| Odom Gerçeği ile Yüzleşme |
|
|
| >> ANALİZ: Ali Güney | |
| Cumartesi, 16 Aralık 2006 | |
Yaz aylarının en başından başından beri, Kobe ile birlikte süre gelen sakatlık problemleri takımın peşini bırakmış değil maalesef. 12 Aralık’taki Houston maçının henüz başında, Lamar Odom’un dizi döndü ve en az bir ay takımdan uzak kalacağı açıklandı. Elimizde artık arkasına saklanabileceğimiz ve işimizi kolaylaştıracak bir fikstür yok. Ayrıca maçların zorluk kat sayısı da sezon başına oranla çok daha yüksek. Odom’un yokluğunda girdiğimiz bu zorlu dönemden nasıl çıkacağımız yada çıktığımızda kendimizi nerede bulacağımız belirsiz. Ancak bu dönem, Odom’un Lakers için neler ifade ettiğini kavrayabilme konusunda takımdaki diğer oyuncular ile beraber bizler için de faydalı olacak.
... Lamar Odom ve Lakers Sahip olduğu kontrat ve buna bağlı takımdaki varlığı, getirdikleri, getirebilecekleri, hatta götürdükleri hep tartışıldı ilk geldiği günden beri Odom’un. Takımdaki rolü, kendisinden beklenilenler ve üstüne yüklenen "Kobe’nin Pippen’ı" damgası onun kabuğundan çıkmasını ve gerçek performansını ortaya koymasını geciktirdi. Odom’un Lakers macerasına şöyle kısa bir bakış attığımızda görüyoruz ki, O'nun olgunlaşan zihinsel yapısı ve gelişen basketbolu, takımın başarısı ile doğru orantılı. Bir kere oyunun her alanına katkı yapabiliyor olması, oyun kurucusundan pivotuna herkesin işini kolaylaştırmaya yetiyor. Bu da takım arkadaşlarının performansının yükselmesi anlamına geliyor. Rudy-T ile geçen boşa zaman, takım kimliği oturmadığı -ya da hiçbir zaman olmadığı- için açıkçası kimin ne yaptığı da çoğu zaman belli olmayan Lakers’taki bu ilk sezonu boyunca beceriksiz yapısı hep ön planda oldu. Clippers ve Miami kariyerleri boyunca çoğunlukla 3 numara pozisyonunda oynamış olan Odom, her ne kadar her iki forvet pozisyonunda oynayabilme kabiliyetine sahip olsa da oyun yapısı ve fiziği gereği daha çok verimli olabildiği bölge kısa forvet pozisyonu. Kendini ispatlaması ve bu kontratı ele geçirmesinde ön plana çıkardığı saha görüşü, müthiş top kontrolü ve pasör özelliklerini bizlere sergilerken görev aldığı nokta ve üstlendiği rol bu şekildeydi. Ancak kadro yapısı gereği Odom 4 numarada buldu kendini Lakers’taki ilk sezonunda. Bu da alışık olmadığı, dolayısıyla hem mental hem de fiziksel anlamda -oyunun savunma kısmında- eksik kalacağı, takıma yeterli katkıyı sağlayamayacağı anlamına geliyordu. Zaten rakiplerin Odom’un üstünden oynama arzuları ve bu dezavantajlarından kolaylıkla yararlanabilmeleri, O'nun kaybolan güvenini bir kenara bırakın, oyun disiplininden de kopmasına yol açmıştı. Hücumda gereksiz zorlamalar, maç içinde yaptığı verimsiz üçlük antrenmanları hep bunların sonuçlarıydı. Phil Jackson’ın takımın başına geçmesi ile birlikte tekrar 3 numara pozisyonuna geri dönen Odom, daha rahat oynayabileceği konumuna kavuşmasına rağmen, oyun sistemi, O'nu bu bölgede daha farklı görevlerle karşı karşıya bıraktı. Mihm’in sakatlanması ile beraber pivot pozisyonuna geçen, ki zaten uzun forvet pozisyonunda oynamak için gerekli yüzü dönük oyununa ve orta mesafe şutuna sahip olmayan Kwame adına asıl oynamak istediği bölgeye geçmesi konusunda memnun edici bir durumdu. Sonuç olarak Kwame ile beraber Odom da bir pozisyon büyüdü ve 4 numarada oynamaya başladı. Acaba tekrardan başa mı dönülmüştü? Zaten kötü bir takım savunmasına sahipken bir de pota altı direncimizi iyiden iyiye kaybedecek miydik? Ancak görüldü ki keramet O'nun nerde oynadığında değil, takım oyunu içindeki rolünün kesinlik kazanmasında. Odom’un çok yönlü oyun tarzı işini kolaylaştırmaya yetiyor. Savunmada bir eşleşme sorunu yüzünden rakip takımın pivotunu savunmaya çalıştıktan hemen sonraki hücumda topu yarı sahaya taşıyıp oyunu şekillendirebiliyor. Phil Jackson ile birlikte gelişen zihinsel yapısının oyununa etkisi gözle görülür seviyedeydi. Oynadığı pozisyona o kadar da takmıyorduk artık. Zaten eldeki oyuncularla 4 numarada düşünülebilecek tek oyuncu o. Kwame pivot oynarken daha verimli olduğu artık gerçek. PF pozisyonunda, özellikle de üçgen hücumda sistemin getirdiği görevleri yapmak konusunda yetersiz. Bynum da benzer şekilde sadece pivot oynayabilen bir oyuncu. Radmanovic ve Cook’un sahip oldukları oyun tarzları -tarzdan kastımın ne olduğu açık- hücumda avantajlı olmamızı sağlasa da savunmada hiçbir işe yaramıyor. Fizik olarak yeterli olsalar da savunma sertliği ve birebir savunma yapabilme yetileri yok. Turiaf’a geldiğimizde pek bir şey söylemiyorum. Jackson’ın ona bakış açısı belli. Üstlenmesi gereken sorumluluklarının O'nu hala gerdiği ve alabileceği sürelerin önüne geçtiği söylenip duruyor. Göz önünde olan şeylerle bağdaşmasa da bizim göremediğimiz kısımda belli şeyler olduğu kesin. Hücumda daha çok sırtı dönük oynamayı seven tipte bir oyuncu. Yüzü dönük oyununu ve orta mesafe şutunu geliştirmesi gerekiyor. Ribaunt katkısı ve blok tehdidi yönünden bu bölgede düşünebilecek en iyi seçenek aslında. Ancak hala gözlerde ham bir oyuncu. Bütün bunlar toplanınca Odom’a geri dönülüyor. O!nun 3 numarada daha rahat oynayabileceği aşikar ancak gerçekler bunu gerektiriyor. Zaman ilerledikçe ve takımdaki bu yeni rolüne alıştıkça verimliliğindeki artış gözlerden kaçmıyordu artık. Geçen sezon allstar arasından sonra sergilediği oyun, takımı kademe atlatma konusunda çok belirleyiciydi. Takım arkadaşlarına verdiği güven duygusu onların oyununu olumlu yönde etkilemek ile birlikte Kobe’nin omzundaki yükü azaltmasına yardımcı oldu. Takım oyununun kazandığı yeni kimlik, paylaşımcı oyun yapısının temelleri ve bunların sonucu Kobe’nin kullandığı şut sayısındaki azalmanın nedenlerini aradığımızda Odom’un oyun şeklinin takıma yansımalarında buluyorduk kendimizi. Bu sezonun başlaması ile birlikte Odom’un geçen sene playoff öncesi ve Suns serisi boyunca üstlendiği yeni rolünü kabullenmesi ve sahadaki diğer 4 arkadaşına kabul ettirmesi konusunda çok önemliydi. Ancak ölü sezonda Kobe’nin diz sakatlığı ve akabinde geçirdiği ameliyat, ardından yaz kampı itibariyle patlak veren Kwame’nin sakatlığı, O'nsuz geçirdiğimiz ilk iki hafta Odom’a başka sorumluluklar da yükledi. Artık takımdaki birinci skor opsiyonuydu ve daha agresif bir oyun sergilemesi gerekiyordu. Bu sakatlıklar, kadro oluşumu sırasında belli zorunluluklara yol açmış, pota altımız genç oyuncularımıza emanet edilmişti. Kimilerimiz için bu zorunluluktan öte artık su üstüne çıkması gereken gerçeklerden başkası değildi. Gösterdikleri performans ve mücadele ruhu Bynum ve Turiaf’ın dakikalarının artması için yeterli sebep belki de. Ancak koç Phil Jackson hala kat edilecek yollarının olduğuna ve olayın zaman meselesinden öte bir şey olmadığına inanıyor. Zaten Kwame Brown’un savunma meziyetlerinin takım için gerekli şartları sağlamaya yettiği ve bu konuda diğer seçeneklerden ayrıldığı konusunda kesin kararını açıkladı geçtiğimiz günlerde. Odom Yokken… Takımda daha çok bir rol oyuncusu olarak gözükse de, istatistik kâğıtlarını doldurmaktan öte takım oyunu içerisinde üstlendiği rol gözüktüğünden çok fazla. Somut konuşmak gerektiğinde bu sezon sakatlanana kadar oynadığı 21 maçtaki istatistikleri aslında her şeyi tek başına ifade edebiliyor. 17.5 sayı, 8.7 ribaunt, 4.9 asist. Son üç sezonda O'nsuz oynadığımız 22 maçın sadece 3 tanesini kazanabildik. (2004’de 2-16, 2005’te 0-2 ve bu sezon 1-1) Ribaunt ve asist istatistiklerinde takımın lideri. Onun yokluğunda ilk beşte başlayan Radman’ın ya da Brian Cook’un kapayamayacağı asıl gedikler bunlar. Yadsınamaz ribaunt katkısı başta Brown ve Bynum olmak üzere takım savunmasında diğer oyuncuların işini oldukça kolaylaştırıyordu. Odom’un takımdan uzak kalacağı bu dönemde savunma agresifliğinin artması şart. Yine hücum ribauntlarını kovalayabilmemiz adına benzer durum söz konusu. Aslında genç oyuncuların bu performansında Odom’un oyun tarzının rolü büyük. Özellikle de ön alan oyuncuları arasında gelişen iş birliğinin sonucu artan performansların çıkış noktasını oluşturması bakımından Odom’un tavrı çok belirleyiciydi. Oyun tarzı ve tamamlayıcı özellikleri göz önüne alındığında O'nun yokluğu diğer oyuncular için artık kendilerinden bir şeyler koymalarının gerektiği zamana işaret ediyor. Walton’ın bu sezonki müthiş performansı, takımı ileriye taşıma konusunda çok önemli etki sağlıyor. Şut yüzdelerindeki artış gerçekten inanılmaz. %50’nin üzerindeki üçlük yüzdesiyle Spurs oyuncusu Brent Barry ile beraber bu alanda ligin zirvesindeler. Radman’dan beklediğimiz fakat henüz alamadığımız katkıyı bir bakıma O'nda bulduk. Tabi şutlarındaki istikrar Odom ile kurduğu ve takım üzerinde büyük etkisi olan oyun yapısının bir meyvesi diyebiliriz. Daha doğrusu Walton’ın kendini geliştirmesinin yanında o şutları kullandığı andaki rahatlığı da çok önemli. Ki aynı şey Odom içinde geçerli. Bu ikilinin ön ayak olduğu bu paylaşımcı oyun yapısı maalesef Odom’un yokluğunda sekteye uğradı. Walton’ın önümüzdeki 5 hafta boyunca sergilemesi gereken istikrarlı performans konusunda iyimser olamıyorum. Odom’un yüksek post ve baseline oyunlarındaki yaratıcılığının yanında saha görüşünün olmadığı bir ortam, Walton için gerçekten zorlayıcı olacaktır. Tek güvencem O'nun sahip olduğu sağlam mental yapısı ve kendine olan güveni. Odom’un yokluğunda kadronun nasıl şekilleneceği de ayrı bir soru işareti. Kaybolan avantajlarımızı minimuma indirebilme açısından, O'nun yerinde oynayabilecek oyuncuların sergilemesini umduğumuz iyi oyunlarının yanında diğer mevkilerdeki oyuncuların da ekstra performanslar sergilemesi gerekiyor. Brian Cook’un sakatlıktan dönmesiyle birlikte Odom’un yerine ilk beşte başlaması muhtemel gözüküyordu. Ancak Odom’un sakatlanmasının ardından O'nsuz başladığımız Dallas ve Houston maçlarında Radmanovic ilk beş çıktı. Radman transferinin yapılma sebebi belli. Onun istikrarlı dış şutlarına ihtiyacımız var. Sağ elindeki sakatlık yüzünden henüz tam bir katkı sağlayabilmiş değil. Odom’un yokluğu O'nun maç eksiğini gidermesi ve form tutması için iyi bir ortam sağlamış gözüküyor. Bundan faydalanıp şutlarının istikrar kazanması gerek artık. Brian Cook'un ise aslında üçgen hücuma yatkın bir yapısı var. Sistemi artık iyi tanıyor ve bu konudaki en tecrübeli kişi kendisi bu bölgede. Şutlarındaki istikrar tabi belirleyici. Hücumda şut tehdidi yaratması -ki ters tepmesi muhtemel- rakip savunmanın alacağı önlemleri çeşitlendiriyor. Ceza şutlarını kesmesi dışında pasör özellikleri sınırlı olmasa, boyalı alandan kolay sayı bulma şansı yaratabilir. Savunma kısmına baktığımızda pek bir şey göremiyoruz. Aslında bu cümle takımda daha birkaç oyuncu için de rahatlıkla kurulabilir. Ribauntlara katkısı sınırlı, birebir savunması ise vasatın altında. Kısaca ondan yararlanılabilecek tek nokta şutları ancak daha önceden bu rolde oynamış olması ve Jackson’ın ondan memnuniyetini ele aldığımızda rotasyonda önlere yerleşiyor. Ve Ronny Turiaf. Odom’un yokluğunda ön plana çıkmasını istediğimiz oyuncu O'ndan başkası değil. Bir türlü artmayan sürelerinin artık arzu ettiğimiz miktarlara ulaşacağı düşünülürken Cook’un sakatlıktan kurtulması ve hemen akabinde rotasyonda Turiaf’ın önüne geçmesi hiçbir şeyi değiştirmedi. Şu anda Radman ve Cook’un ardından PF rotasyonunun sonunu getiriyor. Savunmada takımın da ihtiyaçlarını karşılaması bakımından sahip olduğu özelliklerinden daha fazlasını içeriyor O'ndan beklentiler. Bunları sağlama konusunda da henüz yetersiz görülüyor. Çok çabuk faul problemine giren bir oyuncu. Az zamanda çok şeyler yapabilme isteğinin yanında toyluğu sebebiyle düştüğü tuzaklar buna yol açıyor. Bu konuda soğukkanlılığını koruyabilmesi, o bahsedilen altından kalkamadığı sorumlulukları ile mücadelesinde kendisine yardımcı olacaktır. Tabi ki Odom’un yokluğunda asıl iş Kobe’ye düşüyor. Sezon başından beri gelişen takım oyunu ve sakatlıklardan dolayı eksik çıktığımız maçlarda bile işe yarayan bu yeni oyun tarzının temelleri geçen seneki Phoenix serisinde atılmıştı. Kobe’nin yokluğunda skor yükünü üstlenmek zorunda kalan Lamar Odom’un başarısı takımın zorlanmasını ve seviye düşmesini önlemeye yetti. Artık Kobe de oyunun her alanında taşın altına daha çok sokması gerekiyor elini. Kullandığı şut sayılarının tekrar yükselmesi ve bunun 20 üstü rakamlara ulaşması kaçınılmaz. Bu, O'nun takım arkadaşlarına güveninin değişmesi gerekliliğini getirmiyor. Bu konuda koç Jackson tavrının değişmesi söz konusu olamaz. Ancak belli rollerin belli bir süre değişeceği de bir gerçek.Son olarak... Lamar Odom, iyimserlik bir kenara bırakılırsa Ocak ortasına kadar takımdan uzak kalacak. Geri dönmesi için verilen süre dahilinde 15 Ocak’ta Staples Center’da oynayacağımız Miami maçına kadar 14 maç oynayacağız O'nsuz. Bu 14 maçın 9'u dışarıda. Pasifik grubunda Phoenix’in yarım maç ardından ikinci durumdayız. 13 maçlık bir galibiyet serisi yakalamış durumdalar ve Amare iyiden iyiye dominant oyununu kabul ettirmeye başladı. Odom’un yokluğunda geçireceğimiz bu zorlu dönemde grubun zirvesinden kopmamak adına kişisel performansların kademe atlaması şart. Uzun ve zorlu doğu turnesinde zaman zaman ekstra performanslara ihtiyacımız olacak. Hücum konusunda yüzdeli oynamaktan başka bir temennimiz yok. Bunun yanında savunma kısmında asıl zorlandığımız noktalardaki performanslarımız daha belirleyici. Özellikle de ribauntlardaki başarımız galibiyeti getirmeye yetiyor. Takımın ribaunt yükünü taşıyan Odom’un yokluğunda savunmada yaşayacağımız eşleşme problemleri ve buna bağlı karşılaşacağımız zorluklar zaten vasatın altında gözüken savunma direncimizi daha da aşağılara çekecektir. * * * Bütün bunların gölgesinde geçecek zorlu Aralık sonu döneminde, üç maçımızı televizyondan takip edebileceğiz. 18 Aralık Wizards ve 20 Aralık Bulls maçları NBA TV’den canlı olarak verilecek. Christmas günü yine Miami Heat ile karşılaşıyoruz (25 Aralık gecesi saat 21:30). Bu maç daha insani bir saatte, NTV ve NBA TV’nin ortak yayınıyla bizlere ulaşacak. Görüşmek üzere. |
| < Bu köşeye yazılan bir sonraki yazı | Bu köşeye yazılan bir önceki yazı > |
|---|
- Sezon 2008-09





Yaz aylarının en başından başından beri, Kobe ile birlikte süre gelen sakatlık problemleri takımın peşini bırakmış değil maalesef. 12 Aralık’taki Houston maçının henüz başında, Lamar Odom’un dizi döndü ve en az bir ay takımdan uzak kalacağı açıklandı. Elimizde artık arkasına saklanabileceğimiz ve işimizi kolaylaştıracak bir fikstür yok. Ayrıca maçların zorluk kat sayısı da sezon başına oranla çok daha yüksek. Odom’un yokluğunda girdiğimiz bu zorlu dönemden nasıl çıkacağımız yada çıktığımızda kendimizi nerede bulacağımız belirsiz. Ancak bu dönem, Odom’un Lakers için neler ifade ettiğini kavrayabilme konusunda takımdaki diğer oyuncular ile beraber bizler için de faydalı olacak.
Rudy-T ile geçen boşa zaman, takım kimliği oturmadığı -ya da hiçbir zaman olmadığı- için açıkçası kimin ne yaptığı da çoğu zaman belli olmayan Lakers’taki bu ilk sezonu boyunca beceriksiz yapısı hep ön planda oldu. Clippers ve Miami kariyerleri boyunca çoğunlukla 3 numara pozisyonunda oynamış olan Odom, her ne kadar her iki forvet pozisyonunda oynayabilme kabiliyetine sahip olsa da oyun yapısı ve fiziği gereği daha çok verimli olabildiği bölge kısa forvet pozisyonu. Kendini ispatlaması ve bu kontratı ele geçirmesinde ön plana çıkardığı saha görüşü, müthiş top kontrolü ve pasör özelliklerini bizlere sergilerken görev aldığı nokta ve üstlendiği rol bu şekildeydi. Ancak kadro yapısı gereği Odom 4 numarada buldu kendini Lakers’taki ilk sezonunda. Bu da alışık olmadığı, dolayısıyla hem mental hem de fiziksel anlamda -oyunun savunma kısmında- eksik kalacağı, takıma yeterli katkıyı sağlayamayacağı anlamına geliyordu. Zaten rakiplerin Odom’un üstünden oynama arzuları ve bu dezavantajlarından kolaylıkla yararlanabilmeleri, O'nun kaybolan güvenini bir kenara bırakın, oyun disiplininden de kopmasına yol açmıştı. Hücumda gereksiz zorlamalar, maç içinde yaptığı verimsiz üçlük antrenmanları hep bunların sonuçlarıydı.
Takımda daha çok bir rol oyuncusu olarak gözükse de, istatistik kâğıtlarını doldurmaktan öte takım oyunu içerisinde üstlendiği rol gözüktüğünden çok fazla. Somut konuşmak gerektiğinde bu sezon sakatlanana kadar oynadığı 21 maçtaki istatistikleri aslında her şeyi tek başına ifade edebiliyor.
Tabi ki Odom’un yokluğunda asıl iş Kobe’ye düşüyor. Sezon başından beri gelişen takım oyunu ve sakatlıklardan dolayı eksik çıktığımız maçlarda bile işe yarayan bu yeni oyun tarzının temelleri geçen seneki Phoenix serisinde atılmıştı. Kobe’nin yokluğunda skor yükünü üstlenmek zorunda kalan Lamar Odom’un başarısı takımın zorlanmasını ve seviye düşmesini önlemeye yetti. Artık Kobe de oyunun her alanında taşın altına daha çok sokması gerekiyor elini. Kullandığı şut sayılarının tekrar yükselmesi ve bunun 20 üstü rakamlara ulaşması kaçınılmaz. Bu, O'nun takım arkadaşlarına güveninin değişmesi gerekliliğini getirmiyor. Bu konuda koç Jackson tavrının değişmesi söz konusu olamaz. Ancak belli rollerin belli bir süre değişeceği de bir gerçek.