| Işıklar Söndüğünde... |
|
|
| >> ANALİZ: Ali Güney | |
| Salı, 05 Aralık 2006 | |
Uzun zamandır hissetmediğim, dolayısıyla garipsediğim fakat nankörlük etmeden hoşuma gittiğini belirtmek zorunda olduğum bir ruh haline soktu bu sezonki Lakers beni. Takımın oynadığı oyun, bununla birlikte bizlere verdiği güven, kâğıt üzerinde yapılan yorumlara ilave edilen ukala tahminlere ve üzerimizdeki kötümser önyargıdan kurtulmamıza yol açtı bile. Bazı hislere kapılmak için hala erken ama maçları takip ederken duyduğumuz o eminlik hissi, içini rahatlatmaya yetiyor insanın.
... Bu satırların yazıldığı an itibariyle 12–5’lik bir yüzdeye sahibiz ve Pasifik grubundaki liderliğimiz devam ediyor. Hep bahsettiğimiz ve takımı sezona iyi bir başlangıç yapma zorunluluğu ile yüzleşmeye iten kasım fikstürünü başarıyla atlattığımızı söylemek zorundayım. Açıkçası bu kadarını ben de beklemiyordum. Sezonun başlamasına az bir süre kala devam eden sakatlıklar, dolayısıyla oturamayan kadro, belirsizliğini sürdüren rotasyon, alışılamayan hücum setleri ve bu eksik kadro yüzünden hala üstlenilemeyen takım rolleri, bütün bu hepsi birleşince %50‘lik bir galibiyet yüzdesi kabul edilebilir bir durumdu içerde oynadığımız maçlar için. Her ne kadar oynadığımız maçların zorluk seviyesi çok yüksek olmasa da bu tavrımda olaylara kötü yönünden bakma takıntımın ve tabi bir türlü bastıramadığım, azla yetinmeye zorlandığım klasik kanaatkâr yapımın rolü büyüktü. Ama ışıklar söndüğünde bütün kadınlar güzelmiş demek ki hakikaten. Bu patavatsızlık ürünü cümle bile son iki - üç seneden sonra mazur görülebilir türden bence. Neyse, Tayshaun Prince ve Michael Redd ucubeleri bunu kabul etmemiş olsalar da şu ana kadar istisnalar kaideyi bozmadı bu söz çerçevesinde. İçerde oynadığımız maçlarda durum 10–2. Pistons ve Bucks maçlarında maruz kaldığımız müthiş bireysel performanslar dışında Clippers ile olan deplasmanı da sayarsak 11 galibiyetimiz var Staples Center’da. Bu seviyeye ulaşabilmemizde ana faktör, bağlı kaldığımız takım oyunu kesinlikle. Başa koyabileceğimiz en büyük faktör bu. Sakat oyuncularımızın iyileşmeye başlaması ile takım içindeki roller belirlenmeye başladı. Ancak hala aksayan noktalara bulunamayan çareler sonucu mevcut sıkıntılarımız devam ediyor. Bu da geçen seneki playoff 1. turu ve akabinde eve dönüş ile sonuçlanan sezon finalinin ardından bu sezon da aynı sonun bizi beklediği inancını yaydı herkese. Batı'da, geçen seneye oranla daha da kızışmış yer kapma mücadelesinde zorlanacağımız ve geçen seneden üste fazla herhangi bir şey koyamadan bir dejavuya tanıklık ederek aynı sonla yüzleşeceğimiz düşünülüyor. Sonuçta hala oyun kurucu pozisyonundaki sıkıntılar devam ediyor, gerekli pota altı sertliğine erişemedik ve savunma sorunları halde hazırda devam etmekte. Ayrıca kadroya yaptığımız en önemli eklenti olan ve buna bağlı olarak en beklentilerin üzerinde yoğunlaştığı Radmanovic transferinin meyvelerini de henüz tam toplayamadık. Ama takımda kimin ne zaman ön plana çıkacağı geçen seneye oranla daha belli artık. Takımdaki kendine güven duygusu, paylaşımcı oyun yapısının gerekliliği sonucunun benimsenmesine yardımcı oldu. Geçen seneden üste koyduğumuz en büyük etken bu. Değişen, daha doğrusu oturan mantaliteden başka bir şey değil ulaştığımız bu seviyenin sebebi.Aslında her şey somut verilerle açıklanıyor ve değerine kavuşuyor. Hala kapatılması gereken çok gedik var. Oyun kurucu pozisyonu ile başlayabiliriz. Günün birinde bu konudan mevzuya girmediğim bir anın hayali ile yaşamaya devam ediyorum. Konuya dönersek, Smush Parker ve Jordan Farmar bu bölgenin 48 dakikasını paylaşıyorlar. Hala guard savunması namına ortada bir şey yok. Eldeki oyuncular ve tecrübeleri doğrultusunda bu konuda bir istikrar bekleyemiyoruz. Rakiplerimize maç başına 9.12 top çalma fırsatı sunuyoruz. Bu alanda lig sonuncusuyuz. Buna karşılık top çalma ortalamamız takım olarak maç başında 6.50. Top kayıplarında ise 17.50 ile bu alanda ilk üçteyiz. Parker’ın inişli çıkışlı performansı devam ediyor. Daha doğrusu iki geri bir ileri desek yalan söylememiş oluruz onun form grafiği hakkında. Ne kadar fazla top kullanırsa oyunu o kadar kötü yönde etkileniyor. Bu da hücum sisteminin dışına çıkmasına ve takımın dengesinin bozulmasına neden oluyor. Çaylak Farmar’ın ise dakikaları çok çabuk arttı. Şu anki seviyeye bu kadar çabuk ulaşabileceği düşünülmüyordu. Shammond Williams’dan henüz faydalanamayışımız ve Vujacic’in oyununun(!) bunda etkisi büyük olsa da Farmar’ın oyununun geldiği nokta göz ardı edilemez. Dış şutlarda daha güvenilir bir hale gelmesi ve aklı başında oyunu, O'nu bu seviyelere taşıdı. Sıkıntı tabi daha çok savunma kısmında. Zamana ihtiyacı var, bizim de ihtiyaçlarımız var ama bunlar onun üzerinde yoğunlaşmıyor şu an için. Oyun kurucu pozisyonundaki yaşadığımız savunma problemlerinin yanında diğer bir üzerinde durmamız gereken nokta pivot mevki. Birinci pivotumuz olan Kwame Brown’un sezonun ilk iki haftasını kaçırması gündeme gelince, genç Bynum ilk beşte bulmuştu kendini. Çok iyi performanslar ortaya koydu çoğu zaman ve görevini başarıyla yerine getirdi. Tabi ondan bu iyi oyununu her maç sahaya yansıtmasını beklemek kendimizi kandırmaktan başka bir şey olmayacaktı. Hala çok genç ve dolayısıyla inişli çıkışlı bir form grafiği sergilemesi gayet normal. Ayrıca ilk beş başlamanın baskısı apayrı bir şey. Hele ki bu yaştaki bir oyuncu için. Nitekim yaklaşık olarak sezonun ilk iki haftasında oynayamayan Kwame’nin takımdaki yerini alması ile birlikte o bölgedeki sıkıntılar kısmen azalmış oldu. Kenardan gelerek iyi işler çıkarması ve sakatlıktan tamamıyla kurtulması ile tekrar ilk beşe döndü Kwame. Bynum üzerindeki biriken baskıların hafiflemesi açısından bu hamle çok yerinde oldu. Tekrar benchten gelerek daha rahat bir kafa yapısı ile daha iyi işler çıkaracaktır. Ronny Turiaf konusuna geldiğimizde ise, O'nun hakkında ilk söylemek istediğim şey sürelerinin artması gerektiği. Koç Jackson’ın belki de en çok eleştirildiği noktalardan biri. O'nun genç oyunculara olan bakış açısı ortada, ancak Ronny oynadığı her saniyenin hakkını vermeye devam ediyor. Oyuna heyecan katıyor ve takımı ateşliyor. Bunların yanında olgunlaşan oyunu gözlerden kaçmıyor. Aldığı kısa sürelerde savunmada varını yoğunu ortaya koymaktan başka hücumda sistemin gerekliliklerini yerine getirip sabırlı bir oyun sergiliyor. Odom’un takımdaki rolünden ötürü, ayrıca Walton ile birlikte oynadığında oyunun her alanı yaptıkları etkiler ön alandaki sürelerin bu iki oyuncu arasında paylaşılması demek. Brian Cook’un da takıma dönmesiyle ki Jackson’ın ona olan bakış açısı belli, PF bölgesindeki rotasyon merak konusu. Turiaf’ın bunlara takıldığını düşünmüyorum, o nasılsa öyle devam edecektir ve onun da zamanı gelecektir. Yazın geçirdiği diz ameliyatının ardından bir daha eski haline asla geri dönemeyeceği ve geçen seneden bu yana artık bambaşka bir Kobe izleyeceğimiz yönündeki söylemler tüm camianın kafasını karıştırmıştı. Özelikle de koç Jackson’dan benzer sözler işitince... İdare edecek bir oyunla geçirdiği sezon başı maçlarının ardından yavaş yavaş kendini zorlamaya başladı Bryant. Bu dönemde Lamar Odom’un agresif oyunu ve gençlerin dinamizmi takımı belli bir seviyede tutmuş ve telafi anlamında iyi işler çıkarmışlardı. Kobe de bu oyunu benimsemiş ve takım arkadaşlarının işini kolaylaştırmak adına oyununu paylaşımcı bir şekle sokmuştu. Staples Center’da oynadığımız Utah maçının başlaması ile birlikte adeta atağa kalkan Kobe, üçüncü çeyreğin sonuna gelindiğinde 52 sayıya ulaşmıştı bile. Rakibi yorgun yakalayışımız bir yana, bu sayıların 30’unu tek bir periyotta ve şut kaçırmadan gerçekleştirmesi asıl bakakalınacak noktaydı. Karşısında onu tutmaya çalışan Kirilenko’nun girip girip çıktığı şekiller ve top ellerinin üzerinde potaya doğru giderken gizleyemediği çaresizliği, Kobe’nin tekrar %100’e yakın seviyelere çıkmak üzere olduğunun göstergesiydi. O'nun her maç 35 üstü sayılar atması artık çok da önemli değil bizler için. O'nun için de çok önemli olmadığını düşünüyorum. Ama yine de sakatlığı konusunda yapılan yorumlara cevap verme açısından önemliydi bu oyunu. Bu performansı taraftarların içini rahatlatmaya yetti.- Maçı NBA TV için anlatan sevgili Murathanoğlu ağbimizin makyajsız hali hiç bu kadar çekilir olmamıştı benim için. Sloan ve Okur muhabbetlerinin domine edileceği baştan belli olan bu maçta, Kobe’nin performansı sayesinde duymazdan gelebildik bütün bunları. Kobe’nin oyun tarzının takımdaki rolleri etkilediği, özellikle de Odom’un oyununu sekteye uğrattığı konusunda yorumlar var. Ancak bu sezonki maçları referans aldığımızda Kobe’nin her maç 25 top kullanmak gibi bir saplantıdan uzak olduğu çok belli. Atamayacağı anlamına gelmiyor tabi ki bu. Geçen sene bunu çok yaşadı. Bu sene ise takım arkadaşları onun eline daha az bakar haldeler. Odom artık çok daha agresif bir oyun yapısına sahip. Bu hücum sistemindeki yeni rolünde çok önemli takım için. Zaten top kullanmak konusundaki çekingenliğini üzerinden atmış durumda. Bu da Bryant’ın kendisini ve dizini daha çok dinlendirebileceği bir ortam demek. Bench oyuncularının takıma olan katkısı da bu sezon başı iyi performansımızın ana etmenlerinden. Geçen senelerde neredeyse hiç yararlanamadığımız bench katkısı bu sezon fazlasıyla tatminkâr. Mo Evans, tıpkı Turiaf gibi kenardan gelerek skor yüküne yardımcı olabiliyor. Kobe kenardayken girdiğinde (yani iki numara oynadığında) savunma katkısı daha çok ön plana çıkıyor. Vasatın altında bir pasör olduğu için takım kısaldığı zaman daha faydalı. Radmanovic ise sağ elindeki sakatlık bilmecesi ile birlikte takıma yarar sağlar hale gelebildi diyemeyiz. En kısa zamanda form tutmasını yani istikrarlı şutlarına kavuşmasını bekliyoruz. Son olarak... Önümüzdeki Hornets, Hawks ve Spurs maçlarıyla birlikte Staples’daki maçlarımız tamamlanıyor. Ardından "Teksas" ekipleriyle oynanacak peşpeşe maçlar ve sonrasındaki doğu turnesiyle beraber 2006’yı tamamlıyoruz. Son Pacers maçında sağ ayak bileği burkulan ve 21 dakika sahada kalabilen Kobe’nin durumu şu an için çok kötü gözükmüyor olsa da an itibariyle kesin bir açıklama yok. En fazla önümüzdeki Hornets maçında dinlendirilmesi söz konusu. Bunun dışında takımdaki her şey bahsedildiği gibi yolunda. Hücumda gösterdiğimiz iyi performansın savunmaya yansıtmamız durumunda daha da iyi olacağımız kesin. Deplasman turlarındaki ve daha da güçlü rakiplerle oynayacağımız maçlardaki oyunumuz şimdilik merak konusu olsa da kötümser olmak için bir neden bulunmuyor. |
| < Bu köşeye yazılan bir sonraki yazı | Bu köşeye yazılan bir önceki yazı > |
|---|
- Sezon 2008-09





Uzun zamandır hissetmediğim, dolayısıyla garipsediğim fakat nankörlük etmeden hoşuma gittiğini belirtmek zorunda olduğum bir ruh haline soktu bu sezonki Lakers beni. Takımın oynadığı oyun, bununla birlikte bizlere verdiği güven, kâğıt üzerinde yapılan yorumlara ilave edilen ukala tahminlere ve üzerimizdeki kötümser önyargıdan kurtulmamıza yol açtı bile. Bazı hislere kapılmak için hala erken ama maçları takip ederken duyduğumuz o eminlik hissi, içini rahatlatmaya yetiyor insanın.
Bu seviyeye ulaşabilmemizde ana faktör, bağlı kaldığımız takım oyunu kesinlikle. Başa koyabileceğimiz en büyük faktör bu. Sakat oyuncularımızın iyileşmeye başlaması ile takım içindeki roller belirlenmeye başladı. Ancak hala aksayan noktalara bulunamayan çareler sonucu mevcut sıkıntılarımız devam ediyor. Bu da geçen seneki playoff 1. turu ve akabinde eve dönüş ile sonuçlanan sezon finalinin ardından bu sezon da aynı sonun bizi beklediği inancını yaydı herkese. Batı'da, geçen seneye oranla daha da kızışmış yer kapma mücadelesinde zorlanacağımız ve geçen seneden üste fazla herhangi bir şey koyamadan bir dejavuya tanıklık ederek aynı sonla yüzleşeceğimiz düşünülüyor. Sonuçta hala oyun kurucu pozisyonundaki sıkıntılar devam ediyor, gerekli pota altı sertliğine erişemedik ve savunma sorunları halde hazırda devam etmekte. Ayrıca kadroya yaptığımız en önemli eklenti olan ve buna bağlı olarak en beklentilerin üzerinde yoğunlaştığı
Yazın geçirdiği diz ameliyatının ardından bir daha eski haline asla geri dönemeyeceği ve geçen seneden bu yana artık bambaşka bir