Bundan sadece üç sene önce, 2006-07 sezonunda; bugün herhangi bir takımda süre alamayan Smush Parker, Brian Cook, Chris Mihm ve takımlarında ancak kısıtlı sürelerle rotasyonun son adamı konumlarında bulunan Vladimir Radmanovic ve Kwame Brown gibi oyuncular Kobe ile birlikte oluşturuyorlardı Lakers beşini. Takımda işe yarar olarak nitelendirebileceğimiz adamlar ise bugün 6. adam konumundaki Lamar Odom ile benchin dibine gömülmüş olan Luke Walton idi.
Merhaba sevgili Lakerlar, uzunca bir süreden sonra tekrar birlikteyiz. Son yazımı yazdığımda takımımız Pau Gasol’den yoksun olarak mücadele etmekteydi, Gasol’ün dönüşünün üstünden tam 18 maç geçti ve bu 18 maçtan 16 galibiyet ile ayrıldık. Bu da, .889’luk bir galibiyet derecesine denk gelmekte, basit bir matematiksel hesap, bu derecenin 82 maçlık bir normal sezonda 72-73 galibiyete denk geldiğini ortaya koyuyor. Bu oranı Gasol’ün dönüşünden sonra ki 71 maç için kullansak dahi, öncesindeki 8 galibiyetle beraber, galibiyet sayısı için 71 rakamına ulaşıyoruz. Bu hesap bu takımı tüm zamanların en iyi 2 takımından biri yapar. Peki, biz sahada oynadığımız basketbolla gerçekten bu kadar iyi miyiz? Hadi birlikte bir göz atalım.
Merhaba sevgili renkdaşlarım, yeni bir sezon, yeni bir umut, yeni bir heyecan ve yeni bir yazıyla tekrar buralarda olmaktan, hele de son şampiyonla ilgili yazıyor olmaktan ne kadar mutluyum bilemezsiniz (aslında bilirsiniz, bu mutluluğu beraber yaşıyoruz). Müsadenizle analizlere geçmeden biraz nostalji yaşatmak istiyorum. Tarih 20 Mart 2006, bu tarihin önemi, Türkiye'de Lakers ile ilgili hüznümü ve sevincimi paylaşabileceğim ciddi bir topluluğun olduğunu keşfetmem ve güzide LakersTR camiasına dahil olmamdan gelmektedir. Şimdi o günlerden bu günlere gelirken Lakers nasıl bir dönüşüm yaşamış aşırı kuşbakışı bir göz atalım.
Herhangi bir konuda defalarca yazı yazmış bir yazar için, her yeni yazı, bilgi, gözlem ve araştırma gerektirir derler. Benim gibi yaş itibariyle ne kadar eski olursanız ya da yazarlık açısından ne kadar başarılı olursanız olun, karşınızdakine her zaman “İşte bu” diyecek ürünü sunmanız gerekir. İyi de benim böyle bir marifetim yok ki. O zaman, otur sıcak koltuğunda, niye cümle kirliliği yaparsın ki denilebilir. Her neyse, daha doyurucu ve kaliteli Lakers yazıları için lütfen Dostoyevski’nin İstinye şubesindeki reyonlarına bakınız…
Şampiyonluk Yazı Dizisi, Bölüm 2 - İlk tur vs. Utah
Geçen yıl Batı Konferansı, Yarı Final Serisi’nde Utah Jazz deplasmanı için sitenin ilk buluşmasını yaptığımızda maç uzatmaya giderken Deron Williams'ın arkadaşlarını alkışlaması üzerine takımın uzatmalarda maçı çevireceğine inanarak böyle bir tepki vermiştim. Takım o gün kötüydü ve Fisher'ın ağırlığını koyması ile uzatmalara gidince inanmıştım. Hatta bu ağır yorumu daha da ağırlaştırarak "şu maçı alın da şu bilmem ne yaptığımın memleketine bir daha gelmeyelim" bile demiştim bağıra bağıra. Fakat o gün Memo'nun uzatmalardaki performansı sonucu bir daha oraya gitmek zorunda kaldık ne yazık ki. Maçı kaybetmemizin üstüne, bir de otobüse son anda yetiştik ki az daha biletlerimiz yanıyordu. O günle ilgili aklımda kalan son bir şey de Şansal'ın bizim maçı yarıda bırakıp otobüse koşmamıza rağmen biraların parasını ödeyin lan diye arkamızdan bağırmasıdır.
Lakers Şampiyonluk Dizisi, Bölüm 1 - Play-off Öncesi
Takımımızın bu sezona damgasını vuran ve en az şampiyonluk kadar ses getiren sloganı "Yüreğine Sağlık" kuşkusuz. Bu slogan ortaya nasıl çıktı, mucidi kimdir bilmiyorum ama bu, bugün Türkiye'deki her Lakers taraftarı ve hatta hafta sonları Milliyet'i dikkatle okuyan her insan bu slogandan haberdar.