiyet yüzdelerine göre “kötüden” iyiye): Ancak Denver için geçerli olmayan bir kaç ekleme yapmak istiyorum. 1- Warriors’un Baron Davis’i var. 2- (ve birincinin devamı) Warriors -özellikle kendi sahasında- oyunu istediği gibi kontrol etme konusunda çok daha başarılı ve genelde istedikleri şey ‘kaos’ oluyor. 3- (ve ikincinin devamı) Warriors -özellikle bu kaos oyunlarında- deli gibi şut atma konusunda Denver’dan çok daha başarılı ve de istikrarlı. Warriors’ı yenmek için 1- Baron Davis’i mümkün olduğunca yavaşlatmalı, 2- Savunmada ribauntlara çok iyi konsantre olmalı ve her bir Warrior’ı en iyi şekilde box-out etmeli, ve 3- Hücumda topu ısrarla içeriden oynamalıyız. Eee, Gasol’le oynamanın lüks bir tarafı olmalı değil mi? Kyle Korver geldikten sonra Utah müthiş bir tırmanışa geçti. Tabi bunu sadece Korver’ın gelişine bağlayamayız zira paralel bir şekilde Korver’ın geldiği dönemlerde Utah yeni yeni form tutuyordu ve ayrıca o zamanki gidişlerinin lotaryaya doğru olduğu birdenbire dank ediverdi kafalarında. Konferans finalinden sonra yeni sezonda bulundukları noktayı yakıştıramadılar sanırım kendilerine, ve biraz silkindiler. Belki biraz fazla silkindiler. Şu an Batı’da dördüncü durumdalar ve bence nisan ortasında da aynı yerde olacaklar. Tabi bu konumlarının grup birincisi olmaktan geldiğini hatırlatmakta fayda var. Muhtemelen beşinci sıradaki takımdan daha düşük bir yüzdeleri olacak ve ev sahipliği avantajları olmayacak. Bu durum, deplasmanlarda Titrek Salt Lake City’de Atılgan*** performansı gösteren Utah için oldukça dezavantajlı. Beklemiyorum ama, olası bir eşleşmede Lakers’ın Utah karşısında işi oldukça kolay olacaktır. Biz onları Kobe ile -Şâhika Koçarslan deyimiyle- eşek sudan gelinceye kadar döveriz. Lamar-Gasol-Bynum ile onların AK-Boozer-Memo üçlüsünü üç kere döveriz. O da yetmezse benchimizle beş kez daha döveriz. (Dikkat ederseniz Deron’dan bahsetmedim, o kadarını da Utahlılar anlatsın) ♦♦♦ Dallas Mavericks: Döve döve bitiremediğim Utah ile aralarındaki galibiyet-mağlubiyet sayıları eşit. Ama Dallas’ı nedense o kadar kolay dövemiyorum!Dallas Maverick’leri geçen yıl normal sezonda açık ara ligin en iyi takımıydı. Sadece galibiyet yüzdesine bakarak söylemiyorum bunu, gerçekten müthiştiler. Ancak playofflarda karşılaştıkları Warriors’ın deli oyunu, onları deyim yerindeyse deli dana hastalığına soktu. Elendiler ve bir daha da kurtulamadılar o sendromdan. Aslında takım, geçen sezonki takımın kağıt üstünde belki daha da iyisiydi ama parkede geçen sezon estirdikleri “önümüze geleni ezer geçeriz” havasından eser yoktu bu yıl. Uzun lafın kısası Dallas’ın bir tedaviye ihtiyacı vardı. Reçetede ‘Kidd’ yazıyordu. İlaçları bilirsiniz. İyileşmek için kullanırız. Ancak hiç hoşuma gitmeyen bir tarafları vardır: Yan etkiler! Hasta olan tarafı iyileştirmek bazen yeni hasarlara sebep olabiliyor. En iyi takım en iyi oyuncuların bir arada bulunduğu takım değildir, en uyumlu oyunculardan kurulu olandır. Evet, Dallas Kidd’i alarak çok önemli bir iş yaptı ve uyum sürecini atlattıktan sonra Kidd’in Dallas’a ne kadar faydalı olacağı daha net bir şekilde görülecektir. Ancak diğer taraftan kaybettikleri sadece Harris ve Diop olmayabilir. Belki daha fazlasıdır. Çünkü geçen yılın fırtına gibi esen Dallas’ı (evet belki bu yıl pek ortalıkta görünmemişti, ama yine de içeride bir yerlerde vardı) artık hiç olamayacak. Onun yerine yeni ve tabi ki Kidd’li, ve ayrıca Nowitzki’li, Terry’li ve Howard’lı bir Dallas. Koç Küçük General Avery Johnson. Bu takımda sürücü koltuğuna oturmayacağına emin olduğum bir isim varsa o da Dampier! Dallas’tan değil ama Kidd’den, Kidd’den değil ama onun oynattığı adamlardan korkarım. Lakers adına korkuyorum, ve bence her takım Dallas ile eşleşmekten kendi adına korkmalı. Yine, yeni, yeniden tekrar edeyim ev sahibi avantajımızın olması gerekiyor. Bu sadece Staples’ta fazladan oynamak için değil, rakip sahada da bir maç daha az oynamak için de şart. Dallas serisinde Kidd’in karşısında kimin duracağı ve nasıl duracağı önemli bir sorun. Bu konuda en garanti çözüm Kidd’in karşısına Kobe’yi dikmek gibi duruyor. Ama öte yandan herhangi bir rakibe karşı Kobe’nin savunmada fazla yıpratılmadan daha fazla hücuma saklanması gerektiğini düşünüyorum. Fisher veya Farmar aynı konuda iyi bir iş çıkarabilirse çok rahat ederiz. Diğer kritik konu ise muhtemel Nowitzki-Gasol eşleşmesinde kimin ağır basacağı. Aslında bu çok zor bir soru değil. Kabul etmeliyiz ki Nowitzki Gasol’den çok daha iyi ve playoff maçları konusunda çok daha tecrübeli. Ancak Nowitzki’nin, yukarıda Kobe için bahsettiğim, hem savunmada hem hücumda çok efor sarfetmek zorunda kalacak olması, Odom’un ve Bynum’ın (ve Turiaf’ın), Gasol’e, Nowitzki savunması konusunda yardım edecek olması ve Lakers hücumlarında Gasol’ün, Odom ve Bynum ile beraber (diğer rakiplere de olacağı gibi) Dallas’ın uzunlarının tepesine karabasan gibi çökecek olmaları durumu değiştirebilir. Doğrusu bizde de Kobe sezonu kapatmış olsa (Tanrı esirgesin) bu yazıyı yazmazdım. Ve şimdi Yao’suz Houston için daha fazla bir şeyler yazmaya gerek duymuyorum.
♦♦♦ Phoenix Suns: Nash, Marion, Amaré ve diğerleri ile D’Antoni’nin takımı saatte 200+ basabilen süper bir spor arabaya benziyordu. Ancak playofflar’ın sonraki turlara giderken geçilen engebeli yolları, normal sezonun asfalt yollarına benzemediği için Arizonalı spor araba her seferinde bir yerlerde pes demek zorunda kalıyordu. Bunu gören yeni GM Kerr yeni bir şey denemeye karar verdi: Hızı düşürüp sertliği arttırmak. Phoenix arabası, Marion’ı göndermek suretiyle bir ahır dolusu beygir gücünden vazgeçip onun yerine playoff koşullarına daha uygun bir modifikasyonla güç kazanmayı hedefliyor: Gücün adı Shaq.
Shaq gelir gelmez lâkabını ‘Büyük Kaktüs’ olarak belirlediyse de dikenlerin şimdilik rakiplerine batmadığını söylemek yanlış olmaz. İlk bakışta Shaq takası Phoenix’e pahalıya mal olmuşa benziyor. Matrix’i çok arayacaklar bir kere, sonra kaybedecekleri irtifa yüzünden olası ev sahipliği avantajından yoksun kalacaklar playofflarda, ve tabii şu meşhur Run&Gun oyunları da artık o kadar meşhur olamayacak. Gelecek iki yılda Shaq’in 40’a dayanacak yaşı ve karşılığında alacağı 20 milyonun cap’te kaplayacağı yeri saymıyorum bile. Peki Kerr keriz değilse -ki bence değil- bu takası neden yaptı? Yaptı çünkü madalyonun öteki yüzünde başarı ihtimali var. Evet, var! Bence küçük bir ihtimal ama Shaq takası Phoenix’i bazı teorilere göre şampiyon yapabiliyor. Yahoo’da okumuştum; bir bahis sitesi Shaq takasından sonra Phoenix’in şampiyonluğu için verdiği oranı düşürmüş (1’e 2,5’tan; 1’e 2 olmuş – sonra oynanan maçlarda gördükleri tablodan sonra yeniden yükseltmişler midir bu oranı bilmiyorum) Şimdi, eğer Phoenix dört kişiyle fırsat buldukça koşar ve bulduğunu atarsa; ve eğer oyun sete döndüğünde hücuma yeni gelmiş olacak beşinci oyuncu Shaq’in yardımları ile pozisyonları bitirme konusunda eskiye göre daha başarılı olursa, eğer artık rakip uzunlarla tek başına boğuşmak zorunda kalmayacak olan Amaré potansiyelini çok daha etkili bir şekilde parkeye yansıtırsa, eğer şutör oyuncular koşmadıkları ve boş atmadıkları zamanlarda da isabet oranlarını koruyabilirlerse, eğer yedi kişiden oluşan tercihli rotasyonları sakatlık ve maç içi faul problemleri ile eksilmezse, ve yine eğer yaş ortalaması gayet yüksek olan bu rotasyon serilerin olası altıncı, yedinci maçlarında da yeterince dinç kalabilecekse Phoenix şampiyon olabilir. Altı ‘eğer’ saydım, ama tüm bu eğerlerdeki sorular Phoenix lehine cevaplarını bulsalar bile yine de ancak diğer yüzük adayları kadar güçlü olabiliyorlar. Eşleşmemiz durumunda Shaq-Amaré ikilisi bizim başımıza aslında pek iş açmaz. Hatta bench faktörünü de ekleyince pota altında fazlasıyla ağır basacağımızı bile söyleyebiliriz. Başımızın belası Barbosa’nın hızını kesme konusunda Ariza -iyileşirse- kilit oyuncu olabilir. Nash’in ise daha yavaş bir oyun sisteminde daha az etkili olacağını düşünüyorum. Saha avantajının da sahibi olacak gibi görünüyoruz. Yani Phoenix’in -yine eşleşirsek- Lakers karşısında işi bu kez oldukça zor görünüyor. Phoenix güneşi Shaq ile eskisi kadar yakıcı olacağa benzemiyor. Ama yine de temkinli olmak lâzım. Kocaoğlan kocadı ama maskara olacağını söylemek için acele etmeyelim. Chris Paul ve arkadaşları çok iyi oynuyorlar. David West boşuna allstar seçilmedi. Peja uzun süren sakatlık döneminin ardından kendini yeniden bulmuşa benziyor. Chandler kendisinden isteneni fazlasıyla yapıyor. Son olarak Houston takasıyla takıma hem tecrübe hem de derinlik katıldı. Ortaya koydukları performans övgüyü fazlasıyla hak ediyor ama sorunları şu ki Kurtlar Sofrası’nda bir yer kapabilmek için fazla toylar. New Orleans takımının playoff ilk turunda karşılaşacağı rakibine fazla konsantre olacağını düşünüyorum. Fiziksel ve mental olarak maksimumlarını ortaya koyacaklardır ve özellikle rakipleri şampiyonluk hedefleyen bir takım olursa -Spurs, Lakers, Mavs, Suns gibi- favori gösterilmeyecekleri seride ilk turun sürprizini gerçekleştirebilirler. Ancak ikinci turda -çıkarlarsa tabi- misyonlarını tamamlamış, enerjilerini tüketmiş, tatil moduna girmiş bir takım bekliyor olacak bizi. İyi günlerinde bile Lakers’ı çok zorlayacak bir yapıları yok. Her iki pota altında da Odom destekli Gasol-Bynum duosundan zayıf olacaklar. Ancak yine de oldukça dikkat edilmesi gereken bir nokta var: Chandler-West ikilisi ile fazladan toplayacakları hücum ribauntları çok can yakıcı olabilir. Başımızın belası olabilecek kritik bir başka nokta ise 3 sayılık atışlardır. Peja Stojakovic’in olduğu bir takımdan bahsediyoruz ne de olsa. En güçlü isimleri Paul, en zayıf tarafımıza denk geliyor; anahtar isimler tüm bu tarz hızlı kısalarda olduğu gibi Farmar ve Ariza olabilir. Bir maçı veya seriyi Hornets’a kazandırabilecek en kritik başlıklar ribauntlar, üçlükler, ve Chris Paul. Ve tüm bu mekanizmaları verimli şekilde harekete geçirebilecek şey: Konsantrasyon, ki bu benim ilk turu geçerlerse ikinci turda New Orleans’ta kaybolacağına inandığım şey. Başta söylediğimi sonda da tekrarlamak istiyorum: İlk turda hiç karşılaşmak istemediğim ama ikinci turda karşımda en çok görmek istediğim takım. ♦♦♦ San Antonio Spurs: “Spurs yaşlı bir takım, dahası yüzük için kasmayacaklardır çünkü parmaklarında bi sürü var, ve bu kez bu kadar güçlü takımların karşısında çabuk eleneceklerdir” derseniz yüzüğün izini, yiyeceğiniz Phantomvari**** bir yumruk ile anca yanağınızda görürsünüz. Rakibinize her zaman saygı duymalısınız. Eğer rakibiniz San Antonio Spurs ise daha çok saygı duymalısınız. Şunu aklınızdan çıkarmayın, Spurs yaşlı ama aldanmayın, taş gibiler. Üstelik bu yılki kanın gövdeye götürdüğü meydanda hâlâ en iyi olduklarını göstermek için çok da hevesliler. San Antonio şehrinin yıldızı (şeriflik) kimseye bırakmaya niyeti yok.
Parker, Manu ve Duncan troikası önderliğinde en doğru parçalarla donatılmış müthiş bir takım görüntüsündeler. Yo, hayır, aslında o kadar da müthiş değiller, ama öylesine dengeli ve bilinçliler ki ve potansiyellerini parkeye öylesine doğru bir şekilde aktarıyorlar ki onları müthiş sanıyoruz. Nitekim Aşil topuğu olarak niteleyebileceğimiz tek bölgeleri olan pivot pozisyonunu da Kurt Thomas’la takviye edince gözümüzde iyice büyüdüler. Kadroları birebir mukayese ettiğimizde çoğu mevkide ve yedeklerde onlardan hiç de aşağı kalmadığımızı hatta üstün olan tarafın biz olduğumuzu görebilirsiniz. Ancak onlar bir bütün olarak çok iyi olabiliyorlar. San Antonio’yu geçmek için aslında tek ihtiyacımız olan şey takım olabilmemiz. Ve inanmamız. Duncan’ın karşısında durabilecek oyuncularımızın olması çok iyi. Üstelik bu oyunculardan Gasol ve Turiaf, geçmişte Duncan ve Parker yapınca başımızın belası olan pick&roll gibi oyunlara karşı ne yapmaları, nerede nasıl durmaları gerektiğini eminim sabık pivotumuz Kwame’den daha çok biliyorlardır. Parker demişken, bize en ters gelecek Spurs oyuncusu sanırım O olacaktır. Tony Parker çok hızlı, adamını çok kolay geçiyor ve potaya yaklaştığı her bir santimetrede daha tehlikeli bir skor gücü hâline dönüşüyor. Bu tarz oyuncuları savun(a)mamız zaten başlı başına soru işareti, ama Spurs karşısında yaşayacağımız daha büyük bir sorun getirebileceğimiz yardımlar karşısında riske etmemiz hâlinde Ginobili’nin hiç insaflı davranmayacağı gerçeğidir. Ariza’ya en çok ihtiyaç duyacağımız seri sanırım bu olacaktır. Bu arada yukarıda bir yerlerde yazdığım matador-pikador örneğini tekrar hatırlatmak gerekirse; Smaşı geçenin smaca gittiği dönemler bizim için çok uzaklarda kaldı :) Aslında Spurs’ün oyununu oynarsak zor kazanacağımızı düşünüyorum. Bence Troika’yı kafaya çok takmadan kendi oyunumuza bakmamız gerekiyor. Bırakalım onlar bizi nasıl durduracaklarını düşünsünler. Savunma; tabi ki yapacağız. Ancak bizim aslen hücum takımı olduğumuz gerçeğini unutmamamız lâzım. Hızlı ve bol pasa dayalı oynadığımız vakit çok rahat şutlar bulacağımızı düşünüyorum. E bunları da yüzdeli atarsak, ki atmamamız için bir sebep göremiyorum, maçın sonunda Kobe gatorade’ini içerken Coby parklarda salıncaktan kaydırağa koşturan çocuklar gibi bir potadan ötekine koşturuyor olacak. Tekrar dikkat çekmek isterim, kastettiğim şey kesinlikle savunmayı boşlayıp sadece hücuma bakmak değildir. Sadece savunmaya lüzumundan fazla konsantre olup hücumu boşlamak yanlış olur diyorum. Sonuç olarak, ben bir Lakers taraftarı olarak, bu haziran ayında Lakers-Boston serisi izlemek istiyorum. Sağlıcakla kalın Notlar: * El Cordobes: Turist Ömer filminde de nâmı geçen efsanevî İspanyol boğa güreşçisi. Asıl adı Manuel Benitez’miş. ** Forumda yazılanları genel olarak takip ediyorum. Ancak maalesef cevap yazacak kadar duramıyorum internet başında. Denver’ın savunması üzerine yazılanları da okudum. Ve kendi fikrimi -tek cümle ile de olsa- bu vesile ile beyan etmek istedim. *** Genç arkadaşlarımız bilemeyebilir, son yıllarda televizyonlarda hiç rastlamadığım aslında oldukça ünlü bir çizgi filmden, He-Man. Çizgi Film’de Titrek, Prens Adam’ın tırsak kaplanı iken Adam Gölgelerin Gücünü çağırdığı zaman korkusuz ve çok güçlü kaplan Atılgan hâline dönüşüverir. **** Phantom, Kızıl Maske adı ile yayınlanan eskilerin en ünlü çizgi romanlarından. Phantom çizgi romanındaki klişelerden biri şöyledir: Phantom’un her iki elinde biraz irice birer yüzük vardır (Birinde kurukafa deseni vardı, ötekini hatırlamıyorum). Phantom kötü adamları yakalayıp benzetirken çaktığı yumruklarla adamların yanaklarına yüzüklerin izlerini çıkarmayı ihmal etmez. Kötü adamlar bu izleri (damgalanmış gibi) ömürlerinin sonuna kadar taşırlar. Volkan Bahçeci |
| < Bu köşeye yazılan bir sonraki yazı | Bu köşeye yazılan bir önceki yazı > |
|---|
- Sezon 2008-09





Son yıllarda Batı’da işler hep zordu zaten. NBA’i biraz bilen kime sorsanız playofflarda batıyı alacak herhangi bir takımın, doğudan gelecek herhangi bir takım karşısında mutlak favori olduğunu söyleyecektir size (2004’te Detroit, 2006’da Miami şampiyon olurken de favori değildiler). Ancak bu yıl işler biraz değişti. Batı şampiyonu için Finaller hiç de kolay geçmeyecek...
Önce takımımızdan başlayalım. Gasol’u alırken rotasyondan eksi değer Kwame dışında kimseyi kaybetmeyen Lakers ortalığın (burada kullanamayacağım argo bir tabirle) altını üstüne getirmiştir. Ocak ortasında batı liderliğini gören bir takım, eksi Kwame, artı Gasol, eşittir şampiyonluk! Biraz düz mantık oldu tabi. Hesap kitap bu kadar kolay olmuyor ancak kesinlikle gerçek olan bir şey var ki “rakiplerimizin bakış açısıyla bile” ligdeki en iyi beşlerden birine, ve en iyi benchlerden birine sahibiz ve dahası yine NBA’deki en iyi kenar yönetimlerinden biri de bizde. Daha?
♦
♦