| Yeni Yılda Lakers |
|
|
| >> STAPLES BÜFE: Emre Özcan | |
| Cuma, 28 Aralık 2007 | |
Yine çok uzun zamandır yazmadığımın farkındayım.. Yazıyorum deyip yine bir 10 maçlık gecikme yaşadığımın da.. Ama takımın durumu ister istemez buna itiyor bizi, en azından beni.. Yazacağım şeylerin tekrar olmaması, yeni bir şeyler görüp onların üzerinden yeni açılımlar yapmanın gerektiğini düşündüm hep.. Biraz da bunun için gecikiyorum.. Yeni şeyler gördüm mü? Herkesin gördüklerini görüyorum elbette, ama en azından üzerine konuşulacak yeni şeyler var.. “Do it Mitch”, “Trade pls ltf tşk kib bye”, “Ah Kobe vah Kobe” tavırlarından biraz olsun uzaklaşacağız.. En azından başarı için..Sene başından beri hemen hemen bütün maçları izledim.. Tamamını kaçırdığım maç sayısı yanlış hatırlamıyorsam 2. Bir de 2-3 maçta takımın paçavra basketboluna kızıp 3. ve 4. periyotlarda bırakıp sıcak yatağıma dönüp uyumaya devam ettiğim zamanlar oldu.. Bunlar dışında eksiksiz takip ediyorum maçları.. Güzel şeyler var, kötü şeyler var.. Nereden nasıl başlayacağım bilmiyorum ama karman çorman olsa da bir şekilde ilerleyecek.. Öncelikle, “Bu sene çok hızlı oynuyoruz aaabi..” düşüncesi var taraftarlar arasında.. Doğrudur, gerçekten bir değişim sürüyor bu anlamda Lakers’ta.. Ama biz buna bu sene başlamadık, onu belirtmekte fayda var ilk olarak.. Son 2-3 yıldır oyun stilinde bir değişme, bir hızlanma var.. Bu tempolu oynamak demek mi? Hayır.. Bu sene sayısal anlamda tempomuz tavan yapmış durumda.. Maç başına 82.4 şut atıyoruz, 85.2 şuta izin veriyoruz.. (Burada hemen araya girerek şunu ekleyeyim, bu diferans bence çok.. Top kaybında ortaların üstünde olmamız ve ligin en çok faul atan takımlarından biri olmamız bunu biraz açıklıyor.. Ama yine de çok..) Bunu dengeye getirmek lazım.. Phil Jackson Chicago’sunun en büyük savunma başarılarından biri her zaman potaya attıkları şuttan daha azına izin vermeleriydi.. Lakers’ın da bunu en azından dengeye getirmesi gerek, daha efektif bir savunma için.. Maçlarımızda var olan bu 167.6’lık şut toplamı bizi ligde üst sıralara taşıyor tempo yönünden.. Ama bir fark var.. Lakers’ın bu erken şut atma ve hızlı oynama çabaları sadece ilk şut için geçerli oluyor.. Yani, evet reboyu alır almaz genellikle Fisher ya da Kobe ilk şutu erken bulup kolay sayı yapmaya çalışıyorlar.. Ama onun dışındaki oyun karakterimizin hızlı ve tempolu basketbolla (hele run and gun’la) hiçbir alakası yok.. İlk şutu bulamadığımız anda hemen sete dönüyoruz, tempoyu düşürüyoruz.. Kobe’yi yine alçak postta sırtı dönük olarak kullanıyoruz, çok nadir pick’n roll’lere başvuruyoruz.. Triangle hala devrede.. Evet çok şut kullanıp fazla şuta izin veriyoruz.. Ama bunu yaparken oyunun tamamını tempoyu forse ederek kullanmak niyetinde değiliz.. Bu bence önemli.. Yani, kesinlikle bir run’n gun durumumuz bulunmuyor.. Bu bağlamda diğer tempolu oynayan takımların çoğundan ayrılıyoruz ki bu bence güzel bir şey.. Zira o tarz bir basketbolla bu kadro yapısının fazla şansı yok.. O tarza en uygun takımların bile şampiyonluk için fazla şansı olmadığını da zaten görüyoruz.. Sonuç olarak, gerek yok..Peki bu hızlı basketbol, çabuk ilk şut nereden çıktı? Bunun asıl cevabını açıkçası bilmiyorum.. Sene başında bir yazı okumuştum, kulüp içindeki hayli ilginç gelişmeleri irdelemeye çalışan.. Orada dikkatimi çeken bir şey vardı.. Kobe’nin bu triangle offense’ten pek hoşnut olmadığını hepimiz biliyoruz.. Bunu da daha önce açık bir şekilde dile getirmişti.. Fakat, yazıda patronların yani baba-oğul Buss’ların da bu sıkıcı, tekdüze gibi görünen triangle’ı (Allah hepsini çarpar aslında, basketbol ve set-sistem bilgisi söz konusu oldu mu izleyiciye sıkıcı gelen triangle offense 8 tane small ball’u cebinden çıkarır..) istemedikleri, takımın bu renkli ve en eğlenceli Amerika şehirlerinden birinde daha göze hoş gelen bir basketbol oynamasını istedikleri yazıyordu.. Uzun zamandır da böyleymiş bu.. Son birkaç yıldaki bu değişimi Buss’ların isteğine yormak mümkün.. Sonuç olarak patronlar, Phil’e yıllık 10-15 kağıdı veren de onlar, imzalarken “hacım bak seni zengin yapıyoruz, kendi sistemin var eyvallah ama biz de takımın sahibi olarak biraz şöyle bir basketbol istiyoruz” demiş olabilirler.. Phil de bunu anlayışla karşılamış olabilir.. Evet, her hocanın kendi sistemi vardır ve pek karışılmaması gerekir ona ama dediğim gibi bu NBA fazlasıyla farklı.. Parasını verdikleri adamdan bence istedikleri bir basketbol varsa onu talep etmeleri normal.. Neyse bu ayrı bir yazı konusu olur, etik metik de girer işin içine keselim burada.. Buss’ların bu hızlı basketbolda etkisi olabilir yani.. Benim aklıma gelen bir şey daha var.. Triangle offense’iyle bilinmesine rağmen her zaman söylediğim ve de her zaman geçerli olan Phil babanın aslında savunmacı bir coach olarak gece yatağına yattığında ve oyuncuları düşündüğünde, PG savunması, 3 numarada yavaş, 4 numarada hayvanlara karşı undersized kalan Lamar, Kwame’nin vasatın hayli üstünde bir savunmacı olmasına rağmen blok tehdidini asla ama asla getiremediği (ki bir takım savunması için olmazsa olmazlardan biridir..), Kobe’nin takımın hücumuna yüklendiği için savunmayı sermesi gibi şeyler bir araya gelince “ulan biraz savunmayı bırakıp da daha kolay sayı bulurumun peşine mi düşsem acaba?” demesi çok anormal gelmiyor bana.. Bunu Buss’ların isteğini göz önüne alarak da düşünmüş olabilir, “onlara çakarım ben kendi istediğim basketbolu oynatırım, fakat sanırım böyle oynatarak daha iyi olabiliriz” şeklinde de.. Gerçekten ilk bakışta bu tip bir takımda savunma asla istenen seviyeye gelmeyeceği için bu tarz bir düşüncenin çok mantıklı olduğunu düşünüyorum ben.. Ama gerçek neden nedir, patronlar mıdır, Phil’in kendisi midir, “Sacred Hoops 2” gibi bir kitap gelmedikçe bilemeyeceğiz bunu.. Geçen seneye göre 3-4 tane farkımız var, 2007/2008 için.. En önemlisi ve beni bu yazıyı yazmaya iten de Andrew Bynum.. Her zaman belirttiğimiz bir şey vardı; takımın başarıya gitmesi için, Kobe’nin yanına istikrarlı bir yardımcı, özellikle de içeride.. Bu hiçbir zaman Lamar olamadı.. O da güzel ortalamalar yaptı fakat istikrarı hiçbir zaman sağlayamadı bu birincisi, savunmada hiç katkısı olmadı bu da iki, sevgili Murat Kosova’nın söylediğinin aksine.. Bynum hem istikrarlı katkı yapıyor, hem de savunmada en korkutucu güç blok tehdidiyle.. “Kwame mi daha iyidir birebir savunmada Bynum mu?” sorusuna 100 kişiden 92’si Kwame der, o kalan 8 de basketboldan zerre çakmadığı için Bynum diyordur zaten.. Ama takım içinde Bynum’u mu tercih edersin savunma için Kwame mi deseler ben şu Bynum’u tercih ederim.. Niye? Daha kötü birebir savunmacı ama blok tehdidi yeter.. Ki kötü takım savunmaları için önem kazanan bu yardım savunması istatistiği çok daha önemli.. Yukarıda Kwame’yle ilgili söylediğim şeye geldik yani.. Forumda da yazdım Phoenix maçından sonra, bu kadar çabuk bir sıçrama beklemiyordum Bynum’dan.. Şu sahada gördüğümüz Bynum’un 2009’da sahne alacağı fikri vardı aklımda.. Kwame kötü bir sakatlık yaşadı Chicago maçında, ki karalar bağlamıştı beni sakatlık ciddi olduğu için.. Kwame’nin o sakatlığının takımın geleceği için çok önemli bir hayra neden olacağını 40 yıl düşünsem tahmin edemezdim.. Bynum o Chicago maçından sonra oynadığı 18 maçta şunları yaptı: 15.8 sayı, 10.3 rebo, 2.5 blok ve %61.2 saha içi yüzdesi.. Kobe’nin olduğu takımda 2. opsiyon konumundaki uzununuzdan daha iyisini bekleyemezsiniz.. Hele Bynum gibi 20 yaşındaysa.. Burada Andrew’un yaptığı katkıda en önemli şey ne 15.8 sayı, ne 2.5 blok.. Kobe’ye yaptığı yardım %61.2’yle şut atması.. Yani istikrarlı, düzenli, her zaman gelen bir iç sayı opsiyonu.. Bunun bir süper yıldıza nasıl yardımcı olduğunu anlatmak mümkün değil, izlemek gerek.. Bynum’un eksileri hala çok.. Yüzü potaya dönük müthiş bir takipçi ve bitirici olma yolunda ilerliyor.. Ama fiziği hala zayıf, sırtı dönük oyunu hala balta.. İşin ilginci de biraz bu zaten.. Kareem’in antrenör olduğu ortamda ben Bynum’un ilk patlamasını post up ve güzel ayak hareketleriyle yapmasını beklerdim.. Kareem’den tamamen farklı bir şekilde ilerliyor Bynum.. Bu da hoş, Kareem’in bazı konularda fazla dikteci olmadığını gösteriyor.. Ayak hareketleri falan dedik, beni en çok etkileyen özelliği sırtı dönükken yaptığı 180 derecelik dönüşler şu anda Bynum’un.. Shaq gibi, fiziğinden beklenmeyecek bir çeviklik gösteriyor o pozisyonlarda.. Ki Shaq’ı da örnek aldığını düşünüyorum elbette.. Shaq da iki pivotluk ebatlarına rağmen post up’ta kalçasıyla vurup vurup öyle bir dönüş yapardı ki savunmacısı çoğu zaman anlamazdı, nasıl yapıyordu hala hayret ederim.. Bynum’un da benzer birçok dönüşünü görüyorum yavaş yavaş.. Çok önemlidir bir pivot için oradaki çeviklik.. Sevindiricidir.. Buraya not olarak düşmekte fayda var.. Kwame dönünce ne olacak? Öncelikle son maçlarda çıktığı 37-38 dakikaları göremeyecek.. Bence doğru olanı da o.. 30 civarına düşmesi lazım.. O yaşta, vücutsal gelişimini daha bitirmemiş (Fitness anlamında, daha uzayacak demiyorum yoksa, hoş gerçi belli de olmaz Rodman’ı düşününce) bir genci o kadar yıpratmak uzun vadede doğru olmaz.. Peki ilk 5? Açıkçası 30 dakikayı aldıktan sonra o kararı tamamen Phil babaya bırakmayı yeğliyorum ben.. İster kenarda ilk çeyreğin ortasından sonra millet hafif yıpranmışken getirsin, ister 5 başlatsın.. O tamamen Bynum’un mental durumuna göre verilecek bir karar ve bunu Phil’den iyi kimse bilemez.. Saygım sonsuz olur.. Kwame takıma döndükten sonra ilk 10 gün yedekten gelir ama daha sonra bence Bynum’u düşürecektir yedeğe.. Faydalı bile olabilir.. Böyle oynayan adam yedeğe düşer mi ulan dememek lazım.. Zaten yedekten ya da beşten geldiğindeki performans farklarına göre de değişebilir o ilerde yine, beklemek ve sabırlı olmak gerek yani.. Geçen seneye göre diğer bir fark? Derek Fisher.. Smush Parker gitti Derek Fisher geldi.. Olumlu oldu demeye gerek görmüyorum artık.. Hakikaten o Smush’a noldu? Eheh.. Fisher da beklediğimden fazla katkı verenler arasında.. Savunma yönünde endişelerimi haklı çıkartıyor.. Çok kötü maçlar da çıkardı işin savunma kısmında.. Mesela Iverson’ın bize attığı 50 tamamen bir Fisher ürünüdür.. Ama bazı maçlarda da inanılmaz bir çaba içinde yararlı olduğunu da görüyorum.. Şutlara el kaldırmaktan aciz Smush’tan her türlü iyidir savunmada.. Hücumda ise çok daha etkileyici.. 26 dakika sahada kalıp %48.5’la şut atıyor.. 12.0 sayı, 3.4 asist ortalamaları var.. 26 dakika ve Kobe’li bir takım için hücumda fazlasıyla yeterli bir performans.. İlk boş şutları genelde kullanan oyuncu ve şu ana kadar bunları başarıyla attı.. Tecrübe bambaşka bir şey tabii.. Umuyorum tatlı kızı bir an önce sağlığına kavuşur.. Memnunuz takımdaki durumundan.. Vladimir Radmanovic bu sene boş kaldığında çok daha rahat ve güvenle izlediğim bir oyuncu.. %40’ın üzerinde 3 sayı yüzdesi var şu anda.. o 0/7’lik korkunç maç olmasa daha da yükselecekti bu rakam.. Yani onu almamızın nedeni olan şeyi gerçekten iyi yapıyor bu sene.. Özellikle dip çizgilerde boş kaldı mı yüzdesi %90 falan, gerçekten oralardan attığı boş şutların bir yüzdesini çıkarmak lazım, kaçırmıyor.. Aldığı dakikaya göre verdiği sayı katkısı da idare eder.. Ama hala çok büyük bir patlak salary cap’imizde, o kontrat bitene kadar da değişmez bu.. Savunmayı hala düşürüyor girdiği andan itibaren, ama en azından böyle şut atmaya devam etsin, minimum zararla çıkarız onun sahada olduğu dakikalardan.. Bench konusunda gerçekten NBA’in sayılı takımları arasına girdik.. En son FG%, sayı, rebo, asist istatistiklerinin hepsinde ilk 4 sıradaydık.. Sayı ve asistte de ikinci.. Bunun önderi Jordan Farmar.. SPL’de maçları izlerken bu sene çok bomba geldiğini söylemiştim, hakikaten de fiziksel yöndeki gelişimi muazzam.. Şu anda boyu kısa olmasına rağmen fiziğiyle NBA’deki 30-35 dakikaları rahatlıkla kaldıracak durumda.. Çok hızlı, iyi savunma yapıyor, pas arası yapma çabukluğuyla NBA’in en iyilerinden, şutu gelişiyor.. Oyun görüşü zaten vardı.. İyi bir NBA point guard’ı olma yolunda yani.. Dakikaları da çok iyi ayarlanıyor, kopan maçlarda Fisher bir daha asla girmiyor ve Farmar oynamaya devam ediyor.. Sene başında 2-3 maçı tek başına Farmar’ın enerjisi kazandırdı, şimdi o parlaklığı kalmadı ama vasatın altına kesinlikle düşmüyor.. Bu istikrar da yeterli şimdilik.. Tek kötü yanı onun bu çıkışı Javaris’i 1 sene geriden getirecek gibi.. Javaris en az Jordan kadar yetenekli bir eleman.. Kullanmamız lazım.. 2008/2009’dan itibaren Fisher’ın süreleri yavaş yavaş 15 dakika civarına inmeye başlarsa Javaris’i de daha iyi değerlendirebiliriz.. Derece –an itibariyle- 18-10.. Fikstüre göre muazzam.. 28 maçı çıkarınca geriye kalan 54 maç bundan daha zorlu değil.. “Geçen seneki gibi dandik fikstürde başladı takım, ondan %60’ın üstündeler” gibi bir eleştiri söz konusu olamaz yani.. İyi durumdayız gibi ama kesinlikle böyle gidecek diyemem.. Geçtiğimiz senelere göre gördüğüm en büyük fark, aldığımız maçların önemli bir bölümünü rahat kazandık.. Eskiden, sezon içinde rahat aldığımız maçlar bir elin parmaklarını geçmezdi.. Kazandığımız 18 maçın çoğunu nasıl olsa kazanacağız rahatlığıyla izledim, bazıları maç içinde zora girse ve sıkıntılı geçse bile.. Bu da çok önemlidir tekrar başarılı olmaya çalışan bir takım için.. PG’ı Fisher ve Farmar’a emanet etmiş durumdayız.. Fisher’ın savunması dışında pek bir sorun yok, hatta getirisi var takıma.. Laf söylenmez.. 2 numarada Kobe var, konuşulmaz.. 5 numarada Bynum ve Kwame.. Laf edeni şu an için çarpar Allah.. İlla ki Bynum düşüşler yaşayacak ama sakatlık olmadığı takdirde sıkıntılı bir pozisyon olarak görünmüyor.. Asıl sıkıntımız 3 ve 4 numaralarda.. 3’te Luke çok yumuşak, Radman hem yumuşak hem öküz.. Oraya Cook+Evans takasıyla gelen Ariza müthiş oldu.. (Hani Orlando daha karlı çıkmıştı takastan ne oldu Sevgili Otis? Cook getirebildi mi front court’a toughness’ı? Fena hustle yapıyor çocuk vallahi 3 dakikada..) Phoenix maçında da yavaş yavaş kendini göstermeye başlayacağını koydu ortaya.. Luke’un süresinden kesinlikle bi 8-9 dakika makaslanmalı bence.. Ariza da ilk 5’e yerleşmeli.. En az 20-25 dakikayı da alması gerektiğini düşünüyorum Ariza’nın.. Savunması gerçekten kısa sürede etkilediği gibi hücumdaki atletizmi de çok faydalı oluyor.. Luke’un hücumdaki etkisini yadsıyacak değilim, onun da 15 dakika oynayarak zekasıyla önemli katkılar yaptığı bir gerçek ama daha sert, daha sağlam bir takım olmak istiyorsak 3 numaranın aslan payını Ariza’ya vermek gerek.. Bir de çocuğa demek lazım ki “aslanım hadi her gün 250 tane şut atıyorsun, atmadan sütünü içip yatmıyorsun..” Daha genç, şut fundamental’ı da gelişime açık bence.. Çalışmayla vasatın üstünde bir şuta sahip olmaması için hiçbir neden yok.. En büyük sıkıntı 4 numarada.. Lamar yavaş yavaş formunu buluyor ama onun en formda halinin bizim için ne kadar gerekli olduğu büyük tartışma konusu.. 4 numara için undersized olduğunu Los Angeles parklarında agugu yapan 4-5 yaşındaki veletler biliyor artık.. Peki kattığı bir şey var mı? Bence yok.. 4 numarada post up oyunu yok.. Güvenilir bir şutu yok.. Olsa, bir uzunu dışarıya çeker Bynum’u rahatlatır diyeceğim.. Ama kimse çıkmaz Lamar’a.. Ne 3, ne orta mesafe.. Oyun bilgisi? Tamam, üst düzey ama şu anda onu yansıtacak bir oyun oynamıyoruz.. 4 numarada sırtı dönük oynayıp oradan oyun kurabilse (ki bence yapabilir ama yapmıyor) faydalı bir iş yapıyor diyeceğim ama o da yok.. 3 numaradayken triangle offense’in ilk ayağı diyorduk, faydalı oluyordu.. Dönüşler sonrası kendi tuttuğu uzunun mala dönmesi nedeniyle boş şut bulabiliyorduk.. 4 numaraya geçmesiyle üçgen başlatıcılığı da kalmadı.. Elde kalan ne? Yüzü dönük oyunda boyu için iyi penetreci olup hızıyla rakip uzunları geçebilmesi ve ribaunt yeteneği.. Bunun için de aldığı para çok.. Aldığı parayı geçtim, takıma verdiği zararlar bu yararların kapatamayacağı kadar büyük.. Yani ne demek istiyorum? Lamar bence trade edilmeli.. Yerine kim gelebilir? Şu an için 2 opsiyon var görünüyor, takımlarında mutsuz olduğu bilinen Kidd ve Jermaine.. Jermaine için gönül rahatlığıyla verilir Lamar, Bynum’un yanına Jermaine’in gelmesiyle front court’umuz ne olur söylemeye gerek bile duymuyorum.. Tartışmasız bir şekilde NBA’in en güçlü pota altlarından birine sahip oluruz, şu anda bile.. Takım savunmasının coşması bir yana, Jermaine’in şu anda kötü gibi görünen orta mesafesi bile Lamar’dan iyi olduğu ve hücumda çok daha etkili bir oyuncu olduğu için hücum gücümüzün artması da cabası olacak.. Kidd konusunda ise o kadar garanti konuşamıyorum.. Neden? Birincisi, Kidd gelirse takımın şu an için sorunsuz görünen bir mevkiisine gelecek.. Fisher savunma yapamıyor ve Kidd savunma kompetanıdır tamam ama sonuç olarak bu böyle.. İkincisi, Kidd’in bizim takımda üstleneceği rolün ne olacağını tam kestiremiyorum.. Nihayetinde bu oyunun gelmiş geçmiş en büyük point guard’larından bu adam ve topla oynamayı seviyor.. Bencillik anlamında değil, ama her iyi point guard gibi top 24 saniyenin önemli bölümünde Kidd’in elinde olacak.. Kobe son zamanlarda topu elinde isteyen bir yapıda değil ama yine de kestiremiyorum uyumlu olup olamayacaklarını.. Bunun yanında Kidd’in pek bir şut tehdidi yok ve bu açıdan Fisher’dan çok daha kötü.. Bitti mi? Hayır, ondan da kötüsü var.. Kidd, Lamar karşılığında bu takıma gelince 4 numara anormal bir şekilde boşalacak.. Kwame-Bynum front court oluşturabilirler mi? İmkansız, daha önce 4 numarada denendi Kwame ve başarısız oldu.. Turiaf? Nedendir bilmiyorum, Phil fazla tutmuyor.. Geriye ne kalıyor?.. Lamar’dan beter Radmanovic’li günler ve karabasanlar diyarı.. Takıma katacağı şeyler inanılmaz evet, ama götürecekleri çok daha güçsüz olduğumuz alanların daha da güçsüzleşmesi olduğu için Lamar’ın bir point guard için gönderilmesi pek kabul edilebilir durmuyor şu anda benim için.. Contender adaylığından bir Jermaine uzaklığındayız bence.. Şu anki durumumuz güzel ama ne kadar sürekli olacağı belli değil.. Yaşanacak düşüşlerin de taraftarı galeyana getirmemesi gerekiyor.. Bynum’uyla, bench’iyle kim şu anki kaliteye ulaşacağımızı düşünüyordu ki bu sene? Kimse.. Düşüşler olacak, olması da normal.. Zaten o düşüşlerden sonra nasıl toparlayacağımız ve ortaya koyacağımız karakter ne olduğumuzu daha çok söyleyecek olan.. Bir de dikkat edilmesi gereken şu var, eğer tekrar şampiyonluk adayı haline gelmek istiyorsak kesinlikle 7-8 maçlık galibiyet serilerini yapabilmemiz gerekiyor.. Bir takımın olduğunu söyleyen en önemli verilerden biridir ‘winning streak’ler.. Daha da uzatasım var aslında ama biliyorum, uzun yazı fazla sıkıyor.. O yüzden burada keseyim şimdilik.. Durum güzel ama abartmamak lazım.. Sabırlı olup Kwame’nin dönüşüyle ve Ariza’nın rotasyona tam olarak oturmasıyla ortaya çıkacak olan takım ne yapabilecek, nasıl oynayacak onu görmek gerekli.. Ne çok umutsuz olacağız, ne erken contender ayağı çekeceğiz.. Zira ikisi de değiliz şu anda, hala ortalarda bir yerlerden çıkmaya çalışıyoruz.. Kobe konusuna da takmamak lazım, zaten yeteri kadar konuşuldu, merak etmeyin zeki adamdır, kan kokusunu duymaya başladığı yeri bırakıp gidecek kadar aptal değildir.. Takım umut vermeye devam ettiği sürece Kobe’den yana korkmaya gerek yok.. Zaten öyle değilse de gitsin, takımdan hayır gelmeyeceğine delalettir o.. Yeniden yapılanırız, 7-8 seneye geliriz yine taş gibi.. Herkese mutlu 2008’ler dilerim.. |
| < Bu köşeye yazılan bir sonraki yazı | Bu köşeye yazılan bir önceki yazı > |
|---|
- Sezon 2008-09





Yine çok uzun zamandır yazmadığımın farkındayım.. Yazıyorum deyip yine bir 10 maçlık gecikme yaşadığımın da.. Ama takımın durumu ister istemez buna itiyor bizi, en azından beni.. Yazacağım şeylerin tekrar olmaması, yeni bir şeyler görüp onların üzerinden yeni açılımlar yapmanın gerektiğini düşündüm hep.. Biraz da bunun için gecikiyorum.. Yeni şeyler gördüm mü? Herkesin gördüklerini görüyorum elbette, ama en azından üzerine konuşulacak yeni şeyler var.. “Do it Mitch”, “Trade pls ltf tşk kib bye”, “Ah Kobe vah Kobe” tavırlarından biraz olsun uzaklaşacağız.. En azından başarı için..
Öncelikle, “Bu sene çok hızlı oynuyoruz aaabi..” düşüncesi var taraftarlar arasında.. Doğrudur, gerçekten bir değişim sürüyor bu anlamda Lakers’ta.. Ama biz buna bu sene başlamadık, onu belirtmekte fayda var ilk olarak.. Son 2-3 yıldır oyun stilinde bir değişme, bir hızlanma var.. Bu tempolu oynamak demek mi? Hayır.. Bu sene sayısal anlamda tempomuz tavan yapmış durumda.. Maç başına 82.4 şut atıyoruz, 85.2 şuta izin veriyoruz.. (Burada hemen araya girerek şunu ekleyeyim, bu diferans bence çok.. Top kaybında ortaların üstünde olmamız ve ligin en çok faul atan takımlarından biri olmamız bunu biraz açıklıyor.. Ama yine de çok..) Bunu dengeye getirmek lazım.. Phil Jackson Chicago’sunun en büyük savunma başarılarından biri her zaman potaya attıkları şuttan daha azına izin vermeleriydi.. Lakers’ın da bunu en azından dengeye getirmesi gerek, daha efektif bir savunma için.. Maçlarımızda var olan bu 167.6’lık şut toplamı bizi ligde üst sıralara taşıyor tempo yönünden.. Ama bir fark var.. Lakers’ın bu erken şut atma ve hızlı oynama çabaları sadece ilk şut için geçerli oluyor.. Yani, evet reboyu alır almaz genellikle Fisher ya da Kobe ilk şutu erken bulup kolay sayı yapmaya çalışıyorlar.. Ama onun dışındaki oyun karakterimizin hızlı ve tempolu basketbolla (hele run and gun’la) hiçbir alakası yok.. İlk şutu bulamadığımız anda hemen sete dönüyoruz, tempoyu düşürüyoruz.. Kobe’yi yine alçak postta sırtı dönük olarak kullanıyoruz, çok nadir pick’n roll’lere başvuruyoruz.. Triangle hala devrede.. Evet çok şut kullanıp fazla şuta izin veriyoruz.. Ama bunu yaparken oyunun tamamını tempoyu forse ederek kullanmak niyetinde değiliz.. Bu bence önemli.. Yani, kesinlikle bir
Geçen seneye göre 3-4 tane farkımız var, 2007/2008 için.. En önemlisi ve beni bu yazıyı yazmaya iten de 
Lamar bence trade edilmeli.. Yerine kim gelebilir? Şu an için 2 opsiyon var görünüyor, takımlarında mutsuz olduğu bilinen Kidd ve Jermaine.. Jermaine için gönül rahatlığıyla verilir Lamar, Bynum’un yanına Jermaine’in gelmesiyle front court’umuz ne olur söylemeye gerek bile duymuyorum.. Tartışmasız bir şekilde NBA’in en güçlü pota altlarından birine sahip oluruz, şu anda bile.. Takım savunmasının coşması bir yana, Jermaine’in şu anda kötü gibi görünen orta mesafesi bile Lamar’dan iyi olduğu ve hücumda çok daha etkili bir oyuncu olduğu için hücum gücümüzün artması da cabası olacak.. Kidd konusunda ise o kadar garanti konuşamıyorum.. Neden? Birincisi, Kidd gelirse takımın şu an için sorunsuz görünen bir mevkiisine gelecek.. Fisher savunma yapamıyor ve Kidd savunma kompetanıdır tamam ama sonuç olarak bu böyle.. İkincisi, Kidd’in bizim takımda üstleneceği rolün ne olacağını tam kestiremiyorum.. Nihayetinde bu oyunun gelmiş geçmiş en büyük point guard’larından bu adam ve topla oynamayı seviyor.. Bencillik anlamında değil, ama her iyi point guard gibi top 24 saniyenin önemli bölümünde Kidd’in elinde olacak.. Kobe son zamanlarda topu elinde isteyen bir yapıda değil ama yine de kestiremiyorum uyumlu olup olamayacaklarını.. Bunun yanında Kidd’in pek bir şut tehdidi yok ve bu açıdan Fisher’dan çok daha kötü.. Bitti mi? Hayır, ondan da kötüsü var.. Kidd, Lamar karşılığında bu takıma gelince 4 numara anormal bir şekilde boşalacak.. Kwame-Bynum front court oluşturabilirler mi? İmkansız, daha önce 4 numarada denendi Kwame ve başarısız oldu.. Turiaf? Nedendir bilmiyorum, Phil fazla tutmuyor.. Geriye ne kalıyor?.. Lamar’dan beter Radmanovic’li günler ve karabasanlar diyarı.. Takıma katacağı şeyler inanılmaz evet, ama götürecekleri çok daha güçsüz olduğumuz alanların daha da güçsüzleşmesi olduğu için Lamar’ın bir point guard için gönderilmesi pek kabul edilebilir durmuyor şu anda benim için..