| Ya Lakers Olmasaydı? |
|
|
| >> Mete Aktaş (Fanatik Basket) | |
| Salı, 26 Aralık 2006 | |
Los Angeles Lakers’sız bir NBA düşünebilir misiniz? Bence Lakers’sız bir lig çok sıkıcı olurdu. Bir düşünsenize Los Angeles Lakers ile Boston Celtics rekabeti hiç bir zaman yaşanmayacaktı. Elgin Baylor-John Havlicek, Bill Russell-Wilt Chamberlain, Larry Bird-Magic Johnson eşleşmeleri gerçekleşmeyecekti. Jerry West olmayacaktı yani NBA’in logosu bile farklı olacaktı. Tabii, Magic-Kareem-Worthy’li Showtime basketbolu ile Kobe-Shaq ikilisi de olmayacaktı (Gerçi Kobe-Shaq ikilisi olmasaydı kafa beceren tartışmalar da olmayacaktı ya... Neyse).
Eğer bugün Los Angeles Lakers kulübü, geçmişiyle gurur duyabiliyorsa ve bugün dünyanın en popüler takımıysa bunun tek nedeni bundan tam 44 yıl önce 18 Ocak 1960 günü tesadüf eseri tüm takımın bir uçak kazasından son anda şans eseri kurtulmalarıdır! Trajik Kazalar Spor tarihine baktığımızda bir çok trajik uçak kazalarının yaşandığını ve bir çok takımın bu kazalarda kurban gittiğini ve uzun yıllar kendilerini bu kazalar sonrasında toparlayamadıklarını görürüz. Örneğin; 4 Mayıs 1949 tarihinde Superga/İtalya’da iniş sırasında düşen uçakta hayatını kaybeden İtalya’nın o dönem ligi kasıp kavuran efsane Torino takımının bir çoğu milli takımda oynayan oyuncularının tamamı hayatını kaybetmiş ve tüm spor dünyasını yasa boğmuştu. 9 yıl sonra 6 Şubat 1958 tarihinde ise bu kez spor dünyası Münih/Almanya’da kalkış sırasında yeterli yüksekliği kazanamayarak yere çakılan uçakta yaşamlarını yitiren Manchester United futbol takımı oyuncuları için göz yaşı dökmüştü (Bu kazadan tek kurtulan kişi ise efsane futbolcu Bobby Charlton olmuştu). Neyse ki Lakers, Torino ve “Kırmızı Şeytanlar”dan daha şanslıydı. Zorlu GünlerLakers takımı NBA tarihinin ilk efsane takımıdır. NBA’in ilk süperyıldızı olan 2.08m’lik dominant pivot George Mikan sayesinde, Minneapolis Lakers 4 NBA şampiyonuluğu kazanmıştı. Ancak Mikan 1956’da basketbolu bıraktığında Lakers bir bocalama dönemine girmekten kurtulamadı. 1957-58 sezonunda takım sadece 19 galibiyet kazanabildi. Ne var ki bu kötü sonucun hediyesi 1958 draftının 1 numaralı seçme hakkıydı. Lakers bu hakkıyla ileride Hall-Of-Fame’e adını yazıdracak kadar müthiş bir kariyer geçiren ve o güne kadar görülmemiş bir atletikliğe ve skor yeteneğine sahip olan Seattle Üniversitesi yıldızı Elgin Baylor’ı aldı. Lakers Baylor sayesinde 1959’da NBA Finali'ne çıktı ama finalde ligin yeni hanedanı Boston Celtics’i aşamadı. Pinti Bob Lakers 1959-60 sezonuna oldukça kötü başlamış, Baylor’ın çabalarına rağmen yenilgilerin ardı arkası kesilmemişti. Dahası takım finansman açısından kötü günler geçiriyordu ve takımın daha fazla taraftar çekeceği bir başka şehre, muhtemelen Los Angeles’a taşınması gündemdeydi. Takımın sahibi olan ve cimriliği ile nam salmış olan Minneapolisli iş adamı Bob Short, giderlerden kısmak için takımı en kötü otellerde konaklatıyor, en ucuz restoranlarda yemek yediriyor, ulaşımda mümkün olan en ucuz yolu seçiyordu. Sezon öncesinde satın aldığı ve 2. Dünya Savaşı ve Kore Savaşı’nda kullanılmış bir DC-3 kargo uçağını yolcu uçağına dönüştürerek takımın deplasmanlara gitmesini ucuza kapatmayı da ihmal etmemişti. Bindik Bir Alamete... Minneapolis Lakers takımı 17 Ocak 1960 akşamı St. Louis Hawks takımına karşı deplasmanda oynamış ve sahadan bir kez daha mağlup ayrılmıştı. Öğlen saatlerinde oynanan bu maç sonrasında oyuncuları ve ailelerini taşıyan Lakers’ın özel uçağı akşam 19:30’da Lambert Field havaalanından havalanmış ve bir kaç saatlik yolculuktan sonra istikameti olan Minneapolis’e doğru yol almaya başlamıştı. Lakers’ın sahibi Bob Short’un telefonu çalarak gecenin sessizliğini böldüğünde saat 01:30’u gösteriyordu. Uyku sersemi bir halde telefonu açan Short’a, ahizenin diğer ucundaki kişi “Minneapolis Lakers’ın sahibi Bob Short siz misiniz?” diye sordu. Short “Evet benim” dedikten sonra Sivil Havacılık Dairesi’nden arayan kişinin soğuk ama endişeli sesiyle irkildi: “Bay Short, uçağınız kayıp, düşmüş olabileceğinden şüpheleniyoruz”. ...Gidiyoruz Kıyamete! Lakers’ı taşıyacak olan DC-3’ün aslında hareket saati 17:30 olarak açıklanmıştı. Ancak Kore savaşı gazisi olan emekli askeri pilot Vern Ullman oyuncular havaalanın restoranında yemek yedikleri sırada, uçağın kanatlarından yoğun soğuk yüzünden oluşan buzlanmayı tespit etmiş ve uçuşu bir kaç saat ertelemişti. Ullman, uçağın tekerleklerini pistten kaldırdığında ise saatler 20:30’u gösteriyordu. Uçak kalkar kalkmaz oyuncular her zaman olduğu gibi kağıt oynamak için toplanmışlar ve ilk kartlar dağıtılmaya başlanmıştı. Tam da bu sırada uçağın içi bir anda zifiri karanlığa gömüldü. Coach Jim Pollard “Önce oyunculardan biri şaka yapıyor sandım. Ama sonra pilot kabinine gidip yardımcı pilotun kumanda panelini aydınlatmak için kocaman bir el feneri kullandığını görünce bunun şaka değil, korkunç bir gerçek olduğunu anladım” diyerek o anı hatırlıyor. Problem şuydu: Uçağın iki jeneratörü de bozulmuş, bu sebepten elektirik kesilmişti ve akünün de şarjı bitmek üzereydi. 20.000 Feet'te Azraille Dans Elektriğin olmaması yüzünden pilotların elinde kendilerine kılavuzluk yapacak hiç bir sistemi kullanamıyorlardı. Telsizin susması yüzünden St. Louis’e geri dönmeleri de olanaksızdı. Yakıt göstergelerinin çalışmaması yüzünden ne kadar benzinlerinin kaldığını ve ne kadar daha uçabileceklerini tam olarak kestiremiyorlardı. Ellerinde kala kala bir tek dandik bir pusula kalmıştı ki o da kısa bir süre sonra çalışmamaya başlayacaktı. Üstüne üstlük bir de kar fırtınasına yakalanmışlardı. Yerden binlerce metre yüksekte düştükleri bu durum karşısında Lakers oyuncuları ve alileleri şok geçiriyordu. Herkes birbirine sarılıp bu zor durumdan kurtulabilmek için dua ediyordu. Uçağın içi neredeyse -20 dereceydi. Isınmak için uçakta bulunan ne kadar battaniye ve mont varsa hepsi bir araya toplanmıştı. Kısacası uçakta tam bir korku havası hakimdi... Ölümün Soğuk Nefesi Uçağın St. Louis’den havalanmasının üzerinden 5 saat geçtikten sonra kar fırtınasını aşmayı başarmış ama aşarken rotadan epey saptığı için 30 kişiyi taşıyan DC-3 nereye gittiğini bilmeden gökyüzünde süzülüyordu. Kaptan pilot Ullman ve yardımcısı Henry Gifford, kalan benzin miktarını bilmedikleri için bir an evvel bir yere iniş yapmaya karar verdiler ve bu kararlarını yolculara bildirdiler. Gecenin karanlığında nerede olduklarını saptamak için uçağı alçalttılar. Kaptan Ullman, bir otoyol gördüğünü düşünerek inişe geçmeye başladı ancak son anda yolun bittiğini ve biraz ilerde ağaçların başladığını görerek uçağın burnunu son anda kaldırdı. Lakers oyuncuları feryat figan bağırışıyorlar, “Tanrım ölmek istemiyorum” sesleri uçakta yankılanıyordu.Uçak 8 saat geçmesine rağmen hala havadaydı. Üstelik tek ışık kaynakları olan Ay da kaybolmuştu. Uçağın kılavuz olarak kullandığı şey ise aşağıda yolda giderken gördükleri bir otomobilin farlarıydı. Aracın kendilerini bir şehre ulaştıracağını düşünüyorlardı ama yanıldılar. Araba bir tepeye doğru gidiyordu ve uçak bu kez de son anda tepeye çarpmaktan kurtuldu. Uçuşun 9. saatinde pilot inişe uygun bir mısır tarlasını farketti ve yolculara buraya inmeye çalışacaklarını, başka şanslarının olmadığını söyledi. Uçaktaki herkes birbirine sarılıyor belki de bir kez daha birbirlerini göremeyeceklerini düşünerek gözyaşı döküyorlardı. İnişten bir kaç saniye önce takımın çapkını olarak bilinen Bob “Slick” Leonard, yakın arkadaşı olan ve takımın neşe kaynağı olarak bilinen ancak o an oldukça korkmuş bir halde olan Rod “Hot Rod” Hundley’e dönerek “Ölüyoruz belki ama en azından koklamadığımız gül, yemediğimiz halt kalmadı Rod!” diyerek dostunu neşelendirmeye çalıştı. Uçaktaki herkesin hayatı gözlerinin önünden film şeridi gibi geçerken usta pilotlar zor olanı başardı ve alaca karanlıkta uçağı Lowa eyaletinin küçük bir kasabası olan Carroll’a indirmeyi başardı. Geçmiş Olsun! Uçağın motorları durur durmaz herkes uçaktan indi ve kurtulmuş olmanın verdiği sevinçle sabahın ayazında ve o bitkinliğe rağmen kartopu oynamaya başladı. Uçağın sesini duyan ve olay yerine varan ilk kişi ise ne kadar ilginçtir ki kasabanın cenaze levazımatçısı olmuş. Adamın mesleğini öğrenen Elgin Baylor’ın adama söylediği ilk cümle ise “Korkarım sana bugün iş yok dostum!” olmuş. Olay yerine gelen araçlarla Lakers oyuncuları ve aileleri Carroll kasabasına geldiler ve 1 geceyi burada geçirdikten sonra otobüsle Minneapolis’in yolunu tuttular. Lakers'ın, Minneapolis’e döndükten bir kaç gün sonra Cincinnati deplasmanına gitmesi gerekiyordu. Oyuncular takım sahibi Bob Short’a “biz bu uçağa bir daha binmeyiz” diyerek rest çekmelerine rağmen Short’un “size yeni uçak alacak param yok. Ya bu uçağa binersiniz ya da kendinize yeni iş bulursunuz” yanıtını alınca mecburen uçağa binmek zorunda kaldılar. Cincinnati’den dönüş yine olaylıydı. Uçağın kalkışından 1 dakika sonra benzin kaçağından dolayı motorda yangın çıkınca havaalanına yeniden acil iniş yapmak zorunda kaldılar. Şeytan Peşlerinde... Lakers 22 Nisan 1960’da Minneapolis’den Los Angeles’a taşınma kararı alıp 1960-61 sezonundan önce bu kararı uygulayınca oyuncular “şeytan” olarak adlandırdıkları DC-3’den ve Bob Short’tan kurtulmayı başardılar ve derin bir nefes aldılar. İki yıl sonra 1962’de Lakers takımı bir hazırlık maçı için Chicago’ya gittiklerinde Chicago’dan L.A.’e dönmek için bir uçak kiralar. Takım kaptanı Elgin Baylor, DC-3 model bu uçağa bindiğinde garip birşeyler hisseder. Uçak eski uçakları “şeytan”a benzemektedir ama ultra lüks deri koltukları, yemek ve oyun kısımları yanısıra yeni motoru ile bambaşka bir uçaktır. Baylor, kaptan pilottan uçağın sahibinin kim olduğunu öğrenmek ister ama kaptan bu bilgiyi veremeyeceğini ancak uçağın sahibinin kendileri ile birlikte Los Angeles’a döneceğini söyler. Gerçekten de bir kaç dakika sonra uçağın sahibi Lakers oyuncularıyla birlikte uçaktaki yerini alır. Kaptan Baylor, yerinden kalkar, uçağın sahibinin yanına yaklaşır ve sorar: “Affedersiniz ama bu uçağı kimden satın aldınız acaba?” Uçağın sahibi gülümseyerek şu yanıtı verir: “Bob Short adında bir o....ç.....’ ndan. Mete Aktaş (Fanatik Basket) - Mete Aktaş'ın, 2004 yılında Fanatik Basket Dergisi'nde yayınlanmış olan bir yazısıdır (Olaylar tamamen gerçektir!). |
| < Bu köşeye yazılan bir sonraki yazı | Bu köşeye yazılan bir önceki yazı > |
|---|
- Sezon 2008-09





Los Angeles Lakers’sız bir NBA düşünebilir misiniz? Bence Lakers’sız bir lig çok sıkıcı olurdu. Bir düşünsenize Los Angeles Lakers ile Boston Celtics rekabeti hiç bir zaman yaşanmayacaktı. Elgin Baylor-John Havlicek, Bill Russell-Wilt Chamberlain, Larry Bird-Magic Johnson eşleşmeleri gerçekleşmeyecekti. Jerry West olmayacaktı yani NBA’in logosu bile farklı olacaktı. Tabii, Magic-Kareem-Worthy’li Showtime basketbolu ile Kobe-Shaq ikilisi de olmayacaktı (Gerçi Kobe-Shaq ikilisi olmasaydı kafa beceren tartışmalar da olmayacaktı ya... Neyse).
Zorlu Günler
Uçağın St. Louis’den havalanmasının üzerinden 5 saat geçtikten sonra kar fırtınasını aşmayı başarmış ama aşarken rotadan epey saptığı için 30 kişiyi taşıyan DC-3 nereye gittiğini bilmeden gökyüzünde süzülüyordu. Kaptan pilot Ullman ve yardımcısı Henry Gifford, kalan benzin miktarını bilmedikleri için bir an evvel bir yere iniş yapmaya karar verdiler ve bu kararlarını yolculara bildirdiler. Gecenin karanlığında nerede olduklarını saptamak için uçağı alçalttılar. Kaptan Ullman, bir otoyol gördüğünü düşünerek inişe geçmeye başladı ancak son anda yolun bittiğini ve biraz ilerde ağaçların başladığını görerek uçağın burnunu son anda kaldırdı. Lakers oyuncuları feryat figan bağırışıyorlar, “Tanrım ölmek istemiyorum” sesleri uçakta yankılanıyordu.