| Asil Dev |
|
|
| >> Mete Aktaş (Fanatik Basket) | |
| Cuma, 09 Mart 2007 | |
Kareem Abdul-Jabbar denince insanın aklına ilk gelen şey hiç şüphesiz bugüne kadar hiç bir basketbolcunun taklit edemediği, kendi buluşu olan, durdurulması imkansız “sky-hook”larıdır. 2.18m’lik boyu, kel kafası ve bir kaynak işçisinin gözlüklerini andıran akrilik gözlükleriyle sanki uzaydan gelmiş maskeli bir devi andıran Abdul-Jabbar, sağa veya sola doğru attığı bir “stutter step” ve bir yarım dönüşten sonra zıplar, upuzun kolunu havaya diker ve 20 yıl boyunca hiç bir oyuncunun durdurmayı başaramadığı sky-hook’larından birini kendisini savunan çaresiz oyuncunun şaşkın bakışları arasında rakip takımın böğrüne saplardı.
”Aslında hiç seksi bir şut değildir” diyor Abdul-Jabbar sky-hook için ve üniversitede ders veren bir profesör edasıyla kariyerinde attığı toplam 38.387 sayının neredeyse %80’inden sorumlu olan bu atış stilini şöyle tanımlıyor: “Klasik bir şut stilinde üçgenlemek daha kolaydır. Üçgenleme gözler top ve çemberin bir noktada buluşmasıyla ortaya çıkar ve oyuncular genellikle şutlarını göz hizasından çıkartırlar. Sky-hook ise tamamen bu üçgenlemeye aykırıdır. Kol ve top havaya 180 derecelik bir açıyla dikilir, gözler ise hedefte yani çembere bakmaktadır. Bu açının koordinasyonunu sağlamak ise oldukça zordur ve bu sebep sky-hook’u hem kullanması hemde savunması belki de en zor hücum silahı haline getirmiştir.” Abdul-Jabbar’ı diğer oyunculardan ayıran şey sadece patenti kendisine ait olan sky-hook değildi. 1970’li yılların ikinci yarısından itibaren uygulamaya başladığı sıkı bir fiziksel-fitness programı kendi yaşındaki oyuncuların bir koltukta oturup çocuklarına eski güzel günlerden bahsederken onun kendisinden 10-15 yaş küçük basketbolcularla oynamasını ve NBA kariyerinin 20 yıl gibi inanılmaz bir süre devam etmesini sağladı. Los Angeles’da bulunan Yoga Koleji’ne gidip saatlerce yoga ve meditasyon yapması, yine saatlerce “halat” atlaması ve yüzme bu ağır fitness programının “ana menüsünü” oluşturuyordu. Kırmızı et yememesi, gece hayatı olmaması ve kendisinin deyimiyle ”iyi bir müslüman” olması da Abdul-Jabbar’ın uzun ve başarılı kariyerinin diğer temel taşlarıydı. Peki bu müthiş kariyer nasıl başladı? Herşeyden önce farklı bir isimle: Ferdinand Lewis Alcidor Jr. ismiyle. 2. Dünya Savaşı’nın üzerinden 2 yıl geçtikten sonra 16 Nisan 1947’de New York’ta adı belayla özdeşleşmiş olan fakir zenci semti Harlem’de oturan polis memuru Lewis ve ev hanımı Cora Alcindor çiftinin “gürbüz” bir erkek çocukları dünyaya geliyordu. Gürbüz diyorum çünkü doğan bebecik yeni doğandan çok 1 yaşındaki bir çocuğa benziyordu. 65 cm ve 6.5 kilo doğan bu bebeğe babasının adını koydular. Yani Ferdinand Lewis Alcindor Jr. Aslında Alcindor ailesi için bebeğin irice olması pek sürpriz değildi çünkü baba Lew 1.95m, anne Cora ise 1.80m boyundaydı. Alcindor ailesi küçük Lew’ün daha sağlıklı büyüyebilmesi için 1950 yılının başlarında Harlem’e nazaran daha sakin olan ve çok daha iyi bir eğitim görebileceği Manhattan’a taşındılar. Lew Alcindor 9 yaşındayken bir parkta ilk sky-hook denemelerini yaptı. Atışlar isabetsizdi ancak bu stil kendisine çok doğal gelmişti. 9 yaşında 1.70m olan boyu 8. sınıfa geldiğinde 2.03m’yi bulmuştu ve artık çok kolay smaç yapabiliyordu. New York’da ki Power Memorial Lisesi’ne giden Alcindor okula ilk yazıldığı günden itibaren okuldaki herkesin ilgisini çekiyordu. Zaman zaman arkadaşları onunla dalga geçiyordu ama o bunlara alışmıştı çünkü hayatı boyunca her zaman yaşıtlarından uzun olmuştu ve ufakken uğradığı aşağılamalar lisede onu pek etkilemiyordu. Yine de fazla arkadaşı yoktu, o kendine arkadaş olarak kitapları ve müziği, özellikle de ileride büyük bir koleksiyon oluşturacağı jazz ve swing’i seçmişti. Okula gelir gelmez girdiği okul basketbol takımının bir anda yıldızı oluverdi ve Lew bütün New York’un ilgisini çekmeye başladı. O'nu rahatsız eden tek şey ise ülkede beyazlar tarafından siyahlara karşı uygulanan baskı ve şiddetti. 1964 yılında Alcindor Power Memorial Lisesi’ni namağlup olarak bölgesel şampiyonluğa taşırken beyazlara karşı içinde duyduğu öfke de doruk noktasına ulaşmıştı. Bir gün eve geldi ve damarlarında beyaz ırk kanı taşıyan bir melez olan annesi Cora’ya “Keşke damarlarında beyaz ırk kanı dolaşmasaydı Anne! Çünkü ben taşıdığım beyaz kanının her damlasından nefret ediyorum” diye bağırdı. Lew’ün iç dünyasında yaşadığı çalkantılar neyseki basketbol hayatını olumsuz etkilemiyordu ve lise kariyerini büyük başarılara imza atarak 1965 yılında bugün bile New York bölgesinde hala geçilememiş olan 2067 sayı ve 2002 rebound ile tamamlıyordu.Başta UCLA ve Kentucky olmak üzere Amerikan’nın en iyi basketbol programına sahip olan bir çok ünlü üniversite liseyi bitiren genç Alcindor’ın peşine düşmüştü. Lew sonunda kararını Los Angeles’da bulunan ve coachluğunu John Wooden’ın yaptığı UCLA’den yana kullanmıştı. Lew Alcindor ilk resmi NCAA maçında 56 sayı atarak okul rekorunu kırıyordu. Sezonun ilerleyen haftalarında ise rekorunu 61 sayıya çıkartacaktı. Lew sezonu 29 sayı 15.5 rebound ortalamasıyla bitirirken, UCLA’de sezonu 34 galibiyet alıp namağlup bitiriyor, NCAA Final’inde ise Dayton’ı 79-64 yeniyor ve 1966-67 sezonu şampiyonluğunu kazanıyordu. Bu şampiyonluk UCLA’in arka arkaya kazanacağı 7 şampiyonluğun ilki ve UCLA efsanesinin başlangıç noktası oluyordu. 1967-68 sezonunda UCLA NCAA Finali’nde North Carolina’yı 78-65 yenerek Alcindor ile arka arkaya 2. NCAA şampiyonluğuna ulaşıyordu. Başarılar kazanıladursun, artık tüm Amerika’da tanınan Alcindor’ın iç huzuru ise neredeyse yok olmuştu. Etrafındaki herkesden nefret eder olmuştu. Basınla arası iyi değildi. Los Angeles’lıları kendisini jokey gibi gören insani yanlarını görmeyen asalaklar olarak tanımlayınca yer yerinden oynadı. 1968 yılında Mexico City’de yapılan Yaz Olimpiyat Oyunları’na Amerika’yı ırkçılığa karşı göz yumduğu için boykot etti ve seçildiği Amerikan Milli Takımı’nda yer almadı. Eleştiri okları Alcindor’ın üzerine bir kara bulut gibi çökmüştü. Tam da bu sırada okuldaki müslüman bir arkadaşı ona bir Kuran-ı Kerim verdi sıkıntı hissettiği anda bunu okumasını istedi. İslam'ın A.B.D’de zenciler arasında yayıldığı bir dönemdi. Bir kaç yıl önce siyah ırkın gözbebeği olan ünlü boksör Cassius Clay islamiyeti seçmiş ve adını da Muhammed Ali olarak değiştirmişti. Lew’de kararını verdi,müslüman olacaktı. İlk olarak adını Kareem-Abdul-Jabbar(Allah’ın asil kul’u)olarak değiştirdi ancak ırkçı saldırılardan ve ailesine zarar gelebileceğinden korktuğu için müslüman olup ismini değiştirdiğini ancak 1971 yılında halka duyuracaktı.Abdul-Jabbar 1968-69 sezonu sonunda UCLA Üniversitesi’nden mezun olduğunda 26.4 sayı 15.5 sayı gibi müthiş ortalamalar elde etmiş, 3 şampiyonluk ve 3 kez de en değerli oyuncu ödülünü kazanarak UCLA ve NCAA tarihinin en büyük oyuncularından biri olarak kolej basketbolu kariyerini noktalamıştı. 1968-69 sezonu sonuna doğru yaklaşıldığında NBA’de herkesin merak ettiği şey ne NBA şampiyonunun kim olacağı ne de en değerli oyuncu olarak kimin seçileceği idi. Bütün dikkatler NBA’in en kötü dereceye sahip olan 2 takımı, Phoenix Suns ve Milwaukee Bucks arasında draftta 1 numaralı seçme hakkının kime gideceğini belirleyecek olan para atışına odaklanmıştı. Kazananın hediyesi büyük olacaktı çünkü Abdul-Jabbar koleji bitirmiş NBA’in kapısında bekliyordu. Para atışını kazanan Milwaukee Bucks oldu ve Jabbar’ı Bucks 1.4 milyon dolara renklerine bağladı. Lige 1 yıl önce bıraktığı Lew Alcindor adıyla giren Abdul-Jabbar ilk sezonunda NBA’de adeta terör estirdi. Çaylak sezonunda 28.8 sayı (NBA 2.si) ve 14.5 ribaund (NBA 3.sü) ortalamalarıyla oynayan “Alcindor” tüm oyları alarak “Yılın Çaylağı” ödülünü kazanıyor ve bir önceki yıl NBA’in en kötü 2. takımı olan Milwaukee’yi Doğu Konferansı Finali'ne taşıyor ancak o sene NBA şampiyonluğunu kazanacak olan Willis Reed’li New York Knicks’e elenmesine engel olamıyordu. Bir sonraki sezon yani 1970-71’de ise Alcindor’un NBA’in en ölümcül silahı haline gelen sky-hook’ları sayesinde Milwaukee 66 galibiyet alarak ligin en iyi derecesine sahip oluyor ve tarihinde ilk kez NBA Finali’ne yükseliyordu. Milwaukee, Lew Alcindor ve NBA tarihinin en iyi guardlarından biri olan Oscar Robertson’ın önderliğinde tarihinin ilk ve bugüne kadar ki tek NBA şampiyonluğuna Baltimore Bullets’ı 4-0’la “süpürerek” ulaşıyordu. Normal sezonda 31.7 sayı ile oynayan ve MVP seçilen Alcindor, play-off serisinin de MVP’si seçiliyordu. 1971-72 sezonu öncesinde Alcindor 3 yıllık sırrını tüm Amerika’ya açıkladı. Mahkemeye başvurup adını kanunen Kareem-Abdul-Jabbar olarak değiştirdiğini ve Katolik mezhebinden çıkıp İslamiyet'i seçtiğini açıkladı. Bu karar hayranlarının bir çoğundan büyük tepki aldı. Zaten insanlara karşı soğuk olan Abdul-Jabbar tepki görmesi üzerine iyice yaklaşılmaz bir kişi haline geldi. Ama basketbol sahasında Jabbar hala rakip potaları domine etmeye devam ediyordu. Yeni kimliğine kavuşan ve psikolojik olarak üzerinden büyük bir yükü atan Kareem Abdul-Jabbar için 1971-72 sezonu NBA kariyerinin en iyi sezonlarından biri oldu. 34.8 sayı ile NBA sayı krallığına ulaşan Abdul-Jabbar, ligin en değerli oyuncusu seçilirken, Miwaukee’yi Merkez Grubu şampiyonu yapıyordu. 1973-74 sezonunda ise Kareem, ligdeki 5. yılında 3. kez MVP ödülünü kazanıyor ve 4 istatistiki kategoride ilk 5’e giriyordu: Sayıda 27.0 ile 3.,reboundlarda 14.5 ile 4., blokta 3.5 ile 2. ve saha içi şut isabetinde %54 ile 2. sırada yer aldı. Milwaukee Bucks 1973-74 sezonunda NBA Finaline çıkmayı başardıysa da, final serisini Boston Celtics’e karşı kaybediyor ve şampiyonluk umutları bir başka bahara kalıyordu. 1974-75 sezonu öncesinde takım kaptanı point guard “Big O” Oscar Robertson basketbolu bıraktığını açıklıyordu. Böylece Abdul-Jabbar takımın tek lideri oldu ama mutsuz bir lider. Bucks 1974-75 sezonunu sadece 38 galibiyet alarak Merkez Grubu’nun dibinde bitirirken Abdul-Jabbar basına Milwaukee’de mutlu olmadığını ifade eden açıklamalar yapıyordu. Aslında Kareem’in Milwaukee’deki mutsuzluğu yeni başlamamıştı. Geldiği ilk günden beri Kareem bu şehirde bir türlü rahat edememişti. Dini ve kültürel ihtiyaçlarını bu şehirde yeterince ve istediği gibi karşılayamaması onu derinden rahatsız ediyordu. Sonunda Kareem 1975 yazında Bucks Genel Menajeri Wayne Embry’e kendisini rahat hissedebileceği doğup büyüdüğü şehir olan New York’a veya kolej kariyerini geçirdiği Los Angeles’a yani Knicks veya Lakers’a takas etmesini istedi. Embry, Kareem’i mutlu edemeyeceklerine ikna olmuştu ve sonunda Kareem 27 Ağustos 1975 günü, Junior Bridgeman, Dave Meyers, Elmore Smith ve Brian Winters karşılığında Los Angeles Lakers’a takas edildi. Böylece 2. Kareem Abdul-Jabbar Hanedanı’nın temeli atılmış oldu. Kareem; Lakers’a geldiğinde takım adeta bir yıkıntıyı andırıyordu. 2 yıl önce Wilt Chamberlain ve 1 yıl önce de Jerry West emekliye ayrılmış ve Lakers 1974-75 sezonunu 30 galibiyet alarak NBA’in en kötü takımı olarak tamamlamıştı. Kareem’in gelişiyle takımda yeniden hayata dönme belirtileri başladı... Abdul-Jabbar Lakers’daki ilk yılını 27.7 sayı 16.9 rebound ortalamalarıyla kapatırken, Lakers’da bir önceki sezona göre 10 maç daha fazla kazanıyor ve 40 galibiyet elde ediyordu. 1976-77 sezonu başında Lakers yönetimi coachluğa eski yıldızları Jerry West’i getirdi. West’in gelişi ve Abdul-Jabbar’ın üstün performansıyla Lakers 5 yıl aradan sonra 50 galibiyet sınırını aşıyor ve 53 galibiyet alarak ligin en iyi derecesine sahip takımı olarak noktalıyordu. Kareem ise sezon boyunca 26.2 sayı 13.3 rebound 3.2 blok ortalamaları tutturuyor ve kariyerinin 8. yılında 5. kez “En Değerli Oyuncu” ödülünü kazanıyordu. Lakers play-off’ta zorlu seriler arkasından Batı Konferansı Şampiyonluğu için finalde bir başka UCLA mezunu pivot, Bill Walton ve Portland Trail Blazers ile karşılaşıyordu. Bireysel yeteneklerden çok takım oyununu ortaya koyan ve sezon başında şampiyonluk için kimsenin şans vermediği Portland, Batı finalinde Lakers’ı 4-0’la süpürüp NBA Finali'ne yükseliyor ve herkesin favorisi olan Julius Erving’li Philadelphia’yı 4-3 yenerek NBA şampiyonu oluyordu.Kareem’in çabalarına rağmen Lakers’ın 1975-79 yılları arasında en büyük başarısı konferans finali oynamaktı. 1979 Draft’ında Lakers skorer oyuncusu Adrian Dantley’i Utah’a göndermiş ve karşılığında Utah Jazz’ın draft hakkını almıştı. Lakers bu hakkını Michigan State Üniversitesi’ni Larry Bird’lü Indiana State karşısında şampiyonluğa taşıyan 2.06m’lik guard Earvin ”Magic” Johnson için kullandı. Johnson’ın gelişi Abdul-Jabbar’ın 5 şampiyonluk yüzüğü daha kazanacağı 10 yıllık periyodun başlangıç noktası oluyordu. 1979-80 sezonunda Lakers sezonu 60 galibiyet 22 mağlubiyetle tamamlarken, 33 yaşındaki Kareem, 24.8 sayı 10.8 ribaund ortalamaları tutturuyor ve 6. kez NBA’in En Değerli Oyuncusu seçilip 5 kez MVP ödülünü kazanan Bill Russell’ı geride bırakarak bir NBA rekoru kırıyordu. Bu arada Lakers play-off’larda da oynadığı 16 maçın 12’sini kazanıyor ve Julius Erving’li Philadelphia 76’ers ile NBA Finalini oynamaya hak kazanıyordu. Seride 2-2’lik beraberlik vardı ve 5. maç Los Angeles’daydı. Kareem 3. çeyreğin ortalarında bir ribaund mücadelesinde sağ ayak bileğini burktu. Great Western Forum’da maçı seyreden binlerce kişi nefeslerini tutmuş saha kenarına büyük acılar içinde çıkan Kareem’in durumunu merak ediyordu. Bileği bandajlanan Kareem maça geri dönüyor ve attığı 40 sayıyla Lakers’ın maçı kazanıp seride 3-2 öne geçmesini sağlıyordu. Ancak Karem’in sakatlığı gerçekten ciddiydi. Doktorlar Philadelphia’da oynanacak 6. maçta Kareem’in oynayamayacağını açıkladı. Tüm Lakers camiası adeta yıkılmıştı. Kareem olmadan Philadelphia cehenneminden çıkamayacaklarını düşünüyorlardı. Aksi gibi 6. maçı kaybetmeleri halinde serinin 7. maçı da Philadelphia’da oynanacaktı. Lakers kafilesi Kareem'siz umuda yolculuğa doğru çıktı. Uçakta 20 yaşındaki Magic her zamanki sihirli gülüşüyle oturduğu yerinden kalkar ve arkadaşlarına “Korkmayın arkadaşlar Magic buradaysa her şey yolundadır. Kareem yoksa pivot olarak ben varım “der. Arkadaşları genç Magic’e gülerek yerine oturmasını söylerler. Oysa Magic kararlıdır ve herkesin şaşkın bakışları altında 6. maça takımın pivotu olarak çıkar. Magic 42 sayı, 15 ribaund, 7 assistle oynar ve Lakers Philadelphia’yı evinde 123-107 mağlup ederek Final serisini 4-2 kazanır ve 80’li yıllarda kazanacakları 5 şampiyonluğun ilkine ulaşır. Magic maçtan sonra CBS televizyonuna şu demeci verir: ”Kareem, koca adam biliyoruz sakatlığın sana büyük acılar veriyor ama bu gece ayağa kalkıp dans etmeni istiyoruz!” Sonraki 6 sezonda Kareem’in sayı ortalamaları hep 20 sayı ve üstünde oldu ancak yılların mücadelesi ve yorgunluğu ribaund ortalamalarının dramatik bir şekilde düşmesine neden oldu. Ama Abdul-Jabbar vücuduna çok iyi bakıyordu ve düzgün fiziğini muhafaza etmeyi başarıyordu. 70’li yıllarda merak saldığı Yoga ve uzakdoğu dövüş sporları kollarını ve bacaklarını yılların yorgunluğuna karşı koruyordu. Kareem 5 Nisan 1984 günü adını bir kez daha NBA tarihine altın harflerle yazdırıyordu. Kareem, Utah Jazz maçında Magic Johnson’dan aldığı pasla artık bir marka olmuş sky-hooklarından birini daha Utah potasına gönderiyor ve filelerle buluşturuyordu. Kareem bu basketle 15. yılına girdiği NBA kariyerindeki 31.420. sayısını atıyor ve Wilt Chamberlain’ı geçerek NBA tarihinin gelmiş geçmiş en çok sayı atan oyuncusu ünvanını kazanıyordu. Lakers 1979-80, 1988-89 yılları arasında tam 8 kez NBA Finali oynarken 1980 ve 82’de Philadelphia’yı 1985 ve 87’de Boston’ı ve 1988 yılında Detroit’i yenerek 5 kez NBA şampiyonluğunu kucaklıyordu. Kareem kariyeri boyunca unutamadığı tek şampiyonluğun 1985 yılında ezeli rakipleri Boston Celtics karşısında aldıkları şampiyonluk olduğunu söyler. ”38 yaşındaydım ve tüm otoriteler benim artık bittiğimi iddia ediyorlardı” diyor Kareem Adul-Jabbar. Serinin 1. maçı bu iddiaları doğrular nitelikteydi. Abdul-Jabbar maçı 12 sayı 3 ribaund gibi vasat bir performansla tamamlarken, Celtics Lakers’ı Amerika’nın resmi bayramlarından biri olan Anma Günü’nde 148-114 yeniyor ve bu maç tarihe “Anma Günü Katliamı (The Memorial Day Massacre)" olarak geçiyordu. Maçtan sonraki iki gün boyunca Karem saatlerce bu maçın filmini izler ve UCLA’in maraton takımıyla 1 saatlik özel sprint idmanlarına katılır. Lakers coachu Pat Riley, Kareem’i adeta komando eğitimlerini andıran bu idmanlara katılmaması için ikna etmeye çalışır ama başaramaz. Kareem 2. maçta 30 sayı 17 ribaund, 8 asist, 3 blok ile oynarken Lakers da maçı 109-102 kazanıyordu. Kareem bir kez daha herkese yıkılmadığını ispat etmişti. Lakers seriyi 4-2 kazanarak 1985 yılı NBA şampiyonluğunu elde ederken 38 yaşındaki Abdul-Jabbar Lakers’ın aldığı 4 galibiyette 30.2 sayı 11.3 ribaund 6.5 asist ve 2.0 blokla oynayarak Final serisinin MVP’si seçiliyor ve NBA tarihinde MVP seçilen en yaşlı oyuncu ünvanını kazanıyordu. Final’in en unutulmaz anı Kareem’in bir savunma ribaundu sonrasında topu bir uçtan bir uca sürüp Celtics potasına uzun mesafeli bir sky-hook göndermesiydi.1986-87 sezonunda 17.5 sayı ortalamasıyla oynayan Kareem 18. yılına girdiği NBA kariyerinde bir sezonu ilk kez 20 sayı barajının altında tamamlıyordu ancak Lakers finalde yine Boston Celtics’i 4-2 yenerek mutlu sona ulaşıyordu. Kareem seri boyunca sağlam bir performans ortaya koyduysa da serinin yıldızı normal sezonun MVP’si seçilen Magic Johnson’dı. 1987-88 sezonu öncesinde 40 yaşındaki Kareem, Lakers’la 2 yıllık bir kontrat imzaladı. Kaptan Kareem’in liderliğindeki Lakers 1987-88 sezonunda bu kez finalde Detroit Pistons’ı çok zorlu bir seriden sonra 4-3 yenerek NBA şampiyonu oluyor ve 1968-69 Boston Celtics takımından sonra arka arkaya NBA şampiyonu olan ilk takım oluyordu. Kareem’in son sezonunda yani 1988-89’da Lakers bir kez daha finale çıkıyordu ve rakip yine Detroit Pistons’dı. Lakers’lı oyuncular 42 yaşındaki kaptanlarına bir şampiyonlukla veda etmek istiyorlardı ancak Magic Johnson ve Byron Scott’ın sakatlıkları buna izin vermedi ve Pistons, Lakers’ı 4-0’la süpürerek NBA şampiyonu oldu. Kareem, serinin The Forum’da oynanan son maçında bitime 3 dakika kala coach Pat Riley tarafından oyundan alınırken Detriot Pistons’lı oyuncular dahil olmak üzere salonda bulunan herkes tarafından ayakta alkışlanıyor, Kareem ise bu tablo karşısında göz yaşlarına hakim olamıyordu. 42 yaşındaki Kareem Abdul-Jabbar basketbolu bıraktığında, NBA tarihinin en çok sayı atan, en çok en değerli oyuncu ödülünü kazanan, en fazla All-Star seçilen, en çok maçta yer alan ve en yaşlı oyuncusu olarak 20 yıllık profesyonel basketbol yaşamını noktalıyordu. Bu 20 yıllık kariyere Jabbar, 1 Yılın Çaylağı ödülü, 6 NBA şampiyonluğu, 6 normal sezon MVP, 2 play-off MVP ödülü, 2 sayı krallığı, 19 kez All-Star seçilme başarısını sığdırmıştı. 1995 yılında Hall-of-Fame’e seçilen Abdul-Jabbar için söylenecek çok şey var ama en doğru sözü 10 yıl boyunca Kareem’in takım arkadaşı olan hatta takım arkadaşından öte neredeyse küçük kardeşi gibi olan Magic Johnson söylüyor: ”O en büyüktü.” Mete Aktaş (Fanatik Basket) - Mete Aktaş'ın, Fanatik Basket Dergisi'nde yayınlanmış olan bir yazısıdır. |
| < Bu köşeye yazılan bir sonraki yazı | Bu köşeye yazılan bir önceki yazı > |
|---|
- Sezon 2008-09





Kareem Abdul-Jabbar denince insanın aklına ilk gelen şey hiç şüphesiz bugüne kadar hiç bir basketbolcunun taklit edemediği, kendi buluşu olan, durdurulması imkansız “sky-hook”larıdır. 2.18m’lik boyu, kel kafası ve bir kaynak işçisinin gözlüklerini andıran akrilik gözlükleriyle sanki uzaydan gelmiş maskeli bir devi andıran Abdul-Jabbar, sağa veya sola doğru attığı bir “stutter step” ve bir yarım dönüşten sonra zıplar, upuzun kolunu havaya diker ve 20 yıl boyunca hiç bir oyuncunun durdurmayı başaramadığı sky-hook’larından birini kendisini savunan çaresiz oyuncunun şaşkın bakışları arasında rakip takımın böğrüne saplardı.
2. Dünya Savaşı’nın üzerinden 2 yıl geçtikten sonra 16 Nisan 1947’de New York’ta adı belayla özdeşleşmiş olan fakir zenci semti Harlem’de oturan polis memuru Lewis ve ev hanımı Cora Alcindor çiftinin “gürbüz” bir erkek çocukları dünyaya geliyordu. Gürbüz diyorum çünkü doğan bebecik yeni doğandan çok 1 yaşındaki bir çocuğa benziyordu. 65 cm ve 6.5 kilo doğan bu bebeğe babasının adını koydular. Yani Ferdinand Lewis Alcindor Jr. Aslında Alcindor ailesi için bebeğin irice olması pek sürpriz değildi çünkü baba Lew 1.95m, anne Cora ise 1.80m boyundaydı. Alcindor ailesi küçük Lew’ün daha sağlıklı büyüyebilmesi için 1950 yılının başlarında Harlem’e nazaran daha sakin olan ve çok daha iyi bir eğitim görebileceği Manhattan’a taşındılar. Lew Alcindor 9 yaşındayken bir parkta ilk sky-hook denemelerini yaptı. Atışlar isabetsizdi ancak bu stil kendisine çok doğal gelmişti. 9 yaşında 1.70m olan boyu 8. sınıfa geldiğinde 2.03m’yi bulmuştu ve artık çok kolay smaç yapabiliyordu. New York’da ki Power Memorial Lisesi’ne giden Alcindor okula ilk yazıldığı günden itibaren okuldaki herkesin ilgisini çekiyordu. Zaman zaman arkadaşları onunla dalga geçiyordu ama o bunlara alışmıştı çünkü hayatı boyunca her zaman yaşıtlarından uzun olmuştu ve ufakken uğradığı aşağılamalar lisede onu pek etkilemiyordu. Yine de fazla arkadaşı yoktu, o kendine arkadaş olarak kitapları ve müziği, özellikle de ileride büyük bir koleksiyon oluşturacağı jazz ve swing’i seçmişti. Okula gelir gelmez girdiği okul basketbol takımının bir anda yıldızı oluverdi ve Lew bütün New York’un ilgisini çekmeye başladı. O'nu rahatsız eden tek şey ise ülkede beyazlar tarafından siyahlara karşı uygulanan baskı ve şiddetti. 1964 yılında Alcindor Power Memorial Lisesi’ni namağlup olarak bölgesel şampiyonluğa taşırken beyazlara karşı içinde duyduğu öfke de doruk noktasına ulaşmıştı. Bir gün eve geldi ve damarlarında beyaz ırk kanı taşıyan bir melez olan annesi Cora’ya “Keşke damarlarında beyaz ırk kanı dolaşmasaydı Anne! Çünkü ben taşıdığım beyaz kanının her damlasından nefret ediyorum” diye bağırdı. Lew’ün iç dünyasında yaşadığı çalkantılar neyseki basketbol hayatını olumsuz etkilemiyordu ve lise kariyerini büyük başarılara imza atarak 1965 yılında bugün bile New York bölgesinde hala geçilememiş olan 2067 sayı ve 2002 rebound ile tamamlıyordu.
Kareem; Lakers’a geldiğinde takım adeta bir yıkıntıyı andırıyordu. 2 yıl önce Wilt Chamberlain ve 1 yıl önce de Jerry West emekliye ayrılmış ve Lakers 1974-75 sezonunu 30 galibiyet alarak NBA’in en kötü takımı olarak tamamlamıştı. Kareem’in gelişiyle takımda yeniden hayata dönme belirtileri başladı... Abdul-Jabbar Lakers’daki ilk yılını 27.7 sayı 16.9 rebound ortalamalarıyla kapatırken, Lakers’da bir önceki sezona göre 10 maç daha fazla kazanıyor ve 40 galibiyet elde ediyordu. 1976-77 sezonu başında Lakers yönetimi coachluğa eski yıldızları Jerry West’i getirdi. West’in gelişi ve Abdul-Jabbar’ın üstün performansıyla Lakers 5 yıl aradan sonra 50 galibiyet sınırını aşıyor ve 53 galibiyet alarak ligin en iyi derecesine sahip takımı olarak noktalıyordu. Kareem ise sezon boyunca 26.2 sayı 13.3 rebound 3.2 blok ortalamaları tutturuyor ve kariyerinin 8. yılında 5. kez “En Değerli Oyuncu” ödülünü kazanıyordu. Lakers play-off’ta zorlu seriler arkasından Batı Konferansı Şampiyonluğu için finalde bir başka UCLA mezunu pivot, Bill Walton ve Portland Trail Blazers ile karşılaşıyordu. Bireysel yeteneklerden çok takım oyununu ortaya koyan ve sezon başında şampiyonluk için kimsenin şans vermediği Portland, Batı finalinde Lakers’ı 4-0’la süpürüp NBA Finali'ne yükseliyor ve herkesin favorisi olan Julius Erving’li Philadelphia’yı 4-3 yenerek NBA şampiyonu oluyordu.
Lakers 1979-80, 1988-89 yılları arasında tam 8 kez NBA Finali oynarken 1980 ve 82’de Philadelphia’yı 1985 ve 87’de Boston’ı ve 1988 yılında Detroit’i yenerek 5 kez NBA şampiyonluğunu kucaklıyordu. Kareem kariyeri boyunca unutamadığı tek şampiyonluğun 1985 yılında ezeli rakipleri Boston Celtics karşısında aldıkları şampiyonluk olduğunu söyler. ”38 yaşındaydım ve tüm otoriteler benim artık bittiğimi iddia ediyorlardı” diyor Kareem Adul-Jabbar. Serinin 1. maçı bu iddiaları doğrular nitelikteydi. Abdul-Jabbar maçı 12 sayı 3 ribaund gibi vasat bir performansla tamamlarken, Celtics Lakers’ı Amerika’nın resmi bayramlarından biri olan Anma Günü’nde 148-114 yeniyor ve bu maç tarihe “Anma Günü Katliamı (The Memorial Day Massacre)" olarak geçiyordu. Maçtan sonraki iki gün boyunca Karem saatlerce bu maçın filmini izler ve UCLA’in maraton takımıyla 1 saatlik özel sprint idmanlarına katılır. Lakers coachu Pat Riley, Kareem’i adeta komando eğitimlerini andıran bu idmanlara katılmaması için ikna etmeye çalışır ama başaramaz. Kareem 2. maçta 30 sayı 17 ribaund, 8 asist, 3 blok ile oynarken Lakers da maçı 109-102 kazanıyordu. Kareem bir kez daha herkese yıkılmadığını ispat etmişti. Lakers seriyi 4-2 kazanarak 1985 yılı NBA şampiyonluğunu elde ederken 38 yaşındaki Abdul-Jabbar Lakers’ın aldığı 4 galibiyette 30.2 sayı 11.3 ribaund 6.5 asist ve 2.0 blokla oynayarak Final serisinin MVP’si seçiliyor ve NBA tarihinde MVP seçilen en yaşlı oyuncu ünvanını kazanıyordu. Final’in en unutulmaz anı Kareem’in bir savunma ribaundu sonrasında topu bir uçtan bir uca sürüp Celtics potasına uzun mesafeli bir sky-hook göndermesiydi.