| Sınav Dönemi Bunalımları |
|
|
| >> Volkan Bahçeci (misafir) | |
| Cuma, 20 Nisan 2007 | |
Dersimiz Phoenix!..Vizede beş chapter’dan sorumluyuz, birinci (Nash), dördüncü (Matrix) ve beşinci (Amaré) daha zor. Ama ikiyle (Raja) üçten de (Boris) sürpriz kazıklar yiyebiliriz tabi! Ha bi de hocanın psikopatlığı tutar, kitap dışından sorarsa (Barbosa vs.)... ... Çan eğrisine duacıyız anlayacağınız (“attığından azını ye ya da yediğinden fazlasını at” şeklinde). Tam saymadım ama yüze yakın sınava girmişimdir okul hayatımda, bazen düşünürüm nasıl bitti okul diye? Yüz bilinmeyenli denklemi çözmeye benzer bu sorunun cevabını yanıtlamak benim işim şimdi. Ama geçmişim bir şekilde bütün dersleri, geride kalmış. Bakalım Lakers da geçecek mi Phoenix serisini... Phoenix Serisinde Lakers Ne Yapar Ki? Phoenix’i yenmenin yolunun Lakers’la (veya rakipleri kim olursa olsun) alakalı olmadığını düşünüyorum. Onları durdurmak veya en azından yavaşlatmakla alakalı olduğunu düşünüyorum.Phoenix’te Steve Nash üzerine kurulu (veya sadece Steve Nash’le çalışan) bir sistem var. Hızlı hücuma, hızlı oyuna, ve bol şuta dayalı. Bu sistemi aksatmanın yolu ise hızı düşürmekten geçer kanımca. Öyle bir durumda geriye yüksek şut isabeti silahı kalır, Suns’a maç kazandırabilecek faktör olarak. O halde nasıl düşürmeli hızı ve isabeti? Cevabını arayacağımız soru bu olmalı. Ama önce, nereye gittiğimizi daha net görebilmek için, nereden geldiğimize bakmak istiyorum. Yaptıklarımız yapacaklarımızın göstergesidir (hem iyi hem kötü anlamda). Şu anki Lakers takımının, Phoenix’e karşı nasıl bir oyun sergilediğine geçen yıla dönerek en başından bakmak istiyorum. Geçen sezon Suns’la 7’si Playoff’larda olmak üzere toplam 11 maç yaptık. 4 galibiyet, 7 mağlubiyetimiz var. Bu maçların bazı istatistiklerini üç ayrı gruba ayırarak değerlendirmek istiyorum. 1- Normal sezonda kaybettiğimiz ilk 3 maç, 2- Playoff’ta kaybettiğimiz 4 maç 3- Playoff’ta üst üste kazandığımız 3 maç Normal sezonda kazandığımız tek maçı ise Steve Nash oynamadığı için değerlendirme dışı tutmak istiyorum. 1-) Normal sezonda yenildiğimiz üç maç (3 Kas, 20 Oca, 7 Nis): Maç başına 112 sayı yemişiz, %45 ile üçlük yemişiz, %31 ile atmışız. Fastbreak’lerden maç başına 16 sayı yemişiz. Boyalı alan sayılarında ise başa başız. Nash bu üç maçta 18 sayı, 12 asist, 5 ribaund, 2 top çalma ortalamaları ile oynamış. 2-) Playoff’larda kaybettiğimiz maçlar (ilk maç ile son üçü): Maç başına 117 sayı yemişiz, %43 ile üçlük yemişiz, %32 ile atmışız. Fastbreak’lerden maç başına 12 sayı yemişiz. Boyalı alan sayılarında hemen hemen başa başız yine. Nash bu dört maçta 22 sayı, 9 asist, 4 ribaund ortalamala ile oynamış, hiç top çalmamış. 3-) Playoff’arda üst üste kazandığımız üç maç (2., 3., 4. maçlar): Maç başına 94 sayı yemişiz, %37 ile üçlük yemişiz, %36 ile atmışız. Fastbreak’lerden maç başına 14 sayı yemişiz. Boyalı alan sayılarında 45’e 37 daha iyiyiz. Nash bu üç maçta 23 sayı, 10 asist, 7 ribaund ortalamaları ile oynamış. Görüldüğü üzere düşük skorda (ve tempoda) geçen maçlarda yenebiliyoruz, tabi yediğimizden daha düşük yüzdede atarsak değil! Bu maçlarda Phoenix’in kadrosu kısalarda Nash ve Raja’ya ek olarak James Jones, Eddie House, ve Barbosa desteklidir. Uzun(umsu)lar ise Marion, Tim Thomas ve Boris Diaw şeklindedir. Bu yıl oynadığımız dört maçta ise 1 galibiyet - 3 mağlubiyet aldık. Ancak tüm maçlarda önemli eksiklerimiz vardı, ve buna karşın hepsinde de Phoenix’i oldukça zorladığımızı düşünüyorum. Sezonun ilk maçı kazandığımız tek maçtı, benim “Dr. Jekyll & Mr. Hyde” teorimin Jekyll tarafıyla oynadığımız bir maçtı öte yandan. Ayrıca Kobe de yoktu. %50’ye %43 ile daha iyi üçlük attık, ama daha önemlisi 29 asist yapmamızın da etkisiyle boyalı alandan tam 66 sayıya gittik. Aynı kategoride Suns’ın ise sadece 34 sayısı vardı! Ama fastbreaklerden 25 sayı yemişiz bu maçta öte yandan. 4 Mart’taki maçta Odom, Walton, ve Radmanovic yoktu. Tek forvet Cook ise 22 sayı 14 ribaund ile oynamıştı. Cook ve de Kobe haricinde başka kimse kayda değer bir hücum performansı gösteremeyince Phoenix’i yavaşlatmamız boşa gitmiş oldu. Nitekim bu maçta Fastbreak’lerden sadece 3 (üç) sayı yemişiz. 8 Nisan’daki maçta da Fastbreak’lerden sadece 4 (sayı) yedik. Kwame’siz ve Radman’sız bu maçta boyalı alan skorunda 64-42 üstün olmamıza karşın üçlük yüzdesi ve isabetindeki fark yüzünden, farkı yaratmış ve yine yenilmişiz. Beş gün sonra, bu kez deplasmanda, aynı eksiklerle aynı farkla yenilmişiz. Ama bu kez daha düşük tempolu ve skorlu bir maç ile. Bu yıl Phoenix fazladan Amaré ve Kurt Thomas ile oynuyor. Lakers ise sürekli eksiklerle. Israrla üzerinde duruyorum sakatlıklar bizi fazlasıyla olumsuz etkiledi bu yıl. Phoenix bu ligin en iyi 3-4 takımından biri olarak gösteriliyor olsa da tam kadro olduğumuz her maç onlar kadar ortağızdır galibiyete kanımca.Amaré ve Thomas demişken, hiç şüphesiz sertlik ve derinlik getiriyorlar takımlarına. Ama bir yandan da geçen yıla kıyasla daha uzun, dolayısıyla daha az şutör ve daha yavaş bir takımlar bu yıl. Tabi yavaş olduklarını söylemiyorum, sadece çok hızlıdan daha az hızlılar diyorum. Son iki yılın genel görünümünde istatistiklere ve oyuna bakınca çıkardığım sonuç şu: Yüksek tempolu oynayınca Phoenix’e kesin yeniliyoruz. Tempo düşük olursa maç ortada oluyor. Öyle bir durumda ise daha iyi şut atan kazanıyor. Phoenix karşısında kazanmak için iki temel istatistiği kontrol altında tutmak lazım: 1- Ribaund üstünlüğü, 2- Şut yüzdesi. Aslında ikisi de tempoyla alakalı, birincisi tempoyu belirliyor, ikincisini tempo belirliyor. Benim izlediğim Suns maçlarında gördüğüm şu ki Suns sayılarının çoğunu hücumu kalktığı ilk saniyeler içinde atıyor. İlk on saniye geçtikten sonra halen şutu bulamayıp sete kalmışlarsa, işte o zaman standart bir NBA takımından daha az başarılı oluyorlar. Ayrıca oyuncular bazında bakarsak, Nash bu takımın itici gücü, Amaré ise çoğunlukla vurucu gücü. Nash oynadıkları oyunun, Marion ise takımın kısa bir özeti gibi. Phoenix’i Nasıl Durdurmalıyız Peki? Phoenix dersinin komple özetini Chapter 1 (Nash)’de görebiliriz. İlk chapter’ı çözdük mü yolu yarıladık demektir. Ama durun bakalım o kadar kolay değil ilk chapter’ı çözümlemek. Son iki yılın (biri tartışmalı) MVP’si ne de olsa. Bu yılın da önde gelen adaylarından. Ama son üç yılın toplamına bakınca cidden önemli yani! Smush, yüksek kapasiteli bir beyne sahip olunca çözmesi daha da zor oluyor üstelik. Yaz okulu, bütünleme ayağına yatmayın, yok burada öyle hikayeler. Çözecez bu işi. Phil Baba Nash’i asist yapmaktan, top dağıtmaktan uzak; skor yapmaya, şut atmaya ise yakın tutmamız gerektiğini söylemiş. Herşeyden önce tekrar tekrar vurguluyorum hızlı oyunda, tam sahada durduramayız Nash’i. Mutlaka oyunu yavaşlatmamız lazım. Ayrıca akabinde Nash’in etkisini azaltmak için önünde sağlam durmalı ve adamını geçecek olduğu anda Kobe’yle, forvetlerle, belki de Evans’la yeni bir kat getirmeliyiz. Tabi daha öncesinde artık Smush mı olur, Farmar mı, Sasha mı, yoksa Evans mı (veya Kobe Nash’e, Evans Bell’e gibi) bilemem ama mutlaka önünde birileri durmalı. Yan faktörlere gelince... Marion’ı Lamar geçen yılki gibi durdurur diye umut, ümit ve de dua ediyoruz. Amaré ise biraz Kwame’yle, biraz Turiaf’la, biraz da Bynum’la yavaşlatılır diye umuyorum (hele Turiaf “Gulyabani” saç modeli ile tüm Phoenix’lileri tırsıtıp potadan uzak tutabilir). Ama dikkat ederseniz Marion’ı durdurmaktan söz ederken, Amaré için öyle bir ifade kullanamıyorum. Shaq birkaç yıl önce NBA’in geleceğini Amaré’de gördüğünü söylerken çok da boş konuşmuyordu. Amaré boyuna ve güçlü fiziğine kıyasla çok hızlı ve de atletik bir oyuncu ne de olsa. Geçen yıl yokluğunda (Kurt Thomas da sakat olunca) hem Lamar, hem Kwame çok rahat oynamıştı pota altında. Amaré’nin olması bu pota altı yönüyle ribaund üstünlüğümüzü biraz dengeleyebilir. Nitekim geçen yıl playoff’larda maç başına 43-32 ile 11 ribaund fazla alırken, bu yılki sezon maçlarında sadece yarım ribaund fazla alıyoruz. Ancak sezondaki dört maçın üçünde Kwame, birinde Odom yoktu. Biraz da Lakers’ın Elindekilere Bakalım... Smush, Sasha, Farmar ve Williams’tan oluşan Kobe’yi tamamlayacak dörtlünün oynayanlarından az ve öz şut seçimi ile maç başına toplam 20 sayı elde etsek çok mu şey istemiş oluruz? Bir de savunmada Nash’in en azından karşısında dursalar, faul yapmadan, top çalma sevdasına kamikaze dalışları yapmadan (Evet Smush sen. Sana söylüyorum)... Ne dersiniz hoş olmaz mı? Kobe’nin ne savunma ne de hücumuna hiçbir olumsuz eleştiride bulunmayacam. Oyununu çok olgunlaştırdığını düşünüyorum, ne yapsa en iyisini yapacaktır derim. Zaten şu yazıyı yazıp, Phoenix’i eleme hayalleri kuruyorsam, ve de üstüne bu hayallere inanıyorsam, bunun çıkış noktası Kobe Bryant’tır. Mo Evans ve Turiaf, benchten gelerek oyuna canlılık, savunmaya direnç getireceklerdir. aralarımıza ve ağrılarımıza ilaç olabilecek x-factor’lerimizdir. Yeri gelmişken bir diğer x-factor’ümüz koç Phil Jackson’ın da üzerinde durduğu Sasha Vujacic olabilir. Phil Baba Sasha’nın Nash karşısında durabileceğine inanıyor. Ben de onun skora olumlu katkıda bulunabileceğine inanıyorum. Bekleyelim ve görelim o halde. Arzu ettiğimiz set oyununu sürekli uygulayabilirsek eğer Walton ve Odom gerek oyun kurmada, gerekse şut seçimleri ile çok kritik performanslar sergileyecekler. Odom’un Marion’u en azından potadan uzak tutması, ribaundlarda hakimiyet kurması ayrıca çok önemli. Odom ve Luke ile alacağımız ribaundlar, bize oyunu derhal kurma ve topu en olumlu şekilde değerlendirme konusunda da büyük avantajlar sağlıyor. Ayrıca Marion, Diaw gibi oyuncuları da pota altımızdan uzak tutmamız lazım. Diğer forvet görünümlü ‘Şutör Guard’larımız Cook ve Radmanovic oynadıkları süre içinde yine düzgün şut seçimleri, ortalama bir savunma becerisi ve boylarından beklediğimiz az birşey ribaund katkısını gösterseler yeterlidir, ve de gereklidir. Pota altında rahatını bozmamız gereken bir diğer oyuncu da Amaré hiç şüphesiz. Phoenix’in 20-10 değerindeki oyuncusunu, en en kötü ihtimalle mevcut ortalamalarında tutmalıyız. Sete set oyunda Kwame, Turiaf ve Bynum bunu başarabilirler. Ama ortada iki soru işareti daha var. 1- Hızlı hücumlarda Amaré’nin hızına kim yetişecek? 2- Foul problemine girer miyiz? Birinci soruya ağırlaştırılmış, sete dökülmüş oyun tarzıyla cevap verebiliriz. İkinci soruya ise müspet bir yaklaşımda bulunmak zor geliyor. Bilhassa karşısında Smush’ı görünce kırmızı renk görmüş boğa misali potaya hücum edecek olan Nash, Barbosa gibi oyuncuları da hesaba katınca, pota altı savunmasının oyunun ilerleyen bölümlerindeki selameti açısından mümkün olduğunca az foul yapmalıyız. Ama aslında bu soruya da birinciyle aynı cevabı verebiliriz, kısmen de olsa. Şöyle basit bir yaklaşımla; set oyununda kısalar çok hızlı gelmeyecekleri için daha az bulunacaklardır pota altında. Kaldı ki zaten Amaré, Marion gibi isimler pota altındayken Nash, Bell, Barbosa vb. kalabalığa karışmayacaktır. Böylece uzunlarımızın Phoenix kısalarına fazla faul yapmalarına gerek kalmayacaktır. Eee Amaré de set oyununda hız avantajını daha az kullanacaktır tam saha oyununa kıyasla. Böylece olası faul problemi de minimum düzeyde kalır.Bunlardan başka, şu yazının geride kalan kısmında Lakers için saydığım toplam oyuncu sayısı ile Phoenix için adları geçenler arasındaki fark bizim bench zenginliğimizi gösteriyor. Bir diğer fark da Phil Jackson’ın adının kaç kez anıldığı ve de Mike D’Antoni’nin adının bir o kadar kez neden anılmadığı konusudur. Bu da bizim bir başka farklı yanımız. Sezon maçlarında takımın sağlamakta zorlandığı motivasyon ve konsantrasyonu bu seride taşıyacağını düşünüyorum, mutlaka. Ayrıca Phoenix maçlarında hep onların bir kahramanı çıktı ortaya fazladan, geçen yılki Tim Thomas, bu yıl Barbosa gibi. Bizde de Vujacic, Cook, Evans, Radmanovic, Turiaf, Farmar kahraman olabilir pekâlâ; olmalı hatta. Toparlarsak eğer şimdiye kadarki dağınık düşünceleri; 1-) Tempo: Phoenixli oyuncuların en sevdiği şeyi, açık alan ve boş şutları, göstermemeliyiz onlara. Daha az, daha ağır hücumlarla, düşük ritim oyunuyla uyutmalıyız mümkün olduğunca. 1954 futbol Dünya kupasında Almanların finalde Macarları yendiği stratejik taktik de budur. Ritmi, hızı, Phoenix hücumlarını kontrol altında tutabilmenin kilit noktası da Phoenix dersinin özeti dediğim Chapter 1’i yani Nash’i çözmekten geçer. Bunun için Nash’i bire birde Kobe (veya Phil Jackson’ın dediği Sasha) ile alabiliriz, Raja’yı da diğer guarda veya Evans’a bırakırız. Ama benim tavsiyem (2004 yılında Tony Parker’a yaptığımız gibi) Steve Nash’i 1 numarada oynayan adamla savunmak, adamını her geçtiğinde 2 ve 3 numaradan yardım getirmek. Bu şekilde oyun kurmasını zorlaştırmış, boş şut atmasını engellemiş oluruz. Yapacağı olası top kayıpları da cabası. 2-) Ribaund: Ribaundları almak veya alamıyorsak bile zorlamak çok önemli. Çünkü her ribaund yeni oyunu başlatan ilk adımdır. Yeni oyun, yeniden tempo sorunu demektir. Bu yüzden hücum ribaundlarını sürekli kovalamalı, alamazsak bile ribaund’ı alan adamın topu Nash’e veya hücuma hemen geçirmesine engel olmalıyız. Kendi savunma ribaundlarımızda ise Marion’ı, Amaré’yi ve diğerlerini box-out edebilmeliyiz. Ama playoff’larda yeterince konsantre olacağımıza inandığım için bu konuda çok endişelenmiyorum. Zaten Phoenix hücumunu sete dökmüşsek eğer hız ve atletikliklerinden kaynaklanan avantajlarını indirgemiş, kendi size avantajımızı kullanmış oluruz. 3-) Boyalı alan oyunu: Size avantajı demişken, kendi hücumlarımızda Kwame’yi, Bynum’ı, içerden oynayacak olan Lamar’ı ve diğerlerini beslemeliyiz. Phoenix’e karşı pota altından sayıya hem daha rahat hem de daha yüzdeli gidebiliriz. Suns içinde geçen yıla nazaran Amaré ve Kurt Thomas’ın olması pota altında dezavantajlarını gideriyor biraz, ama tamamen değil. Bunu kullanmalıyız. Ayrıca Amaré ve Thomas’la daha uzun ve daha ağır Phoenix, toplamda hız ve şut konusundaki avantajını da kaybeder biraz, mukabil olaraktan. Yani bence Amaré’nin olması o kadar da kötü değil bizim için. 4-) Kıymetlimissss: Gerek oyun içinde gerekse şut seçimlerinde her topun kıymetini bilmeliyiz. Kaybettiğimiz her top, kaçırdığımız her şut, bumerang gibi bizim çembere döner. Bunun da çözümü, bence, yine tempoyu düşürmekten geçer. Daha yavaş, daha sakin oyun, toplam hücum sayısını ve olası top kayıplarımızı azaltır. Aman dikkat! Yukarıda saydığım tüm maddelerin ve/veya başka önlemlerin alınması ve uygulanmasının sağlanması konusunda güvencemiz Phil “Zenmaster” Jackson’dır. * * * Rakibimiz NBA’in bu yıl ikincisi, son yılların en güçlü, en skorer takımı Phoenix Suns. Kolay değil ben de biliyorum zor olduğunu ama imkansız değil anlattıklarım, ben buna inanıyorum. Ben içerde bir yerde bulunan Dr. Jekyll’ın ortaya çıkmasını bekliyorum. Onunla geçeriz biz bu vizeden :) “Bir sonraki turda görüşmek üzere…” Sevgili Bülent Bedri bir sonraki turun yazısını erken göndermiş, ama boşuna göndermemiş. Bu turun yazısını da ben yazmış olayım dedim naçizane. * * * Sizlere NBA’in birkaç yıl önce bize sıkça dinlettirdiği Christina Aguilera şarkısıyla veda etmek istiyorum: 'Cause it makes me that much stronger Makes me work a little bit harder It makes me that much wiser So thanks for making me a fighter Made me learn a little bit faster Made my skin a little bit thicker Makes me that much smarter So thanks for making me a fighter’ Volkan Bahçeci (forumdan why me?) |
| < Bu köşeye yazılan bir sonraki yazı | Bu köşeye yazılan bir önceki yazı > |
|---|
- Sezon 2008-09





Dersimiz Phoenix!..
Bu yıl Phoenix fazladan Amaré ve Kurt Thomas ile oynuyor. Lakers ise sürekli eksiklerle. Israrla üzerinde duruyorum sakatlıklar bizi fazlasıyla olumsuz etkiledi bu yıl. Phoenix bu ligin en iyi 3-4 takımından biri olarak gösteriliyor olsa da tam kadro olduğumuz her maç onlar kadar ortağızdır galibiyete kanımca.
Pota altında rahatını bozmamız gereken bir diğer oyuncu da Amaré hiç şüphesiz. Phoenix’in 20-10 değerindeki oyuncusunu, en en kötü ihtimalle mevcut ortalamalarında tutmalıyız. Sete set oyunda Kwame, Turiaf ve Bynum bunu başarabilirler. Ama ortada iki soru işareti daha var. 1- Hızlı hücumlarda Amaré’nin hızına kim yetişecek? 2- Foul problemine girer miyiz? Birinci soruya ağırlaştırılmış, sete dökülmüş oyun tarzıyla cevap verebiliriz. İkinci soruya ise müspet bir yaklaşımda bulunmak zor geliyor. Bilhassa karşısında Smush’ı görünce kırmızı renk görmüş boğa misali potaya hücum edecek olan Nash, Barbosa gibi oyuncuları da hesaba katınca, pota altı savunmasının oyunun ilerleyen bölümlerindeki selameti açısından mümkün olduğunca az foul yapmalıyız. Ama aslında bu soruya da birinciyle aynı cevabı verebiliriz, kısmen de olsa. Şöyle basit bir yaklaşımla; set oyununda kısalar çok hızlı gelmeyecekleri için daha az bulunacaklardır pota altında. Kaldı ki zaten Amaré, Marion gibi isimler pota altındayken Nash, Bell, Barbosa vb. kalabalığa karışmayacaktır. Böylece uzunlarımızın Phoenix kısalarına fazla faul yapmalarına gerek kalmayacaktır. Eee Amaré de set oyununda hız avantajını daha az kullanacaktır tam saha oyununa kıyasla. Böylece olası faul problemi de minimum düzeyde kalır.