| Lakers Tarihi: Kırılma Anları |
|
|
| >> Misafir Yazar: Umut Ateş | |
| Cuma, 27 Temmuz 2007 | |
Öncelikle herkese merhabalar. Geçen yazdan beri gerek okul gerekse sezon içinde yazılan yazıların site yazarları tarafından götürülmesi nedeniyle buralara bir şeyler karalayamamıştım. Ama yaz geldi, okullar tatile girdi; bende kendi özel işlerimden vakit bulup bir şeyler karalama zamanımın geldiğini düşündüm ve Lakers organizasyonunun tarihinde yaşadığı ve en az önündeki 5-10 yıllık periyotları etkileyen draft seçimlerine değinmeye çalıştım.1-) 1960 Draftı ve Mr. Clutch İlk sıraya bu draftı koymak hiç de zor olmadı açıkçası. Herhalde dünyada bir insan bir takımın kaderine ancak bu kadar etki edebilirdi. 1960 yılı draftlarında birinci tur ikinci sıradan seçim yapacak olan Lakers tarafından draft edildiğinde kim bilebilirdi ki bu beyaz adamın Lakers tarihine sadece oyuncu olarak değil, GM (genel menajer) olarak da damga vuracağını. Lakers Öncesi… Jerry West, 1938 Mayısı’nda dünyaya geldi. 6 çocuklu bir ailede büyüyordu. Normal bir Amerikan aile hayatına sahip, okulda başarılı bir öğrenci olan West henüz 12 yaşındayken büyük abisinin Kore savaşında şehit düşmesiyle içine kapanık bir yapıya büründü. Bu olay Jerry’nin karşılaştığı sorunlarla başa çıkabilme mekanizmasını geliştiriyordu. Yaşıtlarına göre çok daha olgun ama bir o kadar da çekingen bir yapıya sahipti. Kilolarıyla hafif sorunları olan West basketbola olan becerisini geliştirmek için yaz kış, yağmur çamur demeden çalışıyordu. Parmakları kanayıncaya kadar şut çalışması yapıyordu. East Bank Lisesi’ne kaydını yaptırdıktan sonra hem kişiliği hem de basketbola olan yeteneği hemen fark edilen West, lise takımında bir sezonda 900 sayı barajını geçen ilk oyuncu oluyor ve aynı zamanda da takımını eyalet şampiyonluğuna taşıyordu. West’in bu başarıları bir çok üniversitenin ilgisini çekiyordu ve onlarca kolejden teklifler alıyordu. West ise kararını çoktan vermişti; Virginia Üniversitesi’nde basketbol yeteneklerini sergileyebileceği bir ortam vardı. Buranın tek dezavantajı hayatı boyunca küçük bir kasabada yaşayan West’in ilk defa çok büyük bir okula gitmesiydi. Kimseyi tanımıyor ve zorluk çekeceğini düşünüyordu ama girdiği her ortamda kendini kabul ettirmeyi başaran West, burada da gerek koçunun gerekse arkadaşlarının sevgisini ve saygısını kazanıyordu. 1959 yılında NCAA Finali’ne kadar takımını taşıyan West takımının şampiyonluğu 71-70’lik skorla California Üniversitesi’ne kaybetmesini engelleyemiyordu. Ancak bu mağlubiyet West’in NCAA turnuvasının en değerli oyuncu ödülünü almasına vesile oluyordu. 1960 olimpiyatlarında ise ilk ciddi şampiyonluğunu Amerikan Basketbol takımıyla kaptan olarak kazanıyordu. Ve nihayet sarı-mor günler... West nihayet birinci tur ikinci sıradan Minneapolis’ten henüz Los Angeles’e taşınmış olan Lakers organizasyonu tarafından seçilerek NBA’e merhaba diyordu. Olimpiyat altın madalyasını kazandığında onu izleyen ve hayran kalan Lakers Genel Menajeri Richard Hoffer onu Lakers’a kazandırmaya karar vermişti. West, Lakers’la 15.000 dolarlık bir anlaşma yaptı. Ve ona sorulan ilk sorulara şu cevabı verdi:“Kendimi sudan çıkmış balık gibi hissediyorum, NBA’e hazır mıyım bunu dahi bilmiyorum” Bu sözler bile bir kolej efsanesi olmasının yanında ABD ulusal basketbol milli takımıyla kaptan olarak şampiyonluk yaşamış biri olarak onun ne kadar mütevazi ve ne kadar amatör duygularla bu olaya baktığını gösteriyordu. Bugünkü genç süperyıldızlara bakıyorum da, kazanılan kıytırık bir all-star MVP’sini milyonların önünde yeteneklerine borçlu olduğunu söyleyecek kadar küstahlaşabiliyorlar. Ve, bu süperstar bunu söylediğinde 22 yaşındaydı ve de bu sözleri henüz çok genç olmasına bağlayanlar 22 yaşında Lakers formasını üstüne geçirdiğinde bir olimpiyat şampiyonluğu bulunan kişinin medyaya verdiği cevabı kıyaslamalılar. Git gide yozlaşan insan kültürünün yanında, para, reklam ve akıl hocalarının artması da yeni nesil yıldızlarımızı daha antipatik oyuncular haline getiriyor. Lakers nihayet Baylor’un partnerini bulmuş ve önlerinde 10 yıl boyunca dinamik ikili adıyla anılacak bu isimleri bir araya getirmişti. West henüz ilk yılında NBA’e hazır olup olmadığını medyaya söyleye dursun, maç başına 35,4 dakika süre alarak 17.6 sayı, 7.7 ribaund ve 4.2 asist ortalamaları tutturmayı başarmıştı. Lakers o sezonu 25 yaş ortalamalı bir takımla geçiriyordu ve takımın en önemli ismi Baylor 26 yaşındaydı. Takımda diğer etkili isimler West 22, Rudy Larusso ise 23 yaşındaydı; takımın 3 önemli ismi çok gençti, bunun sıkıntısını Batı Konferansı Finali’nde St. Louis Hawks’a seriyi sürekli önde götürmelerine son maçı 105-103’lük skorla mağlup bitirerek çekiyorlardı. Ancak bir sonraki seneyle birlikte batının lideri konumuna geliyorlardı. West henüz ikinci sezonunu 30,8 sayı ortalamasıyla oynayarak takımını bu kez NBA finallerine taşıyordu. Ancak yine finallerde West’in şansı tutmuyordu; seride Lakers 3-2 öne geçmesine ve serinin 6. maçını da Los Angeles’te oynama avantajını elde etmesine rağmen Bill Russell önderliğinde Red Auerbach’in öğrencileri seriyi buradan çevirip şampiyonluğu Boston’a taşıyorlardı. West, Lakers kariyeri boyunca 10 NBA finali görmesine karşın bunlardan sadece birinde, 33 yaşında mutlu sona ulaşmayı başardı. Ayrıca West, kaybedilen 1969 yılı finalinde en değerli oyuncusu olma onuruna erişti. West’i daha iyi anlatmak için onunla birlikte çalışan, birlikte oynayan, onun hocalığını yapan insanlara kulak vermek gerekli. Duyacağınız sözler şunlar olacaktır: Azimli, alçakgönüllü ve son derece saygılı biri. West, oyunculuğunun yanı sıra Lakers’a genel menajer olarak da hizmet verdi. Ve şu an da Türkiye’de bir Lakers forumu varsa bunu kuşkusuz Lakers’ın son 20 yılına damgasını vuran bu adama borçluyuz. Bugün Türkiye’de Lakers için yanıp tutuşan taraftarlara neden bu takım diye sorduğumuzda alacağınız cevaplar ya Magic, ya Kobe, ya Shaq yada Kareem olacaktır. Bu adamların Lakers forması altında bulunmasını sağlayan adam da bu örnek insan West’tir. West zaten 1980 yılında Hall of Famer olarak onurlandırıldı. Ve bugün bir Lakers’lıya takımınızda Lebron’u mu görmek istersiniz West’i mi sorusu sorulduğunda cevap tartışmasız West olacaktır. En azından ben Lakers taraftarıyım diyen birinden bir başka cevap beklenemez... * * * 2-) Yıl 1979: Dünya Nihayet Gerçek Bir Sihirbazla Tanıştı! Bir çoğumuz sirke gitmişizdir yada gitmesek dahi bir şekilde evlerimizde televizyon vasıtasıyla izleme imkanımız olmuştur. Sirklerin vazgeçilmezlerinden biri de sihirbazlardır. Sürekli olarak yaptıkları gösterileri nasıl yaptığını düşünür dururuz ama asla sırlarını bilmeyiz. Ama birileri çıkar ve daha iyisini yaptıkça eskiden izlediğimiz gösterinin anlamı çoktan kalkmıştır zihnimizde. Ancak bir sihirbazın gösterileri asla zihinlerimizden kazınmadı. Magic, 1979 yılında basketbol dünyasına bomba gibi düştü. Yaptığı numaralar hala çözülemedi ve daha iyisini yapan da çıkmadı. Bu saatten sonra da çıkması da günümüz basketbol anlayışında imkansız. Çok şanslıyım ki ufacık da olsam, banttan da olsa bu adamı izleme onuruna eriştim. Yine çok şanslıyız ki günümüzün teknoloji imkanları bu efsaneyi bize doya doya izletecek bütün imkanları önümüze seriyor. Magic’in kariyer bilgilerini, kaç sayı attığını falan burada vermeye kalkarsam oldukça anlamsız bir hal alır yazı. Az çok basketbolla ilgilenen ve takip eden herkes kolayca bu bilgilere ulaşabilir. Ancak yine de değinecek olursak henüz üniversite ikinci sınıf öğrencisiyken Michigan State Üniversitesi’yle kazandığı şampiyonlukla ve finalin en değerli oyuncusu ödülünü yıllarca NBA’de ezeli rakibi olacak Bird’ün elinden kapıyordu. Bu başarısı onu Lakers’a taşıyordu. 1979 yılı draftlarında 1. tur 1. sıra seçimi olarak hak ettiği değeri görüyordu. Lakers’ta neler mi yaptı? İlk yılında efsane olan kaç oyuncu vardır? Onca oyuncu gelip geçmiştir NBA’e bir çok süper yıldız ilk yılında 18-20 arası sayı ortalamaları tutturmuştur belki biraz daha fazlasını. Ancak Dr. J’li, Maurice Cheeks’li kadronun elinden, hem de takımın süperstarı da sakatlanmışken şampiyonluğu pivot oynayıp alabilecek kaç oyuncu vardır? Cevap basit sadece bir oyuncu: Earvin “Magic” Johnson. Bu başarıyı yakaladığında sadece 20 yaşındaydı Magic. Günümüzde 20 yaş çok küçük olarak gösteriliyor ya bazı medya mensupları tarafından... Ama bu adam 20 yaşındayken umutlarını kaybetmiş, tüm ABD medyası tarafından Kareem’siz bir Lakers’ın, Philadelphia karşısında şansı yok denmesine rağmen o uçakta takımın en genci ve çaylağı olarak “ben pivot oynuyorum ve şampiyonluğu vermiyoruz, kimsenin yüzünü asmasını istemiyorum” diyecek kadar da winner bir isimdi. Ve tarihin yeniden yazıldığı serinin 6. maçında Magic; 42 sayı, 15 ribaund, 7 asistle oynayarak NBA Finalleri tarihinin tartışmasız en özel performansını sergileyerek takımına şampiyonluğu kendisine de MVP ödülünü kazandırıyordu. Bir çaylağın da finallerin MVP’si olduğu tek yıl olarak günümüze kadar gelmiş bundan sonra da bu şekilde devam etmesi büyük olasılıkla beklenmektedir. Magic döneminin özelliklerini yansıtan bir kişiliğe sahipti. Kapitalizmin, oyuncuların ruhlarını böylesine esir almadığı bir dönemin yıldızı olarak asla kaprisli bir insan değildi. Hatta Magic’in gülüşü bir çok defa tartışma konusu olmuş ve en güzel gülen insan oylamalarında defalarca üst sıralarda yer almıştır. Para her zaman ikinci plandaydı Magic için. Başarı en önemli ilkesiydi ancak bunu başka takımların yanına sığınarak yapmak yerine takımının başında gerçek bir lider gibi yaptı. Sorunlar olmadı mı elbette her profesyonel organizasyonda olduğu gibi burada da oldu ama hiçbir sıradan Lakers taraftarı bu sorunları bizzat duyma onuruna(!) erişemedi. Ne mutlu o dönemim genç Laker’larına. Çocuksu bir ruh yapısının yanında tam bir lider olan Magic, NBA tarihinin en komple oyuncusu olarak gönlümdeki yerini almıştır. Magic’i anlatmak için sayfalar harcasak her Laker bir şey eklese yine de dolduramayız buraları. Onu en güzel özetleyen cümleyi ise sanırsak Barkley söylemiştir. Bir röportajda geçen gerçek konuşmalar şöyle olmuştur: Spiker: Barkley, sence NBA tarihinin en iyi oyun kurucusu kim ? Barkley: Stockton Spiker: (Şaşkınlıkla) Peki ya Magic? Barkley: (Tebessüm ederek) Magic oyun kurucu falan değildi. O tanrının bize bir şakasıydı. Magic, oyunculuğu döneminde Lakers’a 5 şampiyonluk ve 9 final yaşattı. 1979 draftı sadece Lakers için değil NBA için de bir benzeri gelmeyen, asla kıyası yapılamayacak (bkz: Jordan-Kobe, Bird-Nowitzki) tek oyuncunun lige dahil oluşu açısından da özel bir yere sahiptir. * * * 3-) 1996 Draftı ve Asi Çocuk Bu draft zaman içinde bir yıldızlar geçitine dönüşecekti. Belki de tarihin en verimli draftı olarak anılacaktı. Ancak bu drafta damgasını vuran takım kuşkusuz Lakers oldu. Charlotte tarafından birinci tur 13. sıradan seçilen Kobe, aynı gece dönemin etkili pivotlarından Vlade Divac ile takas edildi. West burada bir kez daha Lakers’ın kaderinde rol oynayan adam rolünü üstlenmişti.İlk yıl ışığında Lower Merion’un efsanesi Kobe Bryant, takımda Eddie Jones gibi bir yıldızın bulunması ve henüz 18 yaşında olması nedeniyle beklendiği üzere çok fazla süre almadı. Ancak 2000’lere damgasını vuracak Lakers takımının Shaq’le birlikte düşman kardeşlerini oluşturarak 3 yıl üst üste gelen şampiyonlukta (+1 yıl finalde) çok önemli rol üstleniyordu. Onunla oynayan oyuncular dahi hala Kobe’nin kişiliğini çözemediklerini bahsediyorlar. Ama bizim anladığımız Kobe’nin tek tabanca olmayı sevdiği. Kobe ışıkların kendisine çevrilmesinden keyif alan bir süperstar. Yetenek olarak şu an ligin tartışmasız bir numaralı oyuncusu ve bu ilgiyi de sonuna kadar hak ediyor. Kobe maddi durumu oldukça iyi olan bir aileden geliyor, belki de bugünkü şımarık yakıştırmalarını ailenin tek çocuğu olmasına ve bir NBA oyuncusu olan babası Joe Braynt’ın Kobe’ye sağladığı imkanlara bağlayabiliriz. Kobe’nin en büyük eksiğinin öğretici bir yanının fazla olmaması ya da -yaşı 30’a dayandığı şu günlerde- kucaklayıcı bir kişilik olmadığı çok açıkça gözüküyor. Oysa bir çok Lakers taraftarı artık onun asi çocuk, yaramaz adam gibi yakıştırmalarla anılmasından nefret etmiş durumda. Artık Kobe hakkında daha farklı daha olumlu sözler duymak istiyorlar ya da bu sözleri Kobe’nin davranışlarında kendileri aramak istiyorlar. Özellikle bu beklentiler bugünkü kadro yapımızda çok önemli bir faktör haline gelmişken maalesef Kobe bu sınavı çok da iyi bir şekilde geçti diyemeyiz. Hatta bir çoğumuza göre sınıfta kaldı ve Lakers’taki günlerini doldurmuş durumda. Peki neydi bu takımın aktif olarak maçlarını izleyen bu takımı Kobe için seven genç Laker kitlesinin dahi Kobe’yi defterden silmesinin nedeni? Aslına bakarsanız cevaplar çok fazla ancak kendi açımdan bir değerlendirme yapmam gerekirse Lakers taraftarı özellikle son geçirilen 3 sene boyunca sürekli olarak Kupchak’i baş suçlu, kulüp sahibi Buss’ı da bir diğer suçlu olarak eleştiri yağmuruna tuttular. Elde edilemeyen her başarıda günah keçisi ilan edildi Kupchak. Hiçbir taraftar Kobe’yi suçlamadı bugünlere gelişimizde. Zamanında Shaq’le yaşanan sorunlardan dolayı belki bilinçsiz bazı tarafatar grupları; “kendisi buranın kralı olmak için Shaq’ı takımdan göndertti” diyebilmiştir Kobe için. Ama dediğim gibi sağdan soldan duyma, belki de medyanın gerçekleri değil de bilinçsiz kitleyi hedef alan bu yanlı yayınları bazı genç Lakerları bu düşünceye itmiştir. Ta ki bu yaza kadar takım başarısız da olsa, play-off’larda ilk turdan öteye gidemeyecek bir takım görüntüsü verse de ilk kez Kobe onu çok seven, onunla yatıp onunla kalkan hayranlarını dahi kendisinden soğutacak açıklamaları ardı arkasına patlattı. Kobe kendisine verilip de tutulmayan sözlerden dolayı takasını istiyordu. İlk bakışta bunların içinde bende dahil olmak üzere salya sümük ağlamaklı bir hal alıp Kobe’yi haklı bulduk. Ancak çok geçmeden artık bunun kendisine verilen sözlerle pek alakası olmadığı ortaya çıkmıştı Kobe’nin. 3 şampiyonluğu bulunmasına rağmen yaşı da henüz 36 olmadığı halde şampiyonluğa oynayacak bir takıma gitmek istediğini her söyleminde direk olarak söylemese de açıklamaların içinden rahatça çıkarılabiliyordu. Oysa ki daha 1 yıl öncesine kadar “sadece bir şampiyonluk istiyorum çünkü insanlar olamaz dedikleri için” sözleri dökülmüştü dudaklarından Kobe’nin. Bir çok taraftar bu sözü çok anlamlı bulmuş ve ümitlenmişti eski başarılı günler için. Ama “kulüp içinde medyaya yansımamış (!) gelişmeler Kobe’nin bu tutuma bürünmesini sağladı” diyerek kendimizi avutmak istiyoruz dediğimiz günlerde, olay video patladı. Videonun içeriğini az çok biliyoruz ama kısaca geçmek gerekirse; Kobe hazretleri videoda; “s.çtımının Bynum’ı yüzünden Kidd’i elimizden kaçırdık” gibi bir ifadeyle Kupchak’in beceriksizliğini eleştiriyor, aynı zamanda takım arkadaşını küçük düşurüyor. Ama maalesef bunları biz izliyoruz ve Kobe de bu konuşmalarının kameraya alındığından da haberdar. İşte film burada kopuyor bir çok taraftar için. Ne kadar önemli bir yıldız olursan ol, sana verilen sözler tutulmamış dahi olsa, çok da kötü bir kadroda tek başına çırpınsan da hiçbir şey sana dünyanın gözü önünde genel menajerini eleştirme ya da bir takım arkadaşını yerme hakkını vermez. Ayrıca bu konuşmalar olası bir takasımızın da önüne ket vurmuştur. Hele ki O’neal’ın böylesine takımından ayrılmak istediği bir dönemde Larry Bird’ün eli kolu bağlanmışken bütün ipleri rakiplerimizin eline de sunmuş bulunmaktayız. Önümüzdeki süreçte de bir takas ihtimalimiz her geçen günde azalmakta. Özetlersek sürekli olarak mental olarak iyiye gittiği masalına da bizi inandıran Kobe, özür de dilese uzun yıllar kapanamayacak yaralar açtı gerçek Lakerların gönlünde. 1996 draftı; dünümüz, bugünümüz ve geleceğimize yön veren draft oldu. Kobe, yetenekleri tartışmasız bir süper star. Kazanılan 3 şampiyonlukta oynadığı kilit roller asla unutulmaz. Kırdığı rekorları yazmaya kalksak buradan Fizan’a yol olur (orası neresi acaba?). Tartışmasız son 10 yılımızda en çok konuşulan ismimiz ve de bu yaz yaşanan sıcak temaslardan sonra da takımda kalacak mı gidecek mi tartışmaları daha uzun süre konuşulacak gibi. Şimdi Kobe’nin vereceği kararı bekleme sürecindeyiz son 10 yılımıza olumlu ve ya olumsuz bir çok katkısı olan bu adamın önümüzdeki bir 10 yıla da etki etmesi vereceği kararla alakalı. Zaman Lakers’ın alehine işlemekte. Artık Lakers taraftarları play-off birinci turundan sonra tuttukları takımlar olarak 10 parçaya bölünmemeli… 4-) 2005 Draftı: Bynum Bynum Bynum… Varlığı Bir Dert Yokluğu Yara Şimdi çoğunuzun önümüzdeki ne 5 yıla ne de 10 yıla damgasını henüz vuramamış bu gencin burada ne işi var diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Ama Bynum özellikle geçen yıl Lakers’ın tüm takas dedikodularında adı en önde geçen isim oldu. Artık Von Wafer’la adımız geçecek olsa sanırım yine bu genç adamı isteriz diye dikilecek çakal genel menajerler karşımıza. Peki neydi bu kadar Bynum’u değerli yapan öğeler? NBA’de yaşanan saf pivot sıkıntısı bunun en önemli gerekçelerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Bir diğer sebep ise çok genç olması Bynum’un. Tabi her şeyden öte gelişmeye açık yetenekleri de onu takas dedikodularında en önemli yapı taşı haline getiriyor. Ayrıca onun yaşında bir oyuncu için oldukça iyi bir fiziğe sahip olmasını da bu gerekçeler içine koyabiliriz Bugün peşinden koştuğumuz O’neal’ın lige ilk geldiği haliyle kıyaslandığında Bynum’un çok daha iri olduğunu göreceksiniz. Ayrıca aldığı süreler itibariyle özellikle sezonun başında pota altında yalnız kalmadığı dönemlerde gösterdiği performans da oldukça etkileyici. Sezonun sonlarında doğru düşen performansında ise takım arkadaşlarının sakatlanması ve bir ara pota altını Cook’la -bile- savunmak zorunda kalmasına bağlıyorum. Doğal olarak henüz NBA maç temposuna alışmamış biri olarak bu sıkıntıyı çekmesi son derece normaldi. Bynum’un önümüzdeki 10 yılı etkileyecek hamlesi ise takımda kalıp kalmayacağı yönünde verilecek kararla ortaya çıkacaktır. Kobe şu anda Bynum’u benimsememiş olduğunu açık açık söylüyor. Takımın belirli bir seviyeye ulaşamayışını Bynum’a takım sahiplerince ve genel menajerce verilen desteğe bağlıyor. Bu da takım içi bir soğuk savaşın başlamasına yol açmış durumda. Kuşkusuz Bynum zayıf halka bu durumda. Oysa ki her Lakers taraftarı Bynum seçildiği gece onu Lakers’ın geleceği olarak görüyordu. Şu anda ise Kobe’nin takımda kalma şartı, yüksek kapasiteli bir isimin (mümkünse süperyıldız olsun) alınmasına bağlı. Bu durumda da Bynum’u elde tutmak oldukça zor bir hal alıyor. Şimdi Lakers’ta yetkili herkesin şapkasını önüne koyup düşünme vakti geldi. Ya Kobe hazretlerinin isteği doğrultusunda Bynum’u gözden çıkaracaklar ya da Kobe’nin belki bu yaz olmasa da en geç önümüzdeki yaz takımdan ayrılışını seyredecekler. Çünkü şu anki kadro yapımızla maalesef iyice güçlenen Batı’da play-off yapmamız dahi zor görünüyor. Peki Bynum’un gidişi neleri değiştirecek. O’neal takası yapılsa her şey düzelecek mi? Elbette bu sorulara cevap vermek bir bilgisayar oyunu olsaydı zor olmazdı. Ancak daha 3 yıl öncesinde bir yenilenme sürecine girmiş olan takımımız yeniden bir değişimi kaldırabilir mi? Bu sorular açıkçası Lakers genel menajerinin dahi yanıtlayamadığı sorular. Zaten bu soruların yanıtını bulabilselerdi çoktan gereken hamleler yapılırdı. Şu an için Bynum bu kilit yapısını koruyacak gibi görünüyor ve eğer takımdan ayrılmazsa önümüzdeki yıl artan süreleri, gelişen fiziği ve mental yapısıyla da ligin etkili pivotlarından biri olacağı inancını hala taşımaktayım. Bu yazıda Lakers’ın seçtiği ya da Draft gecesi takıma katılan oyuncularının takıma etkilerini ve bu oyuncuların kişilik özelliklerini bilgim yettiği ölçüde sizlerle paylaştım. Bir başka düşünce olarak da, Lakers’ın draftlarda kaçırdığı oyuncuların bize ne gibi etkiler yapabileceği üzerine bir şeyler yazmak isterdim. Ancak asla bilemeyeceğimiz bir konu üstüne fikir yürütmek pek de mantıklı gelmedi şahsen. Crittenton’un bundan on yıl sonra takıma yaptığı katkılar ile bu listeye girmesi dileğiyle... Hoşçakalın... |
| < Bu köşeye yazılan bir sonraki yazı | Bu köşeye yazılan bir önceki yazı > |
|---|
- Sezon 2008-09





Öncelikle herkese merhabalar. Geçen yazdan beri gerek okul gerekse sezon içinde yazılan yazıların site yazarları tarafından götürülmesi nedeniyle buralara bir şeyler karalayamamıştım. Ama yaz geldi, okullar tatile girdi; bende kendi özel işlerimden vakit bulup bir şeyler karalama zamanımın geldiğini düşündüm ve Lakers organizasyonunun tarihinde yaşadığı ve en az önündeki 5-10 yıllık periyotları etkileyen draft seçimlerine değinmeye çalıştım.
West nihayet birinci tur ikinci sıradan Minneapolis’ten henüz Los Angeles’e taşınmış olan Lakers organizasyonu tarafından seçilerek NBA’e merhaba diyordu. Olimpiyat altın madalyasını kazandığında onu izleyen ve hayran kalan Lakers Genel Menajeri Richard Hoffer onu Lakers’a kazandırmaya karar vermişti. West, Lakers’la 15.000 dolarlık bir anlaşma yaptı. Ve ona sorulan ilk sorulara şu cevabı verdi:
Bir çoğumuz sirke gitmişizdir yada gitmesek dahi bir şekilde evlerimizde televizyon vasıtasıyla izleme imkanımız olmuştur. Sirklerin vazgeçilmezlerinden biri de sihirbazlardır. Sürekli olarak yaptıkları gösterileri nasıl yaptığını düşünür dururuz ama asla sırlarını bilmeyiz. Ama birileri çıkar ve daha iyisini yaptıkça eskiden izlediğimiz gösterinin anlamı çoktan kalkmıştır zihnimizde. Ancak bir sihirbazın gösterileri asla zihinlerimizden kazınmadı. Magic, 1979 yılında basketbol dünyasına bomba gibi düştü. Yaptığı numaralar hala çözülemedi ve daha iyisini yapan da çıkmadı. Bu saatten sonra da çıkması da günümüz basketbol anlayışında imkansız. Çok şanslıyım ki ufacık da olsam, banttan da olsa bu adamı izleme onuruna eriştim. Yine çok şanslıyız ki günümüzün teknoloji imkanları bu efsaneyi bize doya doya izletecek bütün imkanları önümüze seriyor.
Bu draft zaman içinde bir yıldızlar geçitine dönüşecekti. Belki de tarihin en verimli draftı olarak anılacaktı. Ancak bu drafta damgasını vuran takım kuşkusuz Lakers oldu. Charlotte tarafından birinci tur 13. sıradan seçilen Kobe, aynı gece dönemin etkili pivotlarından Vlade Divac ile takas edildi. West burada bir kez daha Lakers’ın kaderinde rol oynayan adam rolünü üstlenmişti.
Şimdi çoğunuzun önümüzdeki ne 5 yıla ne de 10 yıla damgasını henüz vuramamış bu gencin burada ne işi var diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Ama Bynum özellikle geçen yıl Lakers’ın tüm takas dedikodularında adı en önde geçen isim oldu. Artık Von Wafer’la adımız geçecek olsa sanırım yine bu genç adamı isteriz diye dikilecek çakal genel menajerler karşımıza. Peki neydi bu kadar Bynum’u değerli yapan öğeler? NBA’de yaşanan saf pivot sıkıntısı bunun en önemli gerekçelerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Bir diğer sebep ise çok genç olması Bynum’un. Tabi her şeyden öte gelişmeye açık yetenekleri de onu takas dedikodularında en önemli yapı taşı haline getiriyor. Ayrıca onun yaşında bir oyuncu için oldukça iyi bir fiziğe sahip olmasını da bu gerekçeler içine koyabiliriz Bugün peşinden koştuğumuz O’neal’ın lige ilk geldiği haliyle kıyaslandığında Bynum’un çok daha iri olduğunu göreceksiniz. Ayrıca aldığı süreler itibariyle özellikle sezonun başında pota altında yalnız kalmadığı dönemlerde gösterdiği performans da oldukça etkileyici. Sezonun sonlarında doğru düşen performansında ise takım arkadaşlarının sakatlanması ve bir ara pota altını Cook’la -bile- savunmak zorunda kalmasına bağlıyorum. Doğal olarak henüz NBA maç temposuna alışmamış biri olarak bu sıkıntıyı çekmesi son derece normaldi.