| Ooofff, Off-Season! |
|
|
| >> Çağlar Yıldız | |
| Perşembe, 06 Temmuz 2006 | |
Düzenli olarak yıllardan beri süregelen; çok neşeli, şen-şakrak geçirdiğimiz ve her yıl iple çektiğimiz, Geleneksel Lakers Off-Season Depresyon Şenlikleri’nin en hareketli dönemi başlamış bulunmakta. Bu organizasyonun genel koordinatörü Mitch Kupchak, bizleri kilometrelerce uzaktan da olsa bu sene de organizasyondan mahrum bırakmamaya kararlı görünüyor. Yazıma başlamadan önce dünyanın öbür ucunda bile olsa bizleri düşünen bu kır saçlı, sevgi dolu amcamıza teşekkür ve şükranlarımı sunuyorum. Büyüksün Baba!
Lakers, bambaşka bir takım, her yönüyle. Bambaşka olduğunu anlamak için gereken belirtiler hiç de gizlenmiş değil, ne mutlu bize. Bunların en başında dünyada en fazla taraftara hatta taraftar fan sitesine sahip olması geliyor. Bu belki bizi bambaşka yapan, diğer takımlardan ayıran ufak bir özellik. Ama diğer takımlardan ve onların taraftarlarından bizi ayıran çok büyük bir özellik de boy göstermeye başladı son yıllarda. Biz Laker’lar; Sacramento, Dallas, Philadelphia, New Jersey taraftarlarının yaşadığı play-off heyecanı, stresinin yanı sıra her sene off-season sinir-stresi de yaşıyoruz bilindiği üzere. Heyecan ise bu konuda bambaşka birşey, belki yeni Laker’lar uzun süreli heyecan yaşıyor olabilir “ne olacak ne bitecek?” merakıyla. Ama hatırı sayılır bir süredir (en azından 2-3 yıldır) Lakers’ın yoluna baş koymuş olanlar bu heyecanı ya hiç ya da çok kısa yaşarlar. Makbûl olanı da budur zaten... Bu off-season stresini yaşayıp hiç takmayan da var, Mr. Bedri gibi kalbi sıkışıp yüksek tansiyon problemi yaşayan da... Ben ikinciye yakın olan kesimdenim, ama sadece yakın. Bizim de Artık Bir Jordan’ımız var! Ben drafti, lotaryaları veya NCAA basketbolunu çok takip eden bir insan evladı değilim. Hadi draft muhabbeti neyse ama NCAA oyuncularının durumu vs. konusunda pek değil, hiçbir bilgisi olmayan kör cahilin biriyim. Ama tabi draft tarihi yaklaştıkça, 26 ve 51’den seçiyor olsak da ister istemez insanın içinde minik de olsa kıpırtılar oluyor, forumdaki muhabbetlere istemesek de kendimizi kaptırıyoruz. Draftten 2 gün önce beni bir hastalık tuttu, şifayı kaptık, yatalak olduk. Böylece draftin sabahına kadar da ne foruma, ne de herhangi bilgi alabileceğim bir teknolojik unsura başvuramadım. Draft gecesinin akşamında önceki 2 güne göre oldukça iyi hissediyordum kendimi, ama kalkıp da internete girmeye mecalim yoktu açıkcası. Mustafa hazretlerini arayarak forumdan draft konusunda biraz haber aldım. Şu anda net bir karar olmadığını sadece James “iyi insan taklidi yapar” White konusunda olasılığımızın daha yüksek olduğunu okuduğunu söyledi. İlk 10 civarında seçilecek oyuncuların dışında diğer oyunculardan pek haberim yoktu, ama multimedya ile arası iyi olan biri olarak James White’ı tanımamamın da imkanı yoktu. Gayet mutlu oldum, hatta sevindim, biraz da heyecanlandım. White’ın ne kadar pota azmanı, hayvani bir atlet olduğunu ve Orkun’un deyimiyle; ‘atletik özelliklerinin terbiyesizlik boyutunda olduğunu’ aylar öncesinden biliyordum. Lakers’ta bu tür oyuncular çok fazla barınamaz aslında, yani sadece atletik özellikleri gelişmiş olan ve işi gücü 10 dakika çıkıp iki akıl almaz smaç yaparak milletin yediği cipslerin boğazlarında kalmasını sağlamak olan oyunculardan bahsediyorum. Ama White’ın savunmasının da fena olmadığından haberdar olmuştum yine Mustafa sayesinde. Bu heyecanımı daha da arttırmıştı...Neyse, akşam 9 gibi Tanrı’nın bize lûtfettiği teknolojik nimetlerden yararlanıp telefonumun alarmını 2:30’a kurup, uyudum. Kalktığımda başlamış gibiydi, ancak ilk sıranın gelmesi için bayağı bekledim. Seçimler başladı. 1, 2, 3 derken daha 10 bile olmadan saat 4 olmuştu ve ben semi-automatic uykuya geçmiştim. Daha fazla dayanamayıp, hastalığımın da etkisiyle saat 5’e doğru uyuyakalmışım. Rüyamda White üzerimden binbir türlü hayvani smaçlar basıp somurtuyordu, sonra oturup birbirimize sarıldık ve ağlayarak İsmail YK’dan Allah Belanı Versin şarkısını söylemeye başladık. Şaka bir yana sabah uyandığımda tabi hiçbir şeyden haberim yoktu, ama White’ı alacağımızı zannediyordum. Oturdum bilgisayarın başına, bakınmaya başladım... Bir anda dünyam başıma yıkıldı, ben direkt listede James White’a baktım ve Portland tarafından seçildiğini gördüm. Foruma girdim okumaya başladım, NBA Draft’i Türkiye Baş Konsolosluğu Başkanı Bülent Bedri’ye danıştım. Her yerden olumlu sinyal aldım, kimsede üzüntü yoktu. Ama hayır, bu filmin başı böyle değildi. Şu anda insanların mutsuz olması, Kupchak’e kokulu kokulu öpücükler yolluyor olması gerekiyordu. Lafı fazla uzatmadan... Jordan Farmar diye bir çocuğu seçtiğimizi ve elimizdeki verilere göre çok iyi bir seçim olduğunu öğrendim. Burada oturup Farmar’ın özelliklerini uzun uzun yazarsam bir önceki Mr. Bedri yazısını okuyanlar benimle dalga geçerler, biliyorum. Ama vasat görünen istatistiklerine rağmen, UCLA gibi sisteme dayalı oynayan bir takımda başarıyla liderlik yapıyor olması ve kendini geliştirmesi sonucunda çok fazla işimize yarayacak olmasını bilmek güzel en azından. Extra olarak da, ufak boylu ama bir beyaza göre yüksek derecede iyi olan bir atletikliği de bulunmakta (Bkz. ilgili resim) ve resmi verilere göre 42” gibi korkunç bir dikey sıçraması varmış.. Ama bu sene (belki sonraki sene de dahil) fazla süre almasını beklemememizi, babamız Kıpçek söyledi zaten. Ayrıca Kobe Bryant’ın da draft gecesi Farmar kardeşini arayıp tebrik ettmesi de hem bizler için, hem de camia için sevindirici. Farmar bu olaydan sonra Kobe gibi büyük bir yıldız tarafından tebrik edilmenin büyük onur olduğunu ve çok şaşırdığını da söylemiş. Tabi tüm takım Kobe’nin etrafında, O'nun oyun durumuna göre kurulduğu ve kurulacağı için O’nun yeni takım arkadaşı hakkındaki düşünceleri de önemli. Umarım camiaya yakışan, hayırlı bir evlat olur diyerek kapatayım bu mevzuyu. Uçurtma Çıtası Karşılığında Maurice Evans Bu da işin en janjanlı, en bol kaymaklı yeri. Ve açıkcası Kupchak’in son zamanlarda geçirdiği en hayırlı draft gecesi oldu diye düşünüyorum. 51. sırada -hangi akla hizmetse bilemiyoruz tabi- seçtiğmiz Chick "çıta" Samb’i de, artık şans eseri mi yoksa cinlikle mi oldu bilemiyorum ama Detroit Pistons’a postalayarak karşılığında en azından ne idüğü belirsiz olmayan ve hatırı sayılır bir NBA tecrübesi olan Maurice Evans’ı aldık. İşimize çok yaramayacak bile olsa 2.15 boyunda 88 kilo olan bir adamdan daha güvenilir olacağı kesin gibi duruyor. Ki işimize yarayacağı da kesin... Savunmayı ve mücadeleyi seven biri olması çok güzel, orta mesafesi de vasatın üzerinde. En azından benchten gelir, hoş gelir... * * * Ama durun, şenlik daha yeni başlıyor... Organizasyon hazır, herşey güzel; çok güzel hamleler ile alışılagelmemiş lezizlikte drafti atlattık ve MLE gibi bizim için çok değerli bir kontratı cebimizde saklıyoruz. Herkes zaten bize gelmek istediği bilinen Marcus Banks’i de rahatlıkla alıp, ilk beşe koyup, çatır çatır oynamasını bekleyip, rahata kavuşmaya ve Farmar’ın gelişmesini seyretmeye hazır. İşte tam o anda herşey kopuyor ve Miç Kıpçek’in aklında müthiş zekice planlar dönmeye başlıyor. İnsanları korkutmak, uykusuz geceler geçirmesini sağlamak için Los Angeles’ın kuytu bir kasabasında volta atan kahramanımız, dolaşırken “bu organizasyon kesinlikle monoton geçmemeli, bir heyecan bir hareketlenme gerek bu ortama, nihahahaha” nutukları atmaya ve yurdum Lakers’lısı sağa sola kaçışmaya başlar. Bu sırada kasabanın Miami Heat’li delikanlısı da evinin kapısının önünde kıskıs gülerek, kırmızı siyah desenlerle dizayn edilmiş tespihini daha bir hışımla sallamaya başlar. İşte tam o sırada Nuri Alço & Mitch Kupchak ikilisi devreye girer... Gitti Güzelim MLE, Gitti. Herkese hayırlı ve uğurlu olsun, takıma MLE kontratlı beyaz bir Brian Cook aldık. Ya şimdi mantıklı bir şekilde düşünüyorum ya da düşünmeye gayret ediyorum; tamam Radmanovic bu aldığı paranın altında olan, kalas bir oyuncu değil. Çok da yararı dokunacaktır takıma, ben çıkıp çatır çatır oynayacağını düşünüyorum ama bu işin farklı kısmı... Şöyle bir soru var, bu adamı başka türlü alamaz mıydık? Hayır alamazdık. İşte bu noktada akıllara daha önemli ve cevap bekleyen bir soru geliyor; “niye aldık?”Bu soruya, şimdiye kadar okuduğum kocaman 3 forumda tam olarak cevap verebileni göremedim, görürsem de zaten görmemiş gibi yapar geçerim. Phil Jackson’ın yaptığı açıklamalarda takımın en büyük sorunlarından birinin dış şutlar olduğunu söylemesi zannedersem büyük bir etken. Ama ondan daha büyük sorun olan en içteki ve en dıştaki hem ofansif hem defansif tehtidlerin eksikliği, hatta yokluğu hala mevcut. Marcus Banks gibi MLE’a geleceğini açıklayan ve dışarıdaki pg yaramıza tamamen ilaç olacak gencecik çocuğu almayıp, bu sadece üçlük sorunumuzu halledebilecek adamı almamız büyük hatadır. Tabi bunun doğru hamle olduğunu düşünenler de var, doğaldır, düşünce farklılığıdır, saygı duyulur... Zaten ben de “hiçbir işimize yaramaz” demiyorum, dediğim gibi çok da işimize yarayacak. Kobe’ye de destek çıkacak, kritik anlarda şut da sokacak, maç da kazandıracak bundan eminim. Ancak gerçekten gerek yoktu böyle bir adama, daha doğrusu bu kontratla bu adama. Zaten getirdiği az sayıda avantajın yanında yavaşlığı, savunma problemi, uzun boylu kısa olarak oynaması gibi önemli dezavantajları var. Bu da zaten en büyük problemimiz olan takım savunmasını iyice yerlere yatırıyor. İşin daha da kötü yanı; MLE bir adamı şu kadrolu halimizle, banktan getiremeyeceğimize göre içerisinin daha da kötüleşecek olması. Çünkü Lamar Odom’un 4’te oynaması içten bile olmasa da malesef öyle görünüyor. Radmanovic’i oynatmaya kalkarsak iyice kötü olacak, zaten kendisinde pek ribaund alma, savunma yapma telaşesi de olmadığından orada oynama imkanı şimdilik görünmüyor. Bu da zaten bu transferi bence en kötü kılan unsur... Doktor Bey..! Yaşayacak Mı? Takımın seneye ne durumda, nasıl olacağından çok, şu off-season’ı nasıl bitireceğimiz merak konusu benim kafamda. Sonuçta yapılan iyi-kötü hamlelere rağmen olay bitmiş değil ve elimizde, hatırı sayılır bir takasta işimize yarayabilecek Mihm, Cook, Smush gibi malzemeler bulunmakta. Bu malzemeler ile 2-3 ve 3.5 numara (Cook, Radman vb.) dışında alınacak her eli yüzü düzgün oyuncuyu kâr olarak kabul ederim. LLE’ı da Laron “erol” Profit ile değerlendireceğimiz gündemde. Hiç de fena olmaz en azından savunmaya ve mücadeleye hevesli olduğunu biliyoruz, ayrıca gelişime açık, iyi bir atlet. Tabi Pinnock’tan yana da kullanma ihtimalimiz bulunmakta ama bu insanoğlu hakkında çok şey bilmediğimden hiç mevzuya dalıp da elime yüzüme bulaştırmak istemiyorum. Zaten Summer Leauge’de izleyeceğiz O’nu da... SPL hakkında da oyuncuların tam listesini ve ayrıntılı bilgiyi önceki Bedri yazısında ya da forumdaki SPL - Yaz Ligi topicinde bulabilirsiniz.Şu anda güvenilir bir PG eksiğimiz devam etmekte... Banks’i %90 ihtimalle kaçırdığımızı ve geriye kalan %10’luk kısmının da Kıpçek’in bireysel yetenekleri sayesinde yok olacağını düşünüyorum. Yani şu dakikadan sonra Banks’in alınması bizi garip bir şoka uğratır... İçeriye birini almak içinse umudu bırakın sürekli çıkan dedikodulardan bile eser yok. Çıkan yalan-yanlış dedikodular bile ilginç bir şekilde Bowen, Finley, Joe Johnson, Fisher gibi adamlar üzerinde yoğunlaşmakta, içlerinde pivot yok. Dedikoducular bile umudu kesmiş, artık gerisini siz düşünün... Görünen o ki seneye içerde -Mihm’in gönderileceğini varsayarak- Kwame, Bynum, Turiaf ve Odom (evet, bence de malesef) ile takılacağız artık. Zaten Mihm gönderilmese bile geçen seneki dakikalarını bulabileceğini zannetmiyorum, bulmasını da istemiyorum. Artı, Turiaf’ın iyi işler yapacağına inanıyorum. Notlar:
* * * Yazıyı yazmaya niyetlenip, oturduğumda herşeye kısa kısa değindiğim ufak bir makale olacak diye başlamıştım ama tahmin ettiğimden biraz daha uzun oldu. Sizlere elimde var olan yazarlık yeteneklerim ve iyi-kötü edebiyatım doğrultusunda keyifli bir yazı hazırlamaya çalıştım, umarım başarılı olmuşumdur. 3 küsür aydır yazı yazmıyordum, belki sezon başlarken bir tane daha yazabilirim. Eheh, sonuçta yazar değilim... Benden bu seferlik bu kadar Laker kardeşlerim. Buradan bu yazıyı şu anda okuyan rakip takımın taraftarlarlarına sesleniyorum; GM’nizin değerini bilin, O’na iyi davranın, hor görmeyin. Hepiniz, kalın sağlıcakla. Çağlar Yıldız |
| < Bu köşeye yazılan bir sonraki yazı | Bu köşeye yazılan bir önceki yazı > |
|---|
- Sezon 2008-09





Düzenli olarak yıllardan beri süregelen; çok neşeli, şen-şakrak geçirdiğimiz ve her yıl iple çektiğimiz,
Ben drafti, lotaryaları veya NCAA basketbolunu çok takip eden bir insan evladı değilim. Hadi draft muhabbeti neyse ama NCAA oyuncularının durumu vs. konusunda pek değil, hiçbir bilgisi olmayan kör cahilin biriyim. Ama tabi draft tarihi yaklaştıkça, 26 ve 51’den seçiyor olsak da ister istemez insanın içinde minik de olsa kıpırtılar oluyor, forumdaki muhabbetlere istemesek de kendimizi kaptırıyoruz. Draftten 2 gün önce beni bir hastalık tuttu, şifayı kaptık, yatalak olduk. Böylece draftin sabahına kadar da ne foruma, ne de herhangi bilgi alabileceğim bir teknolojik unsura başvuramadım. Draft gecesinin akşamında önceki 2 güne göre oldukça iyi hissediyordum kendimi, ama kalkıp da internete girmeye mecalim yoktu açıkcası. Mustafa hazretlerini arayarak forumdan draft konusunda biraz haber aldım. Şu anda net bir karar olmadığını sadece
Herkese hayırlı ve uğurlu olsun, takıma MLE kontratlı beyaz bir Brian Cook aldık. Ya şimdi mantıklı bir şekilde düşünüyorum ya da düşünmeye gayret ediyorum; tamam
Takımın seneye ne durumda, nasıl olacağından çok, şu off-season’ı nasıl bitireceğimiz merak konusu benim kafamda. Sonuçta yapılan iyi-kötü hamlelere rağmen olay bitmiş değil ve elimizde, hatırı sayılır bir takasta işimize yarayabilecek