| Latince Geyik: Güneş Batıyor |
|
|
| >> Volkan Bahçeci (misafir) | |
| Cuma, 19 Ekim 2007 | |
Güneş, Arzu, Ko be... Şapkalı ‘a’, Sokrates, Ş .Şen & K. Sunal, Hall of Fame, Kopya, Açık Fermuar, Şahin K., Smaş, Dan Dickau, Saşanın şeysi, Stevie Wonder, Nietzsche, Pandora, Sayısal Loto, Gulyabani, Xanax, Kırgız İneği, Volens et Potens, ve tabii ki Lakers Camiası...Hepsi az sonra... (Gerçekten) Ne garip, gün ortasında kalmasını gün batarken ise gitmesini istemeyiz. Bütün gün kalmak için, gitmemek için direnen, bizi durmadan taciz eden; ama kendini bir türlü beğendiremeyen, sevdiremeyen güneş, tam da çekip başka diyarlara, başka insanlara gidecekken sevda(lı)mız olur. ‘Kaçan kovalanır’ derler, ondan mı acaba? Ne de güzel görünür bu vakitlerde, nazire yaparcasına. Giderayak büründüğü altın sarısı rengi mi, yoksa, büyülüyor bizi? Tam melankoli saatleri... Ve ben aşağı yukarı her gün bu saatlerde yaptığım şeyi yapmak, aklıma ve kalbime giren, ama hayatıma bi türlü girmeyen Arzu’nun başrolde oynadığı hayallerimi kurmak üzereyim. asdasdfsaagjwzsdnmgfpxbyrv Bu ne ya? Frekanslarım karıştı birden. Güneşin altın rengi ile yuvarlak şeklinden yola çıkıp, Lakers logosuna geçiş yaptım. Hayal dünyama gerçekler karıştı, ya da gerçek dünyaya hayallerim... Bilemiyorum hangisi, karmakarışık oluverdim bir anda. Yoruluyorum bu karmaşadan Ve gözlerimi kapıyorum, Ama yine de görüyorum. Görüyorum, görüyorum... “Smaş topu sürüyor, sürüyor, sürüyor pas verecek adam arıyor ama bulamıyor Kobe’yi üç kişi tutuyor, Lamar zaten kendi kendini tutuyor, Walton aranıyor? Ama bulunamıyor! Kwame desen ağaç taklidi yapıyor!” İnanılmaz bir şey, önümüzdeki sezonun görüntüleri gözümün önüne geliyor! Ama yine de ben gözlerimi açmayı tercih ediyorum. Pozisyonun sonunu izlemesem de olur. Kalp var, tansiyon var, şeker var...Bak sen şu işe; kehanet yeteneğim olduğunu bilmiyordum. Hemen frekanslarımla oynamaya başlıyorum, bakalım sayısal loto kanalını bulabilecek miyim? Geliyor, geliyor, geliyor... 24, 7, 4, 54 Hadi dayan biraz daha iki tane kaldı... 2. Hadi güzel kardeşim, sadece bi tane kaldı...Yok yok. çıkmıyor. Beş tutturmak da fena değil hani, temiz 2 milyar verir (YTL’ye bir türlü geçemeyenlerdenim). Ama bu işte bir terslik var? Sayısalda 54 olmaz ki! Tüh be! Lakers’ın beşiymiş bu. Maalesef kehanet değilmiş, sadece bir çeşit ket vurma(İleri mi geri mi bilemeyecem o kadarını, zaten hep kopya çekerdim psikoloji derslerinde). Hatta bunun neredeyse bir deja-vu olduğunu düşüneceğim. Önceki sezonda da öyle olmuştu; 24, 7, 4, 54, 1 şeklindeydi ilk beşimiz. Ama bu deja-vu değil, çünkü bu yıl bir değişiklik var. ‘Bir’ değişikliği var. Bir numarada bir birimlik bir artış var. Artık ‘Bir’ yok, ‘İki’ var. Ayrıca anlıyorum ki ben geleceği değil, geçmişi görmüşüm. Smaşlı Lakers’ı görmüşüm. Ama artık O yok ve bu durum, bir Lakers’lı olarak mutlu olmak için bir sebep, Lakers’tan umutlu olmak için de yine aynı sebep... (Gramere bak be, Türkçe derslerinde de kopya çektiğimi söylemiş miydim?) Gerçek dünyada güneş batarken, hayal dünyamda yine yeni yeniden doğmaya başladı. Peki ama hayallerimiz gerçeğe ne kadar uygun? Ya da şöyle sorayım; bu yine yeni yeniden doğan güneş beni ne kadar ısıtacak? O da olmadı daha açık sorayım; Smaş gidip Derek geldi diye şampiyon olacağımızı mı sanıyorum ben? Hayır. Şöyle anlatayım, benim Arzu’yla beraber olma hayalimin gerçekleşme ihtimali neyse, Lakers’ın bu sezon şampiyon olma ihtimali de o. Yani %0 ile %1 arasında sıfıra daha yakın bir yerde... Bonitas non est pessimis esse meliorem. Latinceye merak saldım son zamanlarda. İki önceki cümlede diyor ki: En kötüden daha iyi olmak, iyi olmak anlamına gelmez. Geçen yıla göre belki aşama kaydettik, belki Derek Fisher, Smush Parker’dan daha iyidir. Olabilir. Ama beklediğimiz, istediğimiz bu muydu? Değildi. Contender dendi, takas dendi, şampiyon olabilme ihtimalinden bahsedildi ve bir garip Lakers taraftarı (yani ben) almış olduğu gazla Mayıs ayında oturup bir Off-Season yazısı yazdı. Ve işte o yazıdan bir alıntı: “Olduğu gibi bırak! : Kupchak ve diğer yöneticiler takas adına hiç birşey yapmaz, yapamaz; MLE ile point guard avına çıkar ve yeniden sözleşme imzalanan ve de drafttan gelecek oyuncular ile kadroyu tamamlar Lakers. Veee gelecek yıl Xanax satışları patlar Los Angeles’ta... Üç seçeneğimiz var: Savunması iyi olan point guard almak, hücumda iyi olan point guard almak, veya hem savunmada hem hücumda iyi olan point guard almak; Chauncey Billups gibi. Evet, evet... bu üç seçenek içinde Billups’ı alırız diyenlerle bende üçün birini alacağımız konusunda hemfikirim.” Velhasıl; Facta non verba. Yani bize laf değil iş lazımdı. Ama gelin görün ki Genel Menajerimizin yazın verdiği en önemli beyanatlardan birinde, tarde sed tute yani yavaş ama emin adımlarla contender olma yolunda ilerlediğimizi söylüyordu. Laf mı iş mi siz takdir edin artık... Off-season üzerine çok da fazla konuşmak istemiyorum aslında. İlk yarısı Kobe’nin takas bunalımlarıyla geçti (ya da geçmedi!) - ki yukarıda andığım yazıda ‘takas olmayacağı kesin tek oyuncu’ dedikten sonraki gün ‘bana ne, bana ne. Ben gitmek istiyorum’ diye feryat figan eyledi hazret. Ne diyeyim Kobe ben sana? Yaz mevsiminin diğer yarısı da Jermaine O’Neal’ın takası konusuydu Lakers için. Batug forumunda bir arkadaş çok güzel bir şekilde anlatmıştı Jermaine transferini; hemen kopyalıyorum: “Lakers’ ın transfer hamlelerini okuduğumda aklıma yüce Türk büyüğü Şahin K. geliyor: geliyorum , geliyoruum , geliyorummmm.... gelemedim.” Her neyse, Nil desperandum, yani umutsuzluğa kapılmayalım. Gelelim yeni sezona ve kadroya, ve de oyunculara vereceğim nasihatlara. (Buradan forum adminlerine sesleniyorum: Tez zamanda forumdaki nick’im “Sokrates” olarak değişe!) İşte Lakers 2007-2008 (yeni bir takas olmadığı sürece) - Derek Fisher, Kobe Bryant, Luke Walton, Lamar Odom, Kwame Brown - Jordan Farmar, Maurice Evans, Vladimir Radmanovic, Ronny Turiaf, Andrew Bynum - Javaris Crittenton, Sasha Vujacic, Brian Cook, Chris Mihm Kağıt üstünde vasat, parkede değişken bir takım. Kağıt üstünde fazla şutör ama sertlikten yoksun, gerçekte ise hem (defansta) yumuşak hem de (hücumda) isabetsiz. Kağıt üstünde genç ve enerjik(!), oyun içinde yer yer ahı gitmiş vahı kalmış. Her şeye rağmen seviyorum ben bu takımı. Cogito ergo sum. (Düşünüyorum öyleyse yazayım)Geçen yıl bu zamanlarda, Lamar ve Luke forvette beraber oynadığı zaman savunmada sıkıntı yaşar ama hücumda çok rahat ederiz diye düşünüyordum. Çünkü çok iyi pas kanalları olan, çok rahat şut pozisyonları bulacak olan ve sonuç olarak çok fazla sayı atacak bir takım izlenimi veriyordu o zaman Lakers. Aslında sezonun ilk dönemlerinde göstergeler bu yöndeydi, gidişat yeterince iyiydi. Ancak zamanla net bir şekilde görüldü ki Lamar Odom ve/veya Luke Walton’dan en az biri şut atma ve sayı kanallarını bulma konusunda başarılı olamazsa, form tutmazsa ve istikrar yakalayamazsa Lakers bu işten zararlı çıkıyor. Çünkü böyle durumlarda daha çok sayı yiyoruz, üstelik diğer yandan daha da az atıyoruz. Ancak geçtiğimiz sezon Lamar ve Luke’ün formsuzluğu ve sakatlık problemleri yetmezmiş gibi, şutuna güvenerek mid-level bağladığımız Radmanovic de kariyerinin en kötü yılını yaşadı. Üç forvetin yarım yamalak performans gösterdiği (hatta o kadarını bile gösteremediği) takımın oyun kurucusu Smush iken ve pivotundan hücumda kayda değer verim sağlayamıyorken maç kazanmanın yolu Kobe’nin 40+ atmasına kalıyordu ki, bazen o kadarı bile yetmiyordu. Peki şimdi ne yapmalı? Aut viam inveniam aut faciam. Phil Baba ya bir yolunu bulacaktır, ya da (yeni) bir yol yapacaktır. Benim naçizane fikirlerime göre; Lamar ve Walton ikilisinin beraber oynayacakları süreleri azaltmalı, bu yıl ‘kendisini bulmasını’ umut ettiğimiz Radmanovic’ten daha fazla istifade etmeli ve Ronny Turiaf’ı -takıma sertlik ve enerji getirdiği için- ikinci uzun olarak (yani dört numarada) daha uzun süreler kullanmalıyız. Odom’u 3, Turiaf ve bir pivotu 4-5 olarak kullanmak da yer yer işe yarayabilir. Üç pivotu kenarda tutup Turiaf’ı beş numarada oynatmak genelde iyi bir tercih olmayacaktır bence. Bu fikrim Turiaf’ın orada oynayamayacak olmasından değil, dört numarayı onunla yedeklememiz gerektiğini düşündüğümden. Bir başka seçenek de, Kwame-Bynum veya Kwame-Mihm şeklinde pota altında zaman zaman denenebilecek olan“Çifte kazmalar” yaklaşımı da hem daha sert savunma ve hem de daha fazla ribaund getirebilir. Tabi madalyonun öteki yüzünden bakarsak, daha uzun, daha sert bir takım, daha yavaş ve daha az yeteneklidir. Denenebilecek bir diğer seçenek de kısalarda Kobe ile Mo Evans’ı yan yana oynatmak olabilir. Kobe’nin yedeği olduğu için ve Kobe neredeyse maç boyu oynadığı için, Evans’tan yeterince verim alamıyoruz bence. Oysa süre aldığı zamanlarda hep faydalı işler yapan bir oyuncudur kendisi. Kobe ve Evans’ı yan yana oynatmanın iki yolu olabilir: 1-2 olarak oynatmak ve 2-3 olarak oynatmak. Gidişata göre, rakibe göre, ihtiyaca göre hepsi denenebilir. Vesaire vesaire... Yazı uzuyor, koç ve oyuncular hakkında yazmak istiyorum bundan sonrasında. Şirin Baba, Şirin Baba bizi şampiyon yapsana! Koç Phil Jackson bu yaz Hall of Famer oldu. Tebrik eder ve takdirlerimi sunarım. Başta Nba.com ve Yahoo olmak üzere pek çok önemli sitenin anketlerinde oyverenlerce NBA tarihinin en iyi koçu seçildi (her ne kadar ben aynı fikirde olmasam da). Tüm bu gelişmeler yazın Phil Baba’nın moralini yükseltmiş olsa gerek. Ancak moralini düşüren şeyler de vardı hiç şüphesiz. Bunların başında yapılamayan takaslar geliyor. Takasların yapılmamasındaki bir numaralı sebep ise yönetimin Bynum’ı tutmak istemesiydi (Ki ben yönetimin Bynum için takındığı tutumu destekliyorum).Ama Phil Baba’ya sorsanız ad praesens ova cras pullis sunt meliora diyecektir size. Yani bugünün yumurtaları, yarının piliçlerinden makbuldür. Ben de Phil Baba’nın yerinde olaydım “Bana ne Bynum2012’den; Jermaine2008 gerek beni” derdim sanırım. Şimdi bir bakalım: Phil Baba’nın elinde geçen yıldan ‘biraz daha az genç’ bir kadro var. İyimser yaklaşırsak biraz daha olgun olmalarını bekleyebiliriz. Ayrıca ergenlik dönemini atlattığını sandığımız genç adam Bynum, eski dost – eski toprak Fisher, Radman Reloaded, ve Chris ReMihm bu yıl takımın önemli parçaları, koçun yeni kozları olacaklardır. Bi de bunların yanında daha uzun sürelerde ve daha verimli oynayabilecek Farmar ve Turiaf gibi genç arkadaşlardan da katkılar gelecektir. Yeniden sakatlık problemi olmadığı sürece Lamar, ve Kwame’den de bir sezon boyu yararlanabilirsek ne ala. Phil Baba sihirbaz değil, ama muhakkak iyi bir sanatçı. Ve elindeki yontulacak kalas malzemesi fena durmuyor (Hiç yoktan iyidir). Bekleyelim ve görelim... * * * Gelelim oyunculara... Kaptanla başlayalım, Kobe Bryant. Ko be or not Ko be. That’s the question? Göründüğü kadar aptal bir espri olsun diye yazmış olmak isterdim, ama, maalesef öyle değil. Hakikat bu. Belki de siz bu yazıyı okuduktan bir saat sonra takas olduğunu duyacaksınız, belki de 4 yıl sonra Lakers’la yeni bir sözleşme imzalıyor olacak. Ama şu anda Lakers’ın oyuncusu, ve ben de yazımı bu meçhul gerçeğe dayandırarak yazıyorum. Kobe (Lakers’la) şampiyon olmak istediğini söylemiş, ben de ona diyorum ki crede quod habes, et habes adamım. Yani, sahip olduğuna inan ve senin olsun adamım. Yaşına, yüzüklerine ve Spurs’e attığı ölümsüz son saniye şutuna hürmeten, sırada Derek Fisher var... Lakers’ın yıllardır bir numarada çektiği bir sıkıntı var. Bize savunma yapabilen, ayakları hızlı, ve mümkünse üçgende sırıtmayacak bir PG gerektiğini, Stevie Wonder dahil tüm Lakers camiası görüyor. E, Smush Parker’ın gideceği sezon bitmeden önce belliydi zaten. Ve de Lakers’ın yazın point guard arayacağı. Arıyordu da sanıyorum. Ama bu aramaların olası bir hedefi değildi Derek Fisher. Mukadderat işte, çocuğunun hastalığı dolayısıyla Utah’tan ayrılma durumu oldu ve birdenbire kendini Los Angeles’ta buldu. Savunmaya pek yeni birşey getirmesini beklemiyorum aslında. Smush’ın yaptığı kamikaze dalışlarını yapmaz ve tuttuğu adamın önünde kalır en azından. Ama yine de yavaş kalacağı bir gerçek. Hücumda kendisinden tek istediğim boş şutları yüksek bir yüzdeyle sayıya çevirmesi. Bu hem ekstra sayı üretmek hem de Kobe’yi rahatlatmak için şiddetle ihtiyacımız olan bir şey. Bunlardan başka saha içinde ve dışında Derek, takıma abilik yapacaktır ve umut ediyorum Jordan ile Javaris’in gelişimine katkıda bulunacaktır. Lamar Odom Redde Caesari quae sunt Caesaris. Sezar'ın hakkını Sezar'a teslim edelim. Takımın ikinci adamı, ikinci skoreri, birinci ribaundçusu, diğer istatistikleri de iyi, güzel, hoş. Önemli işler yapıyor, eyvallah. Ama yine de herkesin olumsuz eleştirilerini üzerinde topluyor. Neden? Aslında benim Lamar’a kızdığım nokta yaptıkları değil, yapmadıkları! Lamar 3 numaraya büyük, 4 numaraya küçük gelen bir oyuncu. Yine de her halükarda yetenekli biri. Diğer taraftan biz onu hep dört numarada kullandığımız için undersized kalıyor rakiplerine karşı. Bu bir dezavantaj. Kabul. Peki ama hızı, hareketli yapısı ve dışarıdan şut atabilmesi de avantajları değil mi? Bunları niye kullanmıyor? Şut atabilmesi dedim de, o da çok kötüydü aslında geçen sezon (dış şut için). Tabi diğer forvetlerimiz daha iyisini yapmadıkları için gözümüze batmamış olabilir bu durum. Lamar çok yönlü bir oyuncu. Bence biz ondan daha fazla verim almalıyız. İstatistiklerini bir yana koyarsak, hücumda pek top/sorumluluk isteyen bir yapısı yok. Topu aldığı zamanlarda da içeriye girmeyen, boş bulduğu yerden sallayan bir yaklaşımı var. Ne diyeyim bilmiyorum ve kendisini koça havale ediyorum. Bir de Lamar’ın adının tüm takas dedikodularında bu kadar anılması hoşuma gitmiyor aslında. Dimyat’a pirince giderken, evdeki Lamar’dan olmaktan korkuyorum... Andrew Bynum Oyun içinde henüz değilse de masa başında çok kritik bir oyuncu oldu Bynum. Dile kolay, önce Kidd’in sonra Jermaine’in takaslarını yatırdı. Israrla istendi, ısrarla verilmedi. İçeride sebep olduğu karışıklık da cabası. Bynum’ın pişmesine daha ne kadar var bilmiyorum, ama Lakers camiasının çok aç olduğu kesin. Çiğ çiğ yiyecekler maazallah çocuğu, korkuyorum.Bu yaz kendini çok geliştirmiş olduğunu okuyoruz. Şu bir gerçek ki, eğer önümüzdeki birkaç sene içinde bir şampiyonluk yaşayacaksak, bunun için Bynum’ın etkili, daha doğrusu, çok etkili oyununa ihtiyacımız olacak. Ve ben inanıyorum ki o günleri göreceğiz. Sol lucet Bynumus (Güneş Bynum için parlıyor)... Kwame Brown Kwame’nin boyuna posuna bak, draft’ta seçildiği sıraya bak, o da yetmezse aldığı maaşa bak; son olarak da topu eline alınca neler yaptığına bak. Esse Gulyabani quam videri. Gulyabani gibi görünmek değil, öyle olmak gerekir. Lamar gibi, Kwame’de de kızdığım nokta şu: Çok şey yapabileceğini biliyorum ve de bekliyorum, ama yapmıyor. Lakers’a geldiğinden bu yana oyunun en azından savunma yönünde ciddi bir gelişme göstermiş olmasını takdir ediyorum. Aslında etmesem de olur. O kadar kontrat aldıktan sonra o kadarı da olsun yani. Peki ya oyunun diğer yarısı? Doğum günü pastasıyla (basket topuna kıyasla) daha başarılı smaç yapabilen bir adamdan bahsediyorum, rica ederim! Neyse daha fazla anlatmayayım Mal’ımızın mallığını da değeri düşmesin :) Çünkü aklımda bir takas fikri var. Düşünüyorum ki, Kwame’yi Kings’e gönderip karşılığında Artest’i alabiliriz. Bence böyle bir takasta her iki tarafta pek birşey kaybetmez, ama çok şeyler kazanabilir. Vladimir Radmanovic İşte Lakers’ın ne kadar çok yönlü, çok boyutlu bir takım olduğunun bir numaralı kanıtı: Başka hangi takımda hem bale hem de kış sporları yapabilen yetenekler var? Tabi balenin, snowboard’un basketbola ne katkısı vardır bilinmez.... Vladimir atmaya, satmaya kıyamadığınız ama diğer taraftan beraberliğiniz süresince bir türlü mesut-bahtiyar olamadığınız oyuncu tiplerinden. Adam uzun, atlet ve çok yetenekli bir şutör. Her maç 15 sayı katkı vermesini bekleyeceğiniz biri. Ama o katkı gelmiyor, çünkü sırf oyuncuda o potansiyel var diye skorborda +15 eklemiyorlar. Bak Vladecim sözüm sana, eskiler (milattan bile eski olanlar) demişler ki: Quemadmoeum gladis nemeinum occidit, occidentis telum est. Yani, Kılıç asla bir kâtil değildir; sadece kâtilin elindeki bir araçtır (şapkalı ‘a’ kullandım, dikkat çekerim). Kısacası şut atabiliyor olman değil, şut atman rakiplerimizin canını yakar. Hayır yani, o boyla bir blok yaptığını da görmedim bari şut at be adam. Şimdi düşünüyorum da, Radman’dan umutluyuz, Bynum’dan umutluyuz, Farmar’dan umutluyuz, ondan umutluyuz, bundan umutluyuz, aklıma Nietzsche’nin bir lafı geliyor (korkmayın Latincesini bilmiyorum). Der ki: “Umut en büyük kötülüktür, çünkü çekilen acının ömrünü uzatır!” Var ya, hep bu kadın milleti yüzünden çektiğimiz acılar! (bkz: Pandora Miti) Maurice Evans Mo biladerim Lakers’ta en sevdiğim oyuncuların başında gelir; efendi, çalışkan, komplekssiz, sorunsuz ve işini yapan. Maalesef hakettiği kadar süre veremiyoruz kendisine. Mamafih oyun içinde Kobe’nin süresini kısmamız pek olası görünmüyor. Az yukarıda da bahsettiğim gibi ikisinin beraber oynayabileceği formüller geliştirebilir Phil Baba. Mo’ya diyeceğim Labor omnia vincit. Emek her şeyi yener, sen çalışmaya devam et yeter. Luke Walton Kemal Sunal’ın bütün filmlerini izlemişimdir herhalde ve de Şener Şen’i tabi. Çocukken çok gülerdim oyunlarına ama aptalca olduğunu düşünürdüm hep. Oysa zamanla fark etmeye başladım ki meğer hayatı, davranışları, psikolojiyi ve insanları ne de güzel anlatmışlar. Misal Süt Kardeşler filminde Şener Şen filmin ilk yarısında Sütoğlan sandığı şişman damada hep “Seni hiç sevmedim Sütoğlan, zaten babanı da sevmezdim” diyor ya, şöyle çevrenizdeki insanları ve onların çocuklarını bir düşünün, genelde çocuklar üç aşağı beş yukarı aynı davranışları göstermelerine rağmen, ebeveynlerini sevdiğiniz çocukları sever, sevmediklerinizin çocuklarını da sevmezsiniz (Oh be sağ salim bitti cümle). Aynı filmin sonlarında gerçekler ortaya çıktıktan sonra sevilmeyen Sütoğlan değişiyor; Şaban oluyordu, hem de aynı gerekçeyle: “Seni hiç sevmedim Sütoğlan, zaten babanı da sevmezdim”. Öğrendik ki Lakers camiası Bill Walton’ı hiç sevmezmiş zamanında. Gelin görün ki gün oldu, devran döndü Bill’in oğlu Luke, Lakers forması giyer oldu. E, Lakers camiası da Kumandan Hüsamettin tepkisi verdi, Sütoğlan muamelesi çekti Luke’e ilk zamanlar. Şimdi ise 30 milyon USD veriyor... Luke ilginç bir oyuncu. Fazla zeki, iyi pasör ama istikrarsız bir şutör ve savunmada yavaş ve de zayıf. Hücumda doğru işler yapabiliyor, oyunu açıyor, iyi yerlere pas atıyor, zaman zaman kendine pozisyon bile yaratabiliyor. Tek kötü tarafı çoğu boş pozisyonlarda ‘Kırgız İneği’ performansı göstermesi. (Kırgız inekleri en çok sütü verirmiş cinsdaşlarına göre, ancak süt sağma işi bitince derhal dolu kovaya bir tekme atar tüm emeği heba ederlermiş. Haliyle bir ton küfürü de yerlermiş). Walton bildiğiniz üzere bu yaz 6 yıl 30 milyonluk kontratı kaptı. Age quod agis, Luke. İşini iyi yap, yatma kontratın üstüne, babanın kulaklarını çınlatmayalım. Hadi bakayım... Jordan Farmar ‘Jason Kidd olacak çocuk’ dedik, bağrımıza bastık, gitti çaylak duvarına uçan tekme attı! Hakkaten, ne garip bir çaylak sezonu geçirdi Jordan. İlk beşten sıfır dakikaya, çaylak takımından D-Fenders’a ve ardından yeniden ilk beşe olmak üzere gitti geldi. Hatta NBDL ve NBA’de aynı gün forma giyen ilk (şimdilik tek) oyuncu olarak tarihe bile geçti. Yalnız işin doğrusu beni de bir şüphe aldı ki sormayın, peki şimdi Jordan Farmar ‘Jason Kidd olacak çocuk’ mu, değil mi? Bence iyi kumaş var çocukta, ama kendini bulmuş mudur, ya da bulur mu zamanla göreceğiz. Experientia docet, Jordan, tecrübe en iyi öğretmendir. Javaris Crittenton "LakersTR’yi resmen tanıyan ilk Laker’a selam olsun." Phil Baba malumunuz, sahada ne kadar görürüz bu yıl bilmiyorum, ama Javaris’e de pek bir içimiz ısındı şimdiden. Çünkü bu volens et potens (istekli ve potens’iyelli) kardeşimiz... 1.) LakersTR’ye röportaj verdi, kalplerimizi fethetti; üstelik söyledikleri ve tarzı ile ayrıca gözümüze girdi, 2.) NCAA performansı ile draftın gözdelerindendi amma velakin bizim sıraya kalınca steal yapmış hissettik kendimizi. Ve 3.) Lisede de üçgen oynamış olması (4 yıl) ve yatkınlığı ile de doğru seçim olduğuna dair inancımızı arttırdı. Hayırlısı... Chris Mihm Chris Mihm’i yıllar önce ilk izlediğimde iyi bir yedek pivot olabileceğini düşünmüştüm. Bugün gene aynı şeyi düşünüyorum. Sakatlıktan sonra nasıl döneceğini bir kenara bırakırsak, yazın kalması veya gitmesi pek farketmiyordu bana. Ama şimdi Kwame’nin takas edilebileceğini, olmasa bile sezon sonunda ayrılacak olmasının çok büyük ihtimal olduğunu düşününce, kalması iyi olmuş diyorum. Pivot, pivottur. Chris oğlum, braccae tuae aperiuntur. (Chris, fermuarın açık kalmış oğlum.) (Iyyy, yazının Latince konseptini bozmayayım dedim ama yazacak başka bişey bulamadım. Zaten sabahtan beri kasıyorum, kime ne yetiştirecem diye... Biraz anlayış lütfen.) Sıradaki ‘Çifte Karın Ağrıları’na Latince bişey yazmayacam, zira hem latincem tükendi, hem de davul-zurna çalsan anlamazlar zaten. Brian Cook Dan Dickau Clippers’a transfer olmuş. Haberi okuyunca yüzümde bir gülümseme belirdi. Komik bir haber olduğundan falan değil de; hani Dickau’ya “Replika John Stockton” diyorlar ya, ta eskiden ilk duyduğumda çok komiğime gitmişti. Şimdi de ne zaman adını duysam Dan’in, lakabını hatırlarım, gülesim gelir. Dickau ne alaka şimdi Lakers’tan bahsederken? Efendim, ben bu Cookie’nin ilk zamanlarında onu Robert Horry’nin muadili falan sanmıştım. Ancak gelin görün ki Brian Cook, Big Shot amcamızın yerini ne şimdi (dün), ne de sonra (bugün) dolduramayacağını tez zamanda göstermişti. Ben de sonradan Dickau örneğinde olduğu gibi “bundan olsa olsa Replika Robert Horry olur” diye düşünürdüm. Öyle düşünürdüm de, peki ya daha sonra? En kibar ifademle “Artık düşünmüyorum.” hatta mümkünse Cook’u hiç düşünmek istemiyorum. Sasha Vujacic Brian Cook’u andım karın ağrım başladı, ikinci bir karın ağrısı yaşamamak için bari Saşa’yı da aradan çıkarayım. Ekonomik olur. Benim bu Saşa ile Cook’a kafayı takmam boşuna değil! Bu adamları bir Laker’a sorsanız, şutör olduklarını söyleyecektir size. Başka bir numaralarını gören-bilen yoktur, ne savunma direnci, ne ribaund yardımı, ne de takas değerleri vardır. Gördüğünüz gibi parkeden girdim masabaşından çıktım yine de bu iki kazmaya uygun bir sap bulamadım. Peki şutör dedik, üçgen dedik, öptük başımızın üstüne koyduk diyelim. Ne oldu? Her maç 0/3 oldu, 1/5 oldu, ama ne hikmetse bu elemanların şutlarının da hayrını görmedik. Ha yalan olmasın on maçta bir iyi şut atar Saşa. Mesela, geçen yıl bir kez kalktı... Şeyi yani.... Hah! buldum: Şut yüzdesi. Geçen yıl hep yerlerde sürünüyordu, bir kez ayağa kalktı; onda da Dallas’a patladı. Maçı kazandık. Yine de merak ettiğim bişey var: Hadi Saşa ‘hıyar’ diyelim, peki bu Lakers organizasyonun o kadar koç yardımcısı vs. var, hiçbiri görmüyor mu, takip etmiyor mu bunları? Yahu elemanın oyunu üç yılda bir arpa boyu yol almaz mı, boyut kazanmaz mı?.. Ha, şu ikisi adam olsunlar utandırsınlar beni; şu yazının çıktısını alır seve seve yerim hiç gocunmam. Ronny Turiaf Turiaf’ı unutur muyum hiç, bilhassa sona bıraktım assolistler gibi. Üşenmedim elimdeki Latince dokümanlardan aradım taradım ve Cesuryürek’in ne demek olabileceğini çıkardım: Fortes Cor. Enerji, sempati, neşe, heyecan ve iş. Zekası yerinde, kabiliyeti yeterli, Sonuç: Bir Turiaf tüm Fransa’ya bedel. (Aslında Lakers’a bedel diyecektim ama ‘yok artık’ dedim, Fransa’yı ise gözden çıkarmak çok kolay oldu.) Quod erat demonstrandum. (Böylece gösterimiz sona erer) Notlar: 1.) Bu yazı İskenderun’da yazıldı. Bilen bilir burada güneş Kasım ayında dahi yakar adamı öğlen saatlerinde... Ki ben kabasını bir ay önce Eylül ortasında yazdım, devamını ise Ekim’in ortalarında bulunduğumuz şu günlerde bitirdim. 2.) Arzu adıyla andığım hanımın gerçek adı başkadır. Okumuş, hatırlayan vardır belki, eskiden forumdaki imza kısmında da anardım gerçek adıyla. Takıntım işte idare edin. 3.) Latince’den o kadar alıntı yapmanın sebebine gelince: Quidquid latine dictum sit, altum viditur. (Latince söylenen söz kulağa derin gelir.) Volkan Bahçeci (forumdan why me?) |
| < Bu köşeye yazılan bir sonraki yazı | Bu köşeye yazılan bir önceki yazı > |
|---|
- Sezon 2008-09





Güneş, Arzu, Ko be... Şapkalı ‘a’, Sokrates, Ş .Şen & K. Sunal, Hall of Fame, Kopya, Açık Fermuar, Şahin K., Smaş, Dan Dickau, Saşanın şeysi, Stevie Wonder, Nietzsche, Pandora, Sayısal Loto, Gulyabani, Xanax, Kırgız İneği, Volens et Potens, ve tabii ki Lakers Camiası...
İnanılmaz bir şey, önümüzdeki sezonun görüntüleri gözümün önüne geliyor! Ama yine de ben gözlerimi açmayı tercih ediyorum. Pozisyonun sonunu izlemesem de olur. Kalp var, tansiyon var, şeker var...
Cogito ergo sum.
Koç Phil Jackson bu yaz Hall of Famer oldu. Tebrik eder ve takdirlerimi sunarım. Başta Nba.com ve Yahoo olmak üzere pek çok önemli sitenin anketlerinde oyverenlerce NBA tarihinin en iyi koçu seçildi (her ne kadar ben aynı fikirde olmasam da). Tüm bu gelişmeler yazın Phil Baba’nın moralini yükseltmiş olsa gerek. Ancak moralini düşüren şeyler de vardı hiç şüphesiz. Bunların başında yapılamayan takaslar geliyor. Takasların yapılmamasındaki bir numaralı sebep ise yönetimin Bynum’ı tutmak istemesiydi (Ki ben yönetimin Bynum için takındığı tutumu destekliyorum).
Oyun içinde henüz değilse de masa başında çok kritik bir oyuncu oldu Bynum. Dile kolay, önce Kidd’in sonra Jermaine’in takaslarını yatırdı. Israrla istendi, ısrarla verilmedi. İçeride sebep olduğu karışıklık da cabası. Bynum’ın pişmesine daha ne kadar var bilmiyorum, ama Lakers camiasının çok aç olduğu kesin. Çiğ çiğ yiyecekler maazallah çocuğu, korkuyorum.
Mo biladerim Lakers’ta en sevdiğim oyuncuların başında gelir; efendi, çalışkan, komplekssiz, sorunsuz ve işini yapan. Maalesef hakettiği kadar süre veremiyoruz kendisine. Mamafih oyun içinde Kobe’nin süresini kısmamız pek olası görünmüyor. Az yukarıda da bahsettiğim gibi ikisinin beraber oynayabileceği formüller geliştirebilir Phil Baba.