| Play-Off Geliyor Gelmesine de... |
|
|
| >> Çağlar Yıldız | |
| Cumartesi, 31 Mart 2007 | |
|
Neyse... Bu bahaneyle ben de yaz aylarından beri ilk kez bir yazı yazmış oluyorum. Siteye yazı eklenmesi için mail yoluyla gösterdiğiniz yoğun ilgiye de teşekkür edip nihayet yazıma giriş yapıyorum... Evet, gelelim esas konuya, konulara... Play-off’lar yaklaşıyor, şu andan itibaren çok büyük mucizeler olmazsa yaklaşık 3 hafta sonra takımımızı, playoff’ta bir deplasman maçında görebileceğiz. An itibariyle durumdan haber verelim. En son Houston Rockets’a kendi sahamızda uzatmalarda kaybettik ve durumumuz 38-34 oldu. Açıkçası, taraftarın çoğu da (ağır Kobe apaçileri dışında) şu anki durumdan pek memnun değil diyebilirim rahatlıkla... Kobe’nin 5 Maçlık Galibiyet Serisi(!) ve 268 Sayısı Takımın üst üste 7 maçlık -etkileyici- mağlubiyet serisinden sıkılan bir tek bizler değildik elbette. Takımda buna sıkılan başka biri daha olacak ki, kocası olan Portland’a uzatmalar sonunda 65 sayı göndererek (ve bence maçın sonlarında soktuğu şutlar, attığı 65 sayıdan çok daha zordu) bu seriyi yıkmayı başardı. Ardından gelen Minnesota maçında da attığı 50 sayıyla birlikte, aktif oyuncular arasında 2 maç üst üste 50+ sayı atan 3 oyuncudan biri olma başarısını gösterdi ve dikkatleri her zaman olduğu gibi tekrar üzerine topladı. Böylesine kötü bir dönem geçiren takımını ayaklandırmak, “hadi lan toparlanın artık” demek için tabi ki önemliydi bu 2 maç. Ama bir dakika, bunun daha devamı vardı... Sıradaki rakip Memphis’ti ve zaten kolay görünen bu maçta, taraftar artık takımın da toparlandığını varsayarak nispeten kolay ve Kobe’nin 50-60 sayılarına ihtiyaç duyulmadan kazanılan bir maç olmasını bekliyordu. Ama -malesef- böyle olmadı. 121-119’luk skorla zor bir galibiyet alınıyordu ve Kobe yine maçtan önce haplarını almayı unutmuştu. 60 tane sayıyı FedExForum’un iki potasına adaletsizce paylaştırmıştı... Kobe, ESPN yazarlarından bile övgüleri alırken, takım yine kalaylanmaya devam etti doğal olarak. Belki tek istekli görünen Lamar Odom’dı 20 sayı, 15 ribaunduyla... Sıradaki kurban Hornets’ti. Maç boyunca rahat götürdüğümüz oyunda, kendi becerilerimiz sayesinde rakibi oyuna ortak ettik. Ama herkes son 3 maça bakarak Kobe’nin buna izin vermeyeceğini tahmin edebiliyordu. Yine 50 sayı atan Kobe, daha önce defalarca yaptığı gibi yine ismini NBA tarihine yazdırıyordu ve 4 maç üst üste 50+ sayı kaydederek tarihte Wilt Chamberlain’dan sonra üst üste en fazla maç 50+ atan oyuncu oluyordu. Bu 4 maçlık çılgın seriyi “Beni esas üzen şey; aldığım cezalardan sonra hakkımda konuşulan ‘O çirkef, pislik bir oyuncu’ aşağılamalarıydı. Benim hakkımda bunlar değil, oyunum konuşulmalı diye düşünüyorum. Wilt Chamberlain gibi oyuncularla aynı nefeste anılmak bile benim için olağanüstü bir gurur. İşin en güzel olan tarafı ise; bu sayede yeni jenerasyonun bu adamların neler başardığını görmeleri, bilmeleri...” diye yorumluyordu Kobe. Sonraki Golden State maçını bu kez 43 sayı atan Kobe’nin gayretleriyle yine kazanmayı bildik ve bu sezonki en uzun galibiyet serimizi 5 maçla kırmış olduk. Kobe’nin bu manyaklık döneminde, Walton; istatistiklerin 3 koluna da kayda değer birşeyler yansıtmayı başararak dikkat çekmişti. Yada benim dikkatimi çekmişti... Yada senin. Bilemiyorum. Back to the Past: Aynı Tas, Aynı Hamam! Akıllarda bazı soru işaretleri vardı... Elbet Kobe birgün yorulacaktı öyle yada böyle. Peki Kobe yorulunca (yada attıkları girmeyince) acaba takım yine 2 hafta öncesine geri mi dönecekti, yoksa Odom’ın istatistiki anlamda daha arzulu görünmesi ve Walton’ın da yavaş yavaş form tutmaya başlamasıyla birlikte takım olarak tekrar kendimizi bulabilecek miydik? Yine işin kolayına kaçıp, daha kısa olan şıkkı tercih ettik. Deplasmanda devirdiğimiz Memphis’i, ‘heralde kendi sahamızda rahat yeneriz’ diye düşünürken bu kez olmuyordu. Kobe 26'da 7 şut yüzdesiyle oynayarak “ben de insanım” mesajını verdi. Lamar Odom’ın 7’de 1 şut yüzdesi, 3 sayı, 16 ribaund, 11 asistlik komik istatistikleri de kayda değerdi. Her güzel şeyin olduğu gibi, bu rüyanın da bir sonu vardı malesef.Ertesi günde de Houston Rockets’a karşı kendi sahamızda beklenen bir mağlubiyet aldık ama yine de beklenmediği kadar direndik. Gelelim İçinde Bulunduğumuz Duruma... Bu gidişle geçen seneden daha kötü durumda bitirme ihtimalimiz yüksek. Sezon başında (ortalama ilk 30 maç) gözlemlediğimiz, geçen sezon oynadığımız basketbolun üzerine çok şeyler koyarak oynadığımız maçları arar olduk, hepimiz özledik. Yada ben özledim. Yada sen. Bilemiyorum. Kobe’nin çok fazla şut kullanmasıyla ilgili tartışmalar hem forumda hem de diğer basketbol platformlarının neredeyse tamamında tartışılmaya devam ediyor, tıpkı geçen sene gibi. Son uzatmaya giden Houston maçında da 44 şut kullanarak (19 isabet) takımın kullandığı 88 şutun yarısına imzasını attı. Tabi ki suç Kobe’nin değil. En azından bence değil. 1999 başından beri fasılasız olarak takip ettiğim bu takımı en fazla sövdüğüm sezon bu sezondur herhalde. Yani Kobe dışındakler bazen o kadar umursamaz oyunuyorlar, o kadar amatörce hatalar yapıyorlar ki anlamak mümkün değil. Takımda Kobe’den başka skor yönünde güvenilecek hiçbir oyuncu yok, savunmada da Kobe ve Kwame dışında bire birde veya tamamlayıcı rolde aktif olabilecek kimse yok. Kobe istemez mi sezon başındaki gibi kendini yormadan oynasın, top dağıtsın, sadece kritik anlarda ciddi sorumluluk alsın..? Ama olmuyor işte... ![]() - Walton genelde 10-6-6’yı dolduruyor... - Odom da istatistik kağıdını dolduruyor ama, oyun içinde yanıltıcı... - Bynum sezon başından çok uzak, morali de pek yerinde değil... - Turiaf da eski hırsından ve istekliliğinden çok uzakta... - Smush bildiğiniz gibi, savunma bazında hala boş, hücumda da dengesiz... - Kwame iyi niyetli oynuyor ama yapabildikleri kısıtlı, savunmada bazen iyi... - Jordan Farmar tamamen dağılmış durumda... - S-Will ve McKie süre buldukça birkaç birşeyler atıyorlar... - Vujacic de bildiğiniz gibi... - Evans, Cook her maç dönecek diye bekleniyor... - Kobe bildiğiniz gibi. Kazanmak istiyor ama... O kadar şanssız bir sezon geçiriyoruz ki; sakatlıklar, cezalar, talihsizlikler birbiri ardını kovalıyorlar. Odom’sız, Walton’sız, Kwame’siz oynadığımız maçların haddi hesabı yok. Daha da ilginçleri var; Kwame doğum günü partisinde pastayı herifin birinin suratına gömer, Radmanovic gider kayak yaparken düşüp omzunu sakatlar, Vujacic oyuna girerken eşofmanını yanlışlıkla hocanın üzerine atar -kavga çıkar, Kobe’ye düzenli olarak 5 maçta bir ceza verilir, Evans sakatlık yüzünden 1 maçlığına dinlendirelecek denip haftalardır oynatılmaz, Cook’un ne olduğu belli değil hala... Ee Sonra..? Takım şu anda Kobe dışında dünyadan uzak görünüyor. Arada - sırada olan minik kıpırdanmalar dışında ne savunmada ne de hücumda denge sağlayamıyoruz. Takımın ne zaman ne yapacağı belli olmuyor ama... Play-off’lara girmeden önceki mevcut umudumuzun geçen seneki play-off öncesi umudumuzdan fazla farkı yok gibi. Sadece geçen sene gerçekleştirdiğimiz sürpriz, bu sene taraftarın kafasının karışmasına neden oluyor... Açık konuşmak gerekirse istekli başladığım yazının sonunu biraz zor getirdim. Fazla süsten, edebiyattan yoksun oldu ama en azından forumu düzenli olarak takip edemeyenler için çok yararlı biz yazı olduğuna inanıyorum. Kısa süre içerisinde de, play-off’ta eşleşeceğimiz rakip belli olunca birkaç play-off yazısı gelecektir. Yani herhalde, yani işallah. En azından ben böyle düşünüyorum. Yada sen. Bilemiyorum. Kendinize iyi bakın, eyvallah. Çağlar Yıldız |
| < Bu köşeye yazılan bir sonraki yazı | Bu köşeye yazılan bir önceki yazı > |
|---|
- Sezon 2008-09





Takımın üst üste 7 maçlık -etkileyici- mağlubiyet serisinden sıkılan bir tek bizler değildik elbette. Takımda buna sıkılan başka biri daha olacak ki, kocası olan Portland’a uzatmalar sonunda 65 sayı göndererek (ve bence maçın sonlarında soktuğu şutlar, attığı 65 sayıdan çok daha zordu) bu seriyi yıkmayı başardı.
Akıllarda bazı soru işaretleri vardı... Elbet Kobe birgün yorulacaktı öyle yada böyle. Peki Kobe yorulunca (yada attıkları girmeyince) acaba takım yine 2 hafta öncesine geri mi dönecekti, yoksa Odom’ın istatistiki anlamda daha arzulu görünmesi ve Walton’ın da yavaş yavaş form tutmaya başlamasıyla birlikte takım olarak tekrar kendimizi bulabilecek miydik? Yine işin kolayına kaçıp, daha kısa olan şıkkı tercih ettik. Deplasmanda devirdiğimiz Memphis’i, ‘heralde kendi sahamızda rahat yeneriz’ diye düşünürken bu kez olmuyordu. Kobe 26'da 7 şut yüzdesiyle oynayarak “ben de insanım” mesajını verdi. Lamar Odom’ın 7’de 1 şut yüzdesi, 