Los Angeles Lakers
- Sezon 2008-09
· Sırada: Denver
· G-M: 9-1

Son Maç...
LA Lakers 105, Phoenix 92

Lig Sıralaması | İstatistikler
Anasayfa arrow Yazarlar arrow The Corner: Kaan Sunman arrow Los Angeles Lakers - Aralık 2007
Anasayfa
Hakkinda
Forum
Fikstür
Oyuncular
Salary
Lakers Store
Staples Center
Laker Girls (2008-09)
Lakers'lı Ünlüler
Lig Sıralaması
Yazarlar
Linkler
Yazi Gönderin
İletişim
Röportaj YaptIk!
J. Crittenton ile yapılan röportajı okumak için tıklayın! —02/09/07
Kaan Kural ile yapılan röportajı okumak için tıklayın! —23/05/07
Maç Yorumlari

Takımımızın hergün oynadığı ve oynayacağı maçlar, forumda sitemizin ziyaretçileri tarafından yorumlanıyor. Tıklayın...

İletİşİm
· Editör & Bilgi Destek:
admin@lakerstr.com

· Umut Tuğaç:
damarcus@lakerstr.com
· Kaan Sunman:
sunmankaan@hotmail.com
· Şansal Kulabaş:
da_mekanika@hotmail.com
· Emre Özcan:
parmamaniac@gmail.com
· Ali Güney:
alikguney@gmail.com
· İ. Yalçın Şeker:
yalcinseker@hotmail.com
· Burak Omay:
lakers99@gmail.com
· Hilmi Doğan:
hilmydogan@gmail.com
· İsmail Özkısaoğlu:
eomer_info@yahoo.com
Multimedya

Forum sayfamıza üyelerimiz tarafından eklenen video ve resimler için buraya tıklayın...

Los Angeles Lakers - Aralık 2007 Yazdır E-posta
>> THE CORNER: Kaan Sunman   
Pazartesi, 14 Ocak 2008
Ekim, Kasım toplam 16 maçta 9 galibiyet çıkarmamız, oynadığımız maçların zorluk derecesini göz önünde bulundurduğumuz zaman başarılı sayılabilecek bir orandı.

Takımın bu durumu gösterdi ki; böyle zor bir fikstürde yüzde 50’yi aşabilecek güce sahip olan bir takım, daha kolay olan Aralık ayında bu yüzdeyi yukarılara çıkarabilecek kapasiteye sahipti.





Keyifli bir başlangıç...
Başlangıç olarak aldığım süre Orlando maçından Spurs maçına kadar olan süreci kapsıyor. E, Orlando’ya yenildik bunun neresi keyifli diye düşünebilirsiniz, haksız da sayılmasınız aslında ama bu maç kaybedilmesine rağmen bana çok büyük keyif verdi. Seyir zevki yüksek maçlardan biriydi diye düşünüyorum. Feci halde azmış, pota altı canavarına dönüşmüş bir Dwight Howard’a karşı yaptığımız savunma ve onu sadece 17 sayıda tutmamız, Bynum’un tam 7 adet bloğu, Odom’un 19 sayı,17 ribaund ile toparlanış sinyali ve Kobe’nin müthiş ilk çeyreği izlenmeye değerdi. Mağlubiyete rağmen sadece bir olumsuz olaydan bahsedeceğim o da Kobe’nin muhteşem ilk çeyreği: Genelde ilk çeyrek coştuğu maçlar takıma yararlı olmuyor. Evet, takım bir anda öne fırlıyor ama sonra Kobe dahil herkes fişi çekiyor ve geri düşüyoruz, sonra tekrar uğraşıyoruz farkı indireceğiz diye. Bu maçta da 19 sayıyla başladı ancak 28 sayıyla bitirebildi yani topun el yaktığı son çeyrekte pek devreye giremedi ve bunun sonucu olarak kritik toplarda maçı rakibimize vermiş olduk.

Bir gün aradan sonra çıkacağımız back-to-back deplasmanlardan ciddi anlamda hiçbir umudum yoktu ve muhtemel bir 0-2 beni hiç şaşırtmazdı. Nitekim ortaya çıkan 2-0 beni fazlasıyla sevindirdi. Takımın bu ay fırlayacağını düşünsem de hala tam olarak güvenmiyorum, her an ligin zayıf ekiplerinden birine yenileceğiz diye bekliyorum. NBA’in en kötü derecesine sahip Minnesota deplasmanında alınacak mağlubiyet bu güvensizliği perçinleyecekti ki, Bynum’suz, Turiaf’sız ve Kwame’siz bir biçimde çok rahat bir galibiyet almamız bazı şeylerin değiştiğinin göstergesiydi. Kobe’nin de bozuk mideyle oynadığı maçtan sonra “Bu takımın kaptanı olarak çıkıp oynamam gerekiyordu” açıklaması, sezon başında sorunlu imajı yaratan büyük kaptanın da değişiminin sinyalleriydi. Wolves galibiyeti bence çok önemliydi fakat kazanılması gereken sıradan bir karşılaşmaydı aslında. Back-to-back’in ikinci gecesindeki Nuggets karşılaşmasını ben kafamda çoktan kaybetmiştim aslında. Bunun ise iki nedeni vardı: Birincisi Back-to-back’lerde genelde maç seçmemiz, ikincisi ise sadece 3 gün önce Staples Center’da farklı kaybeden Nuggets’ın kuyruk acısı. Bunlara rağmen Denver, yazımın başında belirttiğim Kobe sendromu benzeri bir durumla maçı kaybetti. İlk üç çeyrek 49 sayı atan Iverson son çeyrekte devreye giremedi ve karşılaşmayı 51 sayıyla tamamlayabildi. Diğer tarafta bizde ise dört oyuncu çift haneli skor üreterek (Kobe 25, Fisher 20, Radmanovic 21, Odom 17) Iverson’ın tek kişilik şovunu mahvettiler. Burada önemli olan bir diğer nokta ise Kobe’nin son çeyrekte gelen 12 sayısı ve maç 102’de eşitlenmişken üst üste kaydettiği 6 sayı, Orlando maçının aksine son topları olumlu kullanan, maç kazandıran, ideal Kobe’ydi.

Pasifik Grubu’nda Suns’ın ardından ikincilik için kıyasıya kapıştığımız Golden State karşılaşması bizim için tam bir hedef maçıydı. Nitekim tıpkı Denver deplasmanında olduğu gibi yine doğruları yaparak kazandığımız bir maç oldu. Kobe 28 sayısının 20’sini ikinci yarı kaydetti, onun dışında 5 oyuncu çift haneli skorlara ulaştı ve ayrı bir parantez açmak gerekirse Bynum, 20 sayı ile kariyer rekorunu kırdı ve yanına 11 ribaund ve 5 blok da eklemeyi ihmal etmedi.

Duncan’sız, Parker’sız Spurs’u yenmenin çok rahat olacağını düşünüp maçı izlerken nasıl olsa yeneceğiz diye hiç korkmayıp, heyecanım çok düşük seviyelerde seyrederken aynı duygu ve düşüncelerin bizim oyuncuların kafasında da olduğunu fark ettim. Küçümsenen son şampiyon son periyoda kadar dirense de, sayı ortalaması 6.2 olan Bowen 22 sayı atsa da o direnci kırmayı geç de olsa başarıp 4. üst üste galibiyetimizi almış bulunduk.

Galibiyetlerin sonu: Golden State Warriors
Biri bana sabah kalktığımda Golden State’e yenildiniz dese üzülmem, şaşırmam fakat o kişi bana maçın ayrıntılarını anlatmaya kalksa sol gözüm seyirmeye başlar. Son 3 buçuk dakikaya 8 sayı önde girerken, Baron Davis’e şov yaptırıp 20.000 azgın Warriors taraftarı önünde maç kaybetmek derinden etkileyen, yutkunmayı zorlaştıran bir durum. Halbuki ne güzel şeylerden bahsedebilirdim: Bynum’un 17-16 (bu 16 ribaund kariyer rekoru), Odom’un 18-15’i, Fish’in 16 sayısı takımda herkesin katkısının olduğunun güzel kanıtlarıydı. Fakat Baron Davis’in son dakikalardaki şovu bu yazının ve keyiflerin seyrini değiştirmeye yetti. Bir de üstüne Kobe’nin hafif sakatlığı en büyük korku oldu.

Çıkacağımız doğu turnesi öncesi, evimizdeki son karşılaşma, daha sezon başından all-star'ları Elton Brand’ı kaybetmesiyle eski gücünden çok uzak Clippers’a karşı idi. Zorlanmadan alınacak bir galibiyetti ve hiçbir süprize maal vermeden 113-92 gibi net bir skorla turneye moralli çıktık.

Doğu Turnesi
İlk ayak, Kobe’nin takas konusunda isminin en çok anıldığı takımların başında gelen Chicago deplasmanıydı. Sezon başında bazı maçlarda (Raptors, Sixers) Chicago taraftarının “Kobe, Kobe, Kobe” diye tempo tutmaları, Chicago’da işlerin karışık olduğunun göstergesiydi. Bir maç evvel Clippers’a tamamı son çeyrekte 14 sayı atan Sasha’nın, Chicago’ya 9’u son çeyrek olmak üzere, 19 sayıyla oynaması, Lamar’ın 17-16’lık performansı sayesinde galibiyet hanesine bir galibiyet daha yazdırmış olduk.

Duellolar sezon başından beri tüm basketbolseverlerin görmek istediği kapışmalardır. Kobe, Lebron’a karşı da bunlardan bir tanesiydi. Nitekim maçın kritik dakikalarında bu iki oyuncu birbirlerini tutarak izleyicilere istediklerini verdiler. Kobe’nin aşırı zorlamaları ve takım olarak son 8 şutta isabet sağlayamayışımız yüzünden maçı Lebron ve diğerlerine hediye ettik. Son bir nokta: Fisher aldığı son hücum ribaundu bana çok temiz geldi, ki Fisher da demiş zaten “Temas vardı ama onu itmedim” diye, tamamen katılıyorum.

Kobe ne kadar doğup büyüdüğü şehir olan Philedelphia’ya gitmekten keyif alıyorsa da Sixers taraftarı gelenekselleşmiş bir şekilde onu yuhalamaya devam ettiler tüm gece. Fakat o yuhalamalar Bynum’un sadece 1 şut kaçırarak (11’de 10) 24 sayı ile kariyer rekorunu kırmasını ve yanına da 11 ribaund almasını engeleyemedi. Fisher ve Odom’un da 21’er sayıyla oynaması maçın göze çarpan istatistikleriydi. Böylece yine bir back-to-back maçlardan 1-1’lik dereceylen ayrılarak bu seneki modamızı sürdürdük.

Los Angeles Lakers vs. New York Knicks: Medya için olsun, taraftarlar için olsun her zaman ilgi çekiçi olmuştur bu maçlar. Doğu ve Batı yakalarının iki büyük şehrini karşı karşıya getirmektedir. Fakat Knicks’in son zamanlardaki trajikomik hali yüzünden kolay galibiyet maçlarından biri haline geldi bu rekabet. Lakers’ın son anlarda tehlikeye de girse aldığı galibiyet ile değil de Kobe’nin 29 yıl 122 gün ile 20.000 sayı barajına ulaşan en genç oyuncu ünvanını alması ile hatırlanacak bir karşılaşmaydı. %50 ile 39 sayı üretmesi yanına 11 ribaund ve 8 asist de eklemesi son maçlardaki kötü performansından kurtulduğunu kanıtlarcaydı. Bu rekoru dünyanın en ünlü arenası olan Madison Square Garden’da kırması da rekora ayrı bir ihtişam katmıştı.

Büyük 3’lü:
Ayın en zor virajı, bu son üç karşılaşmaydı: sırasıyla Phoenix, Utah ve Boston. Özellikle Christmas’a konan Lakers-Suns maçı son iki yılın play-off’ları düşünülerek yapılmış rekabeti körükleyecek bir hamleydi. Son üç yıldır Chirstmas’da kazanamıyor olmamız, Suns’ı sezon başından bize olan kuyruk acısı (Özellikle D’antoni’nin) gibi etkenler ibreyi Suns’a çevirse de maçın Staples Center’da olması rahatlatıcı bir etki yaratıyordu. Maç herkesin istediği gibi, Christmas günü televizyon başına geçenler için keyifli geçti. Kobe Bryant’ın 38 sayısının yanına 7 asist eklemsi Bynum’un 28 sayı ile kariyer rekoru kırması, Suns’da tüm oyuncuların sayı üretmesi derken, fazla skorulu yüksek tempolu bir karşılaşmadan galip ayrılan taraf 122-115 ile evinde Los Angeles Lakers oldu. Pasifik Grubu’nda ikincilik düşünülürken birinci Phoenix’in sadece bir maç arkasında olmamız, neden olmasın diye de sordurtmadı değil. Aralık ayını çok kötü geçirse de Staples’a gelmeden Dallas’ı deviren Utah hala korkutucu bir rakipti. Fakat korkulan olmadı ve daha ilk periyoddan 15 sayılık fark yakaladığımız maçta, Kobe’nin som çeyreği oynamasına bile gerek kalmadan 123-109 galip ayrılmasını bildik.

87-88’ sezonunun takımını onore etmek için bu ay boyu birkaç defa retro formalarla sahaya çıkmıştık. 80’lerin en büyük rekabeti Lakers-Celtics’i tekrar canlandırmak amacıyla Boston karşısına bir kez daha bu retro formayla, üstüne havayı iyice yakalamak için kısa şortlarla çıkarak bir geri dönüş yaşatsak da bu maç için rekabetten pek söz edilemeyecekti. Maçın başında Celtics öne geçti ve bir daha hiç geri düşmeden rahat kazandı. İkinci yarı şortların boyu uzaması da yardımcı olmadı ve 110-91 ile sahadan boynu bükük ayrılarak seneyi mağlubiyetle kapamış olduk. Odom’un yediği bloğun akabinde topu alan Ray Allen’a tabiri caizse dalması herkesin sinirlerinin boşaldığı bir andı.

Son olarak:
14 maç yaptığımız Aralık ayında 10 galibiyet ile derecemizi 19-11’e getirmemiz ayın başında beklediğim fırlamanın göstergesiydi. Takım olarak oyunun oturduğunu ve her maç üstüne ekleyerek iyi gittiğimizi söyleyebilirim. Özellikle Bynum pota altında NBA’nın en güçlü pivotları arasında yer alacağa benziyor. Bu ay sayı bazında üç kere (20-24-28), ribaund bazında bir kere (16) kariyer rekorunu kırarak onu takas etmediğimiz için haklı olduğumuzu gösterdi. Alley-oop’ları bitirme ve pota altında kolay smaçlarına diyecek yok ama hala pivot hareketleri ve baby-hook’ları çok ham. Bu iki silah ve hatta bir de orta mesefa şut ekleyebilirse ligin en iyi pivotlarından biri olması içten bile olmaz genç Bynum’un.

Bu arada Phil Jackson’un kontratını 2 yıl uzatması ve Kobe’nin açıklamalarında mutlu olduğuna dair alınan sinyaller takas dedikodularını şimdilik 2007 yılına gömdü.

Herkese iyi bir yıl diliyorum.
 
Bu köşeye yazılan bir önceki yazı >
Bu site en iyi 1024x768 çözünürlükte, Mozilla Firefox 2 tarayıcısı ile görüntülenebilir!
Copyright © 2006-2008 LakersTR.com | admin@lakerstr.com