| Neyin Peşindeyiz? |
|
|
| >> THE CORNER: Kaan Sunman | |
| Cumartesi, 13 Ekim 2007 | |
Sezonun başlamasına yaklaşık 20 gün var ve Lakers’ı takip etmeye başladığımdan beri ilk defa bu kadar duygusuz bekliyorum sezonun açılmasını. Erken biten sezon, büyük bir katkı yapılamayan off-season; maalesef beni ve çoğu Lakers taraftarını karamsar, beklentisiz bir ruh haline soktu. Yaklaşık 10 aylık yazı yazmadığım dönemin sonunda, suskunluğuma ara verip, kendi çapımda bir off-season değerlendirmesiyle karşınıza çıkıyorum.
Lamar Odom (takası-sakatlığı-yıldızı) Sakatlığı ve olası takas ihtimalleri sonucu ismi en çok telaffuz edilen oyuncumuzdu Lamar Odom. İki yazdır çok beklediğimiz, Kobe'nin yanına sözde alacağımız yıldızın en büyük takas malzemesiydi Lamar Odom... Kevin Garnett, Jermaine O'neal ve son olarak da Shawn Marion adayları için ilk başta konuşulan oyuncumuzdu. Bu olası takasları değerlendirmek gerekirse, bu üç oyuncudan sadece Kevin Garnett bu takımı şampiyonluk adayları arasına sokabilrdi. Olmasını en derin duygularımla istediğim, son iki yazdır en çok beklediğim takastı Kevin Garnett takası. Lamar olsun, Bynum olsun, Kobe hariç herkes gidebilirdi “Big Ticket” için, fakat bu fantezi de KG'nin Boston'a gitmesiyle yalan oldu. Aslında gerçekleşmesi gerçekten zor bi takastı: Wolves'ın yeniden yapılanması için uygun isimleriz yoktu, Kevin Mchale'ın bize günahını vermeye niyeti yoktu... Bunun sonucunda Garnett'in yeni sezonda bir Celtic olması pek sürpriz olmadı benim açımdan. Fantezi yalan olunca tüm odak Jermaine O'Neal'ın üzerine yoğunlaştı. Çoğu taraftar, O'Neal'ı bu takımı tepeye taşıyacak oyuncu olarak görüyordu. Aslına bakılırsa gerek savunması ve sayı gücü olarak içeriyi Odom'dan daha iyi toparlayacak bir isimdi. “O'Neal + Tinsley” için “Kwame-Lamar” ikilisini vermek, guard ve 4 numara bölgesinde zaafı olan Lakers için yararlı bir takas gibi gözüküyordu. Her şeye rağmen bu takasın olmaması beni mutlu etti. Bunun nedeni olarak da JO'nun takımı güçlendireceği ama şampiyonluk seviyesine çıkaracağını düşünmememdi. Burada özellikle Lamar Odom'a olan sevgim, özellikle son iki Suns serisindeki savaşçı görünümünün üzerimdeki etkisi sonucu JO için ondan vazgeçemeyeceğime karar verdim. Hani ama bir yazda şampiyonluğa oluşacak takımı beklemek ne kadar doğru, o da diğer bir tartışma konusu. Burdan yazdıklarımla anlaşılacağı gibi JO takası benim en çok çeliştiğim, bir türlü iyi mi olacak, kötü mü olacak karar veremediğim bir takas muhabbetiydi. Son olarak Shawn Marion'a gelince, her play-off'da kaybolan, Lamar'ın yalan ettiği “The Matrix”e Lamar'ı vermeyi düşünmek bile Odom'un onuruna leke sürmektir bence. Sonuç olarak Odom'un takas olmamasına içten içe sevindim. Son sakatlık raporuna göre sezonun başını kaçıracak gibi. Saçındaki yıldız imajı ile, ameliyattan daha güçlü çıkmış, iyileşmiş bir halde onu sevmeyenleri utandırması yolundaki dileklerimi yolluyorum burdan Lamar'a... Kobe'nin Baskısı Play-off'lardan elendiğimizin acısı tazeyken, Kobe'nin kısaca “beni takas edin” tarzı açıklaması gündeme bomba gibi düştü. Aslında haksız sayılmazdı; Shaq takasından sonra yönetim onun üzerine kurulacak olan ve şampiyonluğa oynayan bir takım sözü vermişti fakat 3 sene içerisinde 2 play-off macerası ve ilk turdan ötesine gidemedi, Los Angeles Lakers takımı. Şu an itibariyle çoğu basketbolseverin gözünde NBA’nın en iyi oyuncusu kabul edilen süperstarımız bu kadroyu ve başarısızlığı hak etmiyordu. Ne olursa olsun yaptığı bu tür açıklamaların takıma daha çok zarar verdiği kanaatindeyim. Bu durum, yönetimi iyice köşeye sıkıştırdı ve diğer takımlardan iyi oyuncularımızı almamızı zorlaştırdı ve takım içinde gerginliğe ve huzursuzluğa yol açtı (misal: Kobe’nin Bynum üzerindeki eleştirileri). Bu gerginlik sadece takım içinde sınırlı kalmadı, Lakers taraftarlarını da bir hayli gerdi. Her sabah kalktığımda “acaba bugün Kobe takas oldu mu?” sorusuyla bilgisayarın başına geçtim, çok çeşitli fikirler ve takas senaryolarını okudum, geçtim. Bu böyle rutin bir hal aldı, araya FIBA Americas girdi ve Kobe o dönem bu konuyla ilgili hiç açıklama yapmadı, sonra acaba pre-season’a katılacak mı soruları soruldu ve sonunda yarım saatlik gecikme ile de olsa Media Day’a katılarak resmen (sonunda) “bu sene buradayım” dedi. Halbuki ne senaryolar, dedikodular, adaylar (başta Portland, New York, Chicago...), konuşulmuştu, tartışılmıştı. “Gitsin de takımı yeniden yapılandıralım” diyenler, “gitmesin o bizim Lakers’ı tutma nedenimiz” diyenler ve en kahramanları: “gitsin de kendini kurtarsın, gençliğine yazık” diyenler olarak üçe ayrılmıştı Lakers taraftarı. Bense, gitmesini hiç istemedim, çünkü en mükemmel, en olgun dönemini yaşıyordu ve yapacağımız hiçbir takas onun boşluğunu doldurmaya yetmeyecekti. Onun çevresine iyi bir takım kurmak fikri her zaman daha mantıklı olandı fakat yine maalesef o beklenen hamleler olmadı. Basına yaptığı açıklamalar, Bynum’a yaptığı eleştirileri hiç tasvip etmememe rağmen takımda kalmasına çok sevindim Kobe’nin. Bu takım yükselecekse bunda en büyük rolün ona ait olacağı kanısındayım. NBA kariyeri boyunca sadece Lakers forması altında mücadele etmiş bir oyuncu olarak emekliliğe ayrılmasını istediğim yegane oyuncu: Kobe Bryant. Hoşgeldin Derek Fisher! Efsane dönemimizin en sempatik, en çalışkan ve en savaşçı oyuncularındandı Fisher. Kritik zamanlarda attığı üçlükleri, her top için kendini yerlere atışı, Spurs’ü yıkışı, kafasındaki bandı ile tam bir sembol isimdi D-Fish. Sırf bu duygusallık yüzünden ilk başta gelmesine çok sevindim ama sonra düşününce “acaba eskisi gibi yararlı olabilecek mi?” diye sormadan edemedim. 2 sene daha yaşlanmıştı, 1 senedir çift guard sistemde 2 numara oynuyordu, aklı hasta kızındaydı, drive eden delici guardlara karşı yavaş kalırdı ki bu bizim en büyük sorunumuz (sadece şimdi değil Fisher’lı dönemde de öyleydi) gibi sorular aklımı meşgul etmeye başladı. MLE’yi vermek pek de akıllıca değildi sanki. Bu olumsuzluklara rağmen rahat edebileceği, tanıdık bir ortama gelmesi onun takıma daha çok şey vermesini sağlayabilir. Sistemi tanıması takıma çabuk adapte olmasında önemli rol oynayacaktır. Tecrübesi sayesinde arkasındaki bir dolu genç guarda çok büyük örnek teşkil edecektir ki bu da Lakers’ın geleceğine olumlu yansıyacaktır. Böylelikle Fisher’ın geri dönüşünün olumlu yönlerini ile paragrafı bitirip her şeye pozitif bakamaya devam edelim. 5 Guard Takımın en büyük zaaflarının başında gösterdiğimiz guard problemimizi bu sene beş tane guardımızdan hangisi çözecek, çok merak ediyorum. Bu beşinin de yaşları düşünüldüğünde aralarında en şanslı Derek Fisher. Çünkü Phil Jackson’ın genç oyunculara özellikle ilk senelerinde ne kadar süre verdiği ortada. Bu bakımdan iki çaylağımız Coby Karl ve merakla beklediğimiz, röportaj bile yaptığımız Javaris’i ekstra bir şey yapmadıkları sürece az göreceğimiz aşikar. Geçen sene uzun dönemler kaybolan ve pek istikrar sağlayamayan Jordan Farmar da kendini geliştirmemişse bu derinlikte işi zor. Bu üçlü dışında yıllardır saç baş yolduran Sasha’dan ben bu sene ne bekleyeceğimi gerçekten bilmiyorum. Saçlarını falan da uzatmış yeni şekliyle oyununu da yenilemiştir umarım. O kadar guard eklenmesine rağmen şişmiş ama hala en zayıf olan noktamız gibi duruyor bir numaralı pozisyon. Derek Fisher banko ilk beş gibi duruyor ama oynayacağı sürenin 25-30 dakikayı geçeceğini düşünmüyorum. O’nun dinlendiği sürede kim ön plana çıkacak onu hep beraber göreceğiz herhalde. İşin diğer tarafı ilk beş guardı dediğimiz Fisher’ın da eskisi kadar güven vermediğini, nasıl bir performans göstereceği de ayrı bir merak konusu. Bu bölge için sezonun ikinci yarısına doğru Zen Master’dan bir sürpriz bekliyorum. Kötü giden bir bölge için All-Star arası gibi bir zamana doğru orada oynayan oyuncuyla devam eder sonra yedekten çok çok az oynattığı bir ismin sürelerini arttırmaya başlayarak takıma monte eder. Mesela geçen sene sakatlıkların ve Smush’un da etkisiyle Shammond Williams’ı öyle kazandırmıştı kadroya. 2003 sezonunda ise Horry’i keserek Madsen’ı ilk beşe yerleştirmişti. Böyle bir kazancı Javaris’le görmek beni en çok mutlu edebilecek oyunucların başında gelicektir. Beklenenler... Geçen sezon yaptığımız en büyük transfer olan Radmanovic’den bu sene bir çıkış, kıpırdanış beklemek tüm Laker’ların hakkı. Geçen sene birkaç maç dışında hiçbir varlık göstermeyen, bir de yetmezmiş gibi snowboard yaparken düşüp omzunu çıkarıp sezonu kapamasının unutulması için bu sezon kendini kanıtlaması gerekiyor Radman’ın. Bir sezon evvel yan komşu Clippers’la tutturduğu istatistiklerin (10.7 sayı, 5.7 rib, %41 üçlük) bir anda bu rakamlara düşmesi (6.6 sayı, 3.3 rib, %33 üçlük) kimseyi memnun etmediği apaçık ortada ve bir şeyler yapmak istiyorsa kim bir kıpırdanma gösterse bir anda umut ışığı olacak bu sezon onun için büyük bir şans. Sokacağı üçlükler ve alacağı ribauntlarla geçen sezonun özrünü sahada vermesini umut ediyorum Sırp forvetin.Bir başka beklenti kuşkusuz Bynum. Odom’un yanında tüm takaslara, beraber paket oldular ama senaryodan ileriye gidemediler. Takımın en genci ve üzerinde en çok beklenti olan takımın geleceği. Buss ailesinin onun üzerindeki ısrarının takımda kalması üzerinde büyük bir etkisi oldu kuşkusuz. Geçen sezonki, Phil Jackson’la yaşadığı olay (yediği fırça ve sonra gözyaşlarına hakim olamaması) bile baskının üzerindeki etkisini gösteriyordu. Shaq’la yaşadığı olaydan sonra tamamen sevgi ve saygımı kaybetmiş olmasına rağmen, hiçbir zaman büyük bir oyuncu olabileceğine inanmama rağmen bu yazki Kobe’nin eleştirilerine çok büyük bir olgunlukla cevap vermesi takdirimi topladı. Ayrıca vücut olarak ne kadar irileştiğini görünce ona karşı bir anda umut beslemeye başladım. Umarım bu baskı bu sezon onu çökerteceğine daha da güçlendirir ve beklenen gelişmeyi gösterir genç Bynum... Son olarak... Kobe’li, Phil Jackson’lı Lakers için belki de son şans olan bir 07-08 sezonu bekliyor bizi. Olası bir başarısızlık durumunda P-Jax’ın kontratını uzatma ihtimali çok çok düşük. Dokuz şampiyonluk yüzüğü bulunan, hep kafaya oynamak isteyen bir koç olan Jackson’un para için kontratını uzatma gibi bir ihtimali yok, ki zaten bunu kendi de belirtti. Kobe zaten daha sezon sonundan niyetini belli etti. Takım güçlenmedikçe, ona verilen “contender” sözü tutulmadıkça üç sezon içinde sabrı tükendi. Bu sezonda gelecek bir başarısızlık sonunda gidicilerin başı gibi duruyor yıldız oyuncumuz. Bu durumda aklıma iki seçenek geliyor. Ya bu kimsenin pek bir şey beklemediği takım geçen sezon gibi play-off’ları son sıralardan zorlayıp, ilk tur hüsranı ile dağılacak. Ya da köşeye sıkışmış bir kedi gibi pençelerini gösterecek, saldıracak ve sürpriz bir gelişme gösterecek. Benim beklentim ikinci opsiyondan yana çünkü ben geçen senenin başında oynanan oyundan ve takımın sakatlıklar olmasaydı ilk beşe oynayacağından emindim. Bu sezon takımın kendilerini kanıtlamak için daha istekli ve arzulu olacağına eminim o yüzden onlara güveniyorum. Bilmiyorum belki yapımdan dolayı fazla iyimserim ama işler ne kadar kötü giderse gitsin heyecansız ve kötümser bakamıyorum takıma. Ben hala inanıyorum… |
| < Bu köşeye yazılan bir sonraki yazı | Bu köşeye yazılan bir önceki yazı > |
|---|
- Sezon 2008-09





Sezonun başlamasına yaklaşık 20 gün var ve Lakers’ı takip etmeye başladığımdan beri ilk defa bu kadar duygusuz bekliyorum sezonun açılmasını. Erken biten sezon, büyük bir katkı yapılamayan off-season; maalesef beni ve çoğu Lakers taraftarını karamsar, beklentisiz bir ruh haline soktu. Yaklaşık 10 aylık yazı yazmadığım dönemin sonunda, suskunluğuma ara verip, kendi çapımda bir off-season değerlendirmesiyle karşınıza çıkıyorum.
Fantezi yalan olunca tüm odak Jermaine O'Neal'ın üzerine yoğunlaştı. Çoğu taraftar, O'Neal'ı bu takımı tepeye taşıyacak oyuncu olarak görüyordu. Aslına bakılırsa gerek savunması ve sayı gücü olarak içeriyi Odom'dan daha iyi toparlayacak bir isimdi. “O'Neal + Tinsley” için “Kwame-Lamar” ikilisini vermek, guard ve 4 numara bölgesinde zaafı olan Lakers için yararlı bir takas gibi gözüküyordu. Her şeye rağmen bu takasın olmaması beni mutlu etti. Bunun nedeni olarak da JO'nun takımı güçlendireceği ama şampiyonluk seviyesine çıkaracağını düşünmememdi. Burada özellikle Lamar Odom'a olan sevgim, özellikle son iki Suns serisindeki savaşçı görünümünün üzerimdeki etkisi sonucu JO için ondan vazgeçemeyeceğime karar verdim. Hani ama bir yazda şampiyonluğa oluşacak takımı beklemek ne kadar doğru, o da diğer bir tartışma konusu. Burdan yazdıklarımla anlaşılacağı gibi JO takası benim en çok çeliştiğim, bir türlü iyi mi olacak, kötü mü olacak karar veremediğim bir takas muhabbetiydi.
Efsane dönemimizin en sempatik, en çalışkan ve en savaşçı oyuncularındandı Fisher. Kritik zamanlarda attığı üçlükleri, her top için kendini yerlere atışı, Spurs’ü yıkışı, kafasındaki bandı ile tam bir sembol isimdi D-Fish. Sırf bu duygusallık yüzünden ilk başta gelmesine çok sevindim ama sonra düşününce “acaba eskisi gibi yararlı olabilecek mi?” diye sormadan edemedim. 2 sene daha yaşlanmıştı, 1 senedir çift guard sistemde 2 numara oynuyordu, aklı hasta kızındaydı, drive eden delici guardlara karşı yavaş kalırdı ki bu bizim en büyük sorunumuz (sadece şimdi değil Fisher’lı dönemde de öyleydi) gibi sorular aklımı meşgul etmeye başladı. MLE’yi vermek pek de akıllıca değildi sanki.
Geçen sezon yaptığımız en büyük transfer olan Radmanovic’den bu sene bir çıkış, kıpırdanış beklemek tüm Laker’ların hakkı. Geçen sene birkaç maç dışında hiçbir varlık göstermeyen, bir de yetmezmiş gibi snowboard yaparken düşüp omzunu çıkarıp sezonu kapamasının unutulması için bu sezon kendini kanıtlaması gerekiyor Radman’ın. Bir sezon evvel yan komşu Clippers’la tutturduğu istatistiklerin (10.7 sayı, 5.7 rib, %41 üçlük) bir anda bu rakamlara düşmesi (6.6 sayı, 3.3 rib, %33 üçlük) kimseyi memnun etmediği apaçık ortada ve bir şeyler yapmak istiyorsa kim bir kıpırdanma gösterse bir anda umut ışığı olacak bu sezon onun için büyük bir şans. Sokacağı üçlükler ve alacağı ribauntlarla geçen sezonun özrünü sahada vermesini umut ediyorum Sırp forvetin.