| Düşman Kardeşler: Shaq & Kobe |
|
|
| >> GEÇMİŞTEN: Hilmi Doğan | |
| Salı, 23 Ekim 2007 | |
Bu yaz, genel menajerinin küresel ısınmadan etkilenmediğini anlamsız hareketlerine devam etmesinden anladığımız bir kulübün taraftarı olarak bereketli günleri geride bırakmış bir çiftçi veya tanımadığı yatakta çırılçıplak uyanan talihsiz bir genç kız gibi hissetmem çok da yersiz değil sanırım.Peki ben bu konuda n’apıyorum? Acısı, tatlısı, tuzu, biberiyle eski günleri yad ederek birazcık olsun huzur bulmayı umuyorum. Tek Kanatla Uçabilir Misiniz? Kuşları düşünün… Kanatlı ve buna bağlı olarak uçabilen varlıklar. Bir de 1999-2004 yılları arasındaki Lakers’ı düşünün… Kobe ve Shaq önderliğinde yükseklerde gezen bir takım. Benzer gelmedi mi? Eğer o dönemki Lakers’ı bir kuş kabul edersek Kobe ve Shaq’ı bu kuşun kanatları olarak değerlendirebiliriz. Aynı Magic-Kareem gibi. Bir soru daha; Shaq-Kobe denilince aklınıza neler geliyor? Three-peat mi, Kobe’nin Shaq’ı beslediği pozisyonlar mı, 2004 yılında olanlar mı?.. Bu iki isim aynı cümle içinde kullanıldığında benim aklıma iki şey geliyor; beraberlik ve zıtlık. 3 şampiyonluğun üstüne o zıtlığı da aşabilse birkaç tane daha ekleyebilecek bir beraberlik, fakat bu beraberliğin daha fazla yol almasına imkan vermeyen bir zıtlık. Bir psikolog mantığıyla, analize bu ilişkinin çocukluğundan başlayayım istiyorum. İki... Jerry West, yarattığı salary cap’le, basketbolun yanında müzik ve film sektörüne de ilgisini gösteren yetenekli serbest pivot Shaquille O’Neal’ı 7 yıl, 122 milyon $’lık kontratla ve kendi tabiriyle gördüğü en iyi workout’lardan birini çıkaran potansiyel yumağı Kobe Bryant’ı (dönemin önemli pivotlarından Vlade Divac karşılığında) kadrosuna katarak Lakers’ı eski günlerine döndürme çabasındaydı.İlk sene, bu ikili aynı parke üstünde fazlaca durmadı. Shaq, önceki sene rahatsız eden sakatlığının devamında yine bolca maç kaçırırken; Kobe, Nick van Exel ve Eddie Jones gibi mevkidaşlarının arkasında oturdu fakat smaç şampiyonu olmaktan ve Çaylak Maçı’nda 31 sayı atmaktan kendini alamadı. İlerleyen haftalarda Robert Horry de takıma katıldı. 56 (90-91 sezonundan beri en iyi) galibiyetle play-off’lara giren Lakers, Portland’ı 3-1 ile geçmeyi başardı. Fakat en iyi dönemlerini geçiren Stockton-Malone ikilisinin taşıdığı Utah Jazz karşısında Horry’nin iyi oyunu sadece şeref sayısı almaya yetti ve gelecek sezona hazırlıklar başladı. Çalışmayı seven West, bir rol oyuncusunu daha takıma dahil etti; Rick Fox. Bununla beraber takım, normal sezon galibiyet sayısına 5 galibiyet daha ekleyerek Pasifik’te 1., Batı’da 2. olurken; Kobe, sayı, asist ve ribaund ortalamalarını önceki sezona göre ikiye katlıyor, halk oylamasıyla All-Star’da ilk beş başlayan en genç oyuncu oluyor (bu daha sonra Lebron James tarafından kırıldı); Shaq ise yine bir araba dolusu maç kaçırıyor fakat 28.3 sayı, 11.4 ribaund ve 2.4 blokla evvelki sezon yaptığı istatistikleri yakalıyordu. Play-off’larda da Portland ve Seattle’ı yenerek konferans finaline Utah’a tekrar elenmek üzere (bu sefer süpürüldük) çıkıyorduk. Lakavt nedeniyle Şubat’ta başlayıp sadece 50 maç süren ertesi sezon, ikilinin gördüğü en sönük sezon olarak da hafızalara kazındı. (Bunun faturası da koç Del Harris’e kesildi) Shaq’ın isteği üzerine gönderilen Nick van Exel ve Eddie Jones’un arkasında yedek kalmasına gerek kalmayan Kobe en iyi 3. beşte yer alarak kendi adına bir ilki yaşıyor; Shaq ise alışılageldik şekilde en iyi beşlerden birinde (bu sefer 2.) kendine yer buluyordu. Yetenekli fakat yaşlı Houston’ı ilk turda deviren fakat Duncan’ın gelişiyle ve gelişimiyle bir ivme yakalayan San Antonio’ya da yenilen bizdik. Bu yıl, aynı zamanda, Great Western Forum’da (aka, aka ne lan?(also known as: diğer adıyla), The Forum-bkz: önceki yazım) Lakers maçlarının oynandığı son yıldır. Üç Adam = Üç Yüzük Jerry West’in hamleleri bitmek bilmiyor. Bu sefer de on parmağında on marifet, gardrobunda tonlarca geniş omuzlu pahalı ceket ve vitrininde 6 yüzükle Phil Jackson koç olarak görev başına geldi. Jackson’ın gelişi aynı sene meyvelerini vermeye başladı. 67-15 (tüm zamanlarda en iyi 6.) gibi mükemmel denebilecek bir galibiyet-mağlubiyet sayısıyla normal sezonu tamamlayan takımı taşıyan yine Kobe-Shaq ikilisiydi. Kobe en iyi defansif beşe seçilen en genç isim olmuş, Shaq da karmalarda kendine rezerve edilmiş yerlerin haricinde All-Star (Tim Duncan’la beraber) ve normal sezon MVP (bir oy daha alsaydı, fikirbirliğiyle MVP seçilen ilk oyuncu olacaktı; oyu vermeyen isim ise Allen Iverson’ı bu ödüle layık gören o zamanın CNN çalışanı Fred Hickman idi) ödüllerine değer görülmüştü. Kings ve Suns, Lakers’a elenmekten kurtulamadı. Lakers’ı final yolunda en fazla zorlayan takım Portland’dı. Seriyi 5. ve 6. maçlardaki galibiyetleriyle Staples Center’daki son maça bırakan ve rüzgarı arkasına alan “Öncüler”in 7. maçın son 12 dakikasına girilirken tabelada 13 sayılık üstünlükleri vardı. Ne olduysa ondan sonra oldu. Kendi evinde oynamanın avantajını kullanan Lakers, ağlatan bir seriyle (bizim mutluluk, Portland’lıların da acı gözyaşları arasında) öne geçtikten sonra Kobe’nin Shaq’a verdiği aleyup pasının baskete dönmesiyle beraber çılgınlar gibi seviniyorduk. Bu maç Lakers (hatta Portland) tarihinde bir köşetaşı olarak yerini aldı. Yaklaşık on yıl aradan sonra Larry O’Brien’a bu kadar yakın olan Lakers’ın karşısında tek engel olarak Reggie Miller’lı Indiana Pacers duruyordu. Indiana karşısında, Portland karşısında olduğu kadar yalpalamayarak seriye 6 maçta nokta koyduk. Kobe’nin 4. maçın sonunda yaptığı kahramanlıkları da unutmuyoruz. Ayrıca Shaq finallerin en değerli oyuncusu seçilerek aynı sezonda 3 MVP ödülünü de kazanan 3. oyuncu oldu. Şampiyonluğun şehre dönmesinin ardından kadroda radikal bir değişikliğe gidilmedi. Fakat değişen bir şey vardı: Kobe. Oyunuyla büyürken egosu da büyümüştü. Shaq’ın iş ahlakını ve liderliğini sorgulamaya başlamıştı. Kocaoğlan da boş durmadı, karşılık verdi. Ve atışmalar sezonun çoğunda devam etti. P-Jax ise bu duruma çoğunlukla müdahale etmeyip meseleyi kendi aralarında halletmelerini bekledi. Derek Fisher’ın 62 maç kaçırdığı sezonu evvelki efsane normal sezona göre daha normal bir galibiyet/mağlubiyet oranıyla bitirdik. Kobe ve Shaq ise kavgalarını başka zamana bırakarak normal sezonda yapamadıklarının acısını play-off’ta çıkardılar. Sırasıyla Portland, Sacramento ve San Antonio’yu süpürürken, belirtmeden geçemeyeceğim: Spurs’e ayrı bir tarife uygulanmıştır, çok gevşemiş olacağız ki Allen Iverson’ın sürüklediği Philadelphia’nın küçük çaptaki “Osmanlı”sıyla kendimize geldik ve başka maç vermeden şampiyon olduğumuz sırada Diesel de 2. kez aldığı finaller MVP’sini kutladı.Normal sezonu önceki yıla göre daha iyi oynamamıza rağmen Pasifik birinciliğini Sacramento Kings’e kaybetmiştik fakat asıl önemli olay ise Kobe-Shaq ilişkisinin daha ılıman geçmesiydi. Hatta Shaq, Kobe’nin MVP’yi almasını destekledi. Kobe, MVP olmadı fakat biraz gönlü alınmış oldu. Play-off’larda da Robert Horry’nin aktifliğini görüyoruz. Portland serisini süpürmemizi sağlayan son saniye basketi haricinde Sacramento ile oynanan konferans finallerinde son derece mühim ve malum bir son saniyle “Yıldırım aynı yere iki kez düşmez” tezini de çürütüyordu. Konferans Finali’ni zor aşan Lakers düzlüğe çıkmıştı. Jason Kidd’in olağanüstü oyunu, Nets’i ancak Final’e kadar taşıyabildi. Rahat bir oyunla New Jersey’i süpüren tarafın en iyi oyuncusu olarak Shaq finaller MVP’sini yine saray yavrusuna götürüyordu. Mahşerin Dört Atlısı? Geçen sene yaşadığı sakatlığın ameliyatını yazın olabilecekken, “Madem takımla beraber sakatlandım, takımla beraber iyileşirim” diyerek Hazırlık Kampı’na kısa süre kala bıçak altına yattı ve birkaç maç kaçırdı. Takım, 98-99 sezonundan beri gördüğü en düşük galibiyet/mağlubiyet oranıyla ev sahibi avantajı kazanamadan girdiği play-off’ta Minnesota’yı elerken, San Antonio’ya 6 maçta boyun eğdi. (Ne berbat sezonmuş be, 2 cümlede geçtim!) Bu sezon, Kobe’nin geçirdiği en iyi bireysel sezonlardan biri olarak hafızalarda yer tutacak.(son 2 kripton yılından sonra) Yeni sezondan önce (2000’den beri) Genel Menajer Mitch Kupchak’ın serbest ajanlar Karl Malone ve Gary Payton’ı bağladığını öğrenen Kobe, muhtemelen ameliyata girmeden bunu kutlamak istedi fakat eşi yanında değildi. Sonrasını biliyoruz… Dava ve dizinin rehabilitasyonuyla ilgilenen Kobe, kampa katılamadı. Bunu fırsat bilen Shaq, “herkes buradaydı” gibisinden bir şeyler söyledi. Hatta bundan sonra diyalog düzenine geçip bakalım birbirlerine nasıl laflar sokmuşlar. Kobe kampa katıldıktan sonra; S: Kobe, dizi iyileşene kadar skorer olmak yerine pasörlüğü daha çok tercih etmeli. K: Gard pozisyonunun nasıl oynanacağını senden öğrenecek değilim. S: Ben takımın lideriysem tavsiye veririm. Sezon sonu kontratın bitiyomuş. Bas git buradan. Kesiyim mi lan topunu? K: Kes. Kampa da şişko ve şekilsiz gelmişin. Amip misin nesin? Bi de tecavüzcü diye adımız çıktı, herkes aradı. Hatta senin amcan bile. Senden bi çağrı bile yok. Ayıp be. S: Bencil K: Sensin bencil. … (Yukarıdakilerin doğruluğuna kanma sevgili okur) (Hepsi değil, sadece diyalog) Bu hırgürün arasında girilen senede kadrodan beklenen düzeyde bir derece gelmedi. (“Gizli Mamba” bizi iki kere ipten almasaydı Pasifik 1.liği de elden gidiyordu) Kobe, dava oturumlarından çıkıp maçlara yetişiyor, hatta bu maçlarda daha iyi oynuyordu. Play-off’lara Houston Rockets’ı eleyerek başlayan Lakers, San Antonio karşısında 2-0 geriye düşse de toparladı. 5. maçın sonu ise peri masalı gibi. Duncan’ın dengesizce attığı şut çemberden geçerken şut saati 0.4’ü gösteriyordu. Yani birinin topu alıp ancak fırlatmasına yetecek kadar bir süre. Spurs oyuncuları, Hidayet ve SBC taraftarı çılgına dönmüştü. Fakat “ya tutarsa” denilen tuttu ve ben, o anlarda sevinçten ne yaptığını bilmeyen her taraftar gibi, yukarı bakıp bağırmayı düşünürken varlığını unuttuğum duvarda sağlam bir yankı bıraktım. Bir dahaki maçı da kazanıp kesin favori olarak görüldüğümüz Final Serisi’ne kapağı attık. Fakat zayiat büyüktü. Duncan’ı çok iyi savunan Malone, sakatlanmıştı. Ve rakip Detroit’in en önemli hücum güçlerinden biri olan R. Wallace’ın savunmasında önemli bir eksiğimiz vardı. Serinin geri kalan kısmı bir asır kadar uzun, aynı zamanda Gülün Adı kadar sıkıcı. Ama madem gelmişiniz. Ben size bir çay ikram edeyim. Bu arada maçtan sonraki düşüncelerimi falan aktariyim. “Fırına iki çay”1.Maç: Hehe. İkinci "Iverson" vakası. 2.Maç: Lan yine gidiyodu maç. Allah’tan Kobe yine altın yumurtladı. 3.Maç: Bak baba, görceksin buradan döndürcez bu seriyi 4.Maç: Adama bak ya. Nasıl da azimle çarpı atıyo. Sokaklarda mı öğrendin sprey kullanmayı. Piston seni. 5.Maç: … Bir Fincan Kahve Beklentileri karşılayamayan takımda tam bir kaos ortamı hakimdi. Yaz bittiğinde Phil Jackson ve Karl Malone emekliye ayrılmış, Gary Payton Boston’a gönderilmiş, Shaq Miami’ye gitmişti. Geriye kalan bir tek Kobe’ydi. Kobe ve Shaq’ın ayrı takımlarda olması, atışmalarına engel teşkil etmiyordu. Ta ki 2006 All-Star maçına kadar. İkilinin zaman zaman konuştuğu ve şakalaştığı görüldü. Biliyor musunuz; bu yazıyı neden yazdım? Çünkü Shaq ve Kobe’nin atışmalarını bile özleyecek duruma geldim şu anda. Umudumuz, şu ankine göre kıyaslanmayacak kadar fazlaydı. Ama yine bir kaçış yolu buluyorum. Umudumu, Durant kadar olmasa da, gençlerimize bağladım. Esen kalın… |
| Bu köşeye yazılan bir önceki yazı > |
|---|
- Sezon 2008-09





Bu yaz, genel menajerinin küresel ısınmadan etkilenmediğini anlamsız hareketlerine devam etmesinden anladığımız bir kulübün taraftarı olarak bereketli günleri geride bırakmış bir çiftçi veya tanımadığı yatakta çırılçıplak uyanan talihsiz bir genç kız gibi hissetmem çok da yersiz değil sanırım.
Jerry West, yarattığı salary cap’le, basketbolun yanında müzik ve film sektörüne de ilgisini gösteren yetenekli serbest pivot Shaquille O’Neal’ı 7 yıl, 122 milyon $’lık kontratla ve kendi tabiriyle gördüğü en iyi workout’lardan birini çıkaran potansiyel yumağı Kobe Bryant’ı (dönemin önemli pivotlarından Vlade Divac karşılığında) kadrosuna katarak Lakers’ı eski günlerine döndürme çabasındaydı.
Şampiyonluğun şehre dönmesinin ardından kadroda radikal bir değişikliğe gidilmedi. Fakat değişen bir şey vardı: Kobe. Oyunuyla büyürken egosu da büyümüştü. Shaq’ın iş ahlakını ve liderliğini sorgulamaya başlamıştı. Kocaoğlan da boş durmadı, karşılık verdi. Ve atışmalar sezonun çoğunda devam etti. P-Jax ise bu duruma çoğunlukla müdahale etmeyip meseleyi kendi aralarında halletmelerini bekledi. Derek Fisher’ın 62 maç kaçırdığı sezonu evvelki efsane normal sezona göre daha normal bir galibiyet/mağlubiyet oranıyla bitirdik. Kobe ve Shaq ise kavgalarını başka zamana bırakarak normal sezonda yapamadıklarının acısını play-off’ta çıkardılar. Sırasıyla Portland, Sacramento ve San Antonio’yu süpürürken, belirtmeden geçemeyeceğim: Spurs’e ayrı bir tarife uygulanmıştır, çok gevşemiş olacağız ki Allen Iverson’ın sürüklediği Philadelphia’nın küçük çaptaki “Osmanlı”sıyla kendimize geldik ve başka maç vermeden şampiyon olduğumuz sırada Diesel de 2. kez aldığı finaller MVP’sini kutladı.
Bu hırgürün arasında girilen senede kadrodan beklenen düzeyde bir derece gelmedi. (“Gizli Mamba” bizi iki kere ipten almasaydı Pasifik 1.liği de elden gidiyordu) Kobe, dava oturumlarından çıkıp maçlara yetişiyor, hatta bu maçlarda daha iyi oynuyordu. Play-off’lara Houston Rockets’ı eleyerek başlayan Lakers, San Antonio karşısında 2-0 geriye düşse de toparladı. 5. maçın sonu ise peri masalı gibi. Duncan’ın dengesizce attığı şut çemberden geçerken şut saati 0.4’ü gösteriyordu. Yani birinin topu alıp ancak fırlatmasına yetecek kadar bir süre. Spurs oyuncuları, Hidayet ve SBC taraftarı çılgına dönmüştü. Fakat “ya tutarsa” denilen tuttu ve ben, o anlarda sevinçten ne yaptığını bilmeyen her taraftar gibi, yukarı bakıp bağırmayı düşünürken varlığını unuttuğum duvarda sağlam bir yankı bıraktım. Bir dahaki maçı da kazanıp kesin favori olarak görüldüğümüz Final Serisi’ne kapağı attık. Fakat zayiat büyüktü. Duncan’ı çok iyi savunan Malone, sakatlanmıştı. Ve rakip Detroit’in en önemli hücum güçlerinden biri olan R. Wallace’ın savunmasında önemli bir eksiğimiz vardı. Serinin geri kalan kısmı bir asır kadar uzun, aynı zamanda Gülün Adı kadar sıkıcı. Ama madem gelmişiniz. Ben size bir çay ikram edeyim. Bu arada maçtan sonraki düşüncelerimi falan aktariyim. “Fırına iki çay”